Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Kasım '17

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
336
 

“Hayata Şahit Olmak” Ne Demek?

“Hayata Şahit Olmak” Ne Demek?
 

Mucizeler görebilenler için her an yanıbaşımızdadır, Sakın bir nefesi bile boşa harcamayın


Bu hafta sonu yayımlanacak ilk kitabıma ilişkin dostlarım ve arkadaşlarımla paylaştığım bir e-postaya bir arkadaşım “ne mutlu bizi şahit seçmişsin” diye cevap atınca bu yazıyı yazmaya karar verdim…

Şahit seçmek… Şahit olmak.

Ne muhteşem bir kelimedir bu. Sakın olan bir suça ve ya suçlunun yaptıklarına mahkemede şahitlik yapan bir tanık ile karıştırmayasınız bunu. Bu kelime öyle bir kelime ki aslında insanoğlunun kendini gerçekleştirmesinde en üst basamaklara işaret ediyor.

Nasıl mı? Dilim vardığınca anlatmaya çalışayım….

Tüm bu yaşam cümle alem gelip geçici bir tiyatro sahnesi ki var olma sebebi ruhun olgunlaşarak Allah’a vuslata varması. Okyanustan kopan damlaların okyanusa geri dönmesi gibi düşünebilirsiniz. Ancak anlaşılması zor olan şu ki, kopuş diye bir şey yok aslında ve hiç de olmadı. Bu sadece beşer olanın Mutlak ve Bir olanı idrak edememesinden dolayı bir kozmik illüzyon

Bu fani yaşam düzenli değil, basit değil, kesinlik içermiyor. Tam tersine değişken, belirsiz, karmaşık ve bilinmeyen bir doğaya sahip beşeriyat için. İlahi planda ise rasgelelik yok, düzensizlik yok, kaos yok. Her şey belli ve biliniyor.

Kozmik illüzyona kendini kaptıran ruh bir de enkarne olduğu bedene kendini kişilik illüzyonuna kaptırarak ruhsal Öz’ünü unuttu mu, kendini kişiliği sandı mı, işte o zaman başlıyor matrix yaşamı ya da nefsi emmare hayatı.

Kendini dünya illüzyonuna kaptıran için sadece gelen tepkiye etki var. Ensesine vurulan bir insanın ensesine vurana dönüp vurana bakmadan tokadı yapıştırması gibi bir hal bu. Arzu, istek, şehvet, öfke, hırs, açgözlülük, tembellik, oburluk vs vs gibi adlandırılan günahlar da ilahi potansiyeli kendi içinde barındıran, Tanrı suretinde yaratılan insanın dünya yaşamında düşebileceği kötü durum ve hallerin tanımlanmasından başkası değil.

Kısacası dünya illüzyonunun kölesi olan için yaşam bir mücadele. Herkes bir tehdit, kendisi ise kurban. Herkes suçlu, hatalı, kusurlu, yanlış ona göre. Sadece kendisi iyi, doğru, güzel. İnsanın kendine ayna tutmadan yaşadığı, her daim kendini haklı görerek olan bitenle ve çevresindekilerle savaş halinde olduğu bir acınası hal bu.

Heyhat…

Bu mudur peki “bilen insan” diye kendini adlandıran Homo-Sapiens’in potansiyeli?

Elbette ki hayır.

Zıtlıkların kozmik dansı üstüne kurulu bu alemde gölgeler olduğu kadar ışık da var. İniş olduğu kadar çıkış da var. Zaten zıtlıklar olmasa teklik olur o da Allah’a mahsus bir tek. O zaman zıtlıklar her daim biler için olacaktır ve celal de cemal de Allah’tandır.

Peki nedir insanın üst potansiyeli? Kamil insandır. Ya da diğer öğretilerdeki adıyla Hz. İnsan’dır, Adam Kadmon’dur, Jivanmukti’dir, aydınlanmış insandır…

Kamil insan artık tüm bu hayat mücadelesi içinde hiçbir şeyle mücadele etmeyendir. Olanı oldurandan, yapanı yaptırandan bilerek her şeye razı olandır.

Olanı olduğu gibi kabul etmek, geçmişimizle barışmak ve geçmiş travmalardan arınmak, Allah’a, kaderi plana ve İlahi Düzene ve Adalet’e iman ederek geçmişe tevekkül ile aktif teslim olmak ve de gönül kırmadan yaşayarak kendimize karma çekmeyerek geçmişte kırdığımız gönülleri alarak helalleşmek… Bunları yapan zaten hayat mücadelesini bitirir çünkü hayatta mücadele edecek bir şey yoktur onun için.

Hal bu olunca ne olur peki?

Hayat sadece yaşama tanıklı etmek, şahitlik etmekten ibaret olur. Kamil insan pasif değil aktif bir teslimiyet içindedir. Elinden gelenin en iyisini, iyilik, doğruluk güzellik, adalet ve hizmet ile her daim yapar ama her yaptığı İlahi Rıza’nın takdiridir artık. Çünkü gönül aynası ilahi hakikati kir ve pastan arınmış bir halde tam olarak yansıtabilmektedir. İşte bu yüzden an’da, akış'ta ve ilahi Aşk ile yaşar ve bir bebeğin saflığı ve temizliğiyle hayatı deneyimler, cemalinden de celalinden de keyif alır, olana duygusal olarak özdeşleşmeden şahit olur bir film izleyicisi gibi.

Anlattıklarım doğru gelmiyorsa şöyle düşünün bile hele…

Kötü hissettiğiniz zamanlarda normalde sevdiğiniz bir işi bile yapmak içinizden gelmiyor, değil mi?

Ya da baskı altında ya da depresyona girdiğinizde hayattan tat almıyorsunuz, değil mi?

Sorular fazlalaştırılabilir ancak olumsuz duyguların kapanına girdik mi bir kere hayat denen mucizeyi göremeyerek kendi beynimiz içinde dönen düşüncelerimizi kölesi olmuyor muyuz?

Burada kilit kelime duygusal özdeşleşme tuzağına düşmemektir. Bu da ayrı bir yazı konumuz olsun şimdilik…

Sevgiler,

Kenan

 

https://twitter.com/Naacel

https://www.facebook.com/public/Kenan-Kolday

https://instagram.com/naacel/

http://naacel.blogspot.co.uk/

http://www.felsefetasi.org/author/kenan-kolday

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 242
Toplam yorum
: 48
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1127
Kayıt tarihi
: 29.10.12
 
 

Çocukluğumdan beri kendimden büyük bir şeyleri arayıp durdum. Ve 1999 yılında yaşadığım şoklar il..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster