Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Aralık '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
817
 

"Hayatı gözyaşlarıyla ödüllendireceğimize...

"Hayatı gözyaşlarıyla ödüllendireceğimize...
 

Bazen hayata karşı bir tebessüm her şeye yeter!


...Onu tebessümlerimizle cezalandıralım!". Bu sözü, Che'nin “Dik yürüyün ve gülümseyin, onlar düşünsün neden diye!” seslenen anlamlı sözünü anımsattığı için de severim. Geri planda ise, “Hayat çoğu zaman zor ve acımasızdır” diyen bir kabulleniş de var!

Hepimiz, bir anlamda çevremizdeki -farkında olduğumuz ve olmadığımız- birçok düşüncenin değişik sentezlerinden etkilenerek yaşarız. Bu düşüncelerin çoğu da maalesef küçük düşüncelerdir. Çevremiz bizi çoğu zaman bir tür “ikinci sınıf sokağı”na çekmeye hatta sürüklemeye çalışır. Hemen her gün şu sözle karşılaşırız: “Her şey olacağına varır”, “Boş ver gitsin”, “Sallabaşı, al maaşı”  veya “Yazıp çiziyorsun da ne oluyor sanki?", "Dünyayı sen mi kurtaracaksın be kardeşim” diye seslenen...

O nedenle bizleri önce eylemsizleştiren, ardından yerli yersiz küçülten ve suçsuzca cezalandıran insanlara ve hayata karşı suratımızı asıp küselim mi? Ya da ileri derecede alıngan isek gözyaşı döküp ağlayalım mı?

Aslında yaşam gözyaşlarıyla ödüllendirilemeyecek kadar kısa

Döktüğümüz gözyaşları hayatın acı gerçeklerinin birer galibiyeti, tebessümlerimiz ise ona karşı vakur katlanışlarımızın -umudun hiç tükenmeyen varlığıyla yumuşayan- birer tepkisidir kanımca...

“Onu, tebessümle de olsa neden cezalandıralım” diyebilirsiniz. Hatta ;“…Hayat aslında o kadar güzel ve yaşanmaya değer ki, o sadece bizim gülüşlerimizi hak ediyor…”. Bu anlayışın bir devamı olarak; “…her şeye rağmen bir ‘hayatımız’ olduğu için, nefes alıp veriyor olduğumuz için bile şu güzelim evrene teşekkür etmemiz gerekmez mi? Ödüllendirmek ya da cezalandırmak gibi bir kavram bana anlamsız geliyor... “ da diyebilirsiniz.

Daha da iyimser bir tavırla; “…Eğer kötü olan bir şey varsa, bu hayatın suçu değil, sadece ve sadece kendi beynimizden ve ruhumuzdan çıkan düşüncelerin suçu… Niyetlerimizin suçu… Ödüllendirilecek ya da cezalandırılacak bir şey varsa, o da bizzat bizim kendi düşüncelerimiz ve hayata bakış açımızdır." diye de düşünebilirsiniz.

Oysaki

Adına "hayat" dediğimiz şeyin temelde bireysel ve toplumsal olmak üzere iki yönü vardır.

O mucizevî, kozmik ve çok özel bir imtiyazın şanslı sahipleri olarak dünyaya gelişimiz, ailelerimiz, yakın çevremiz, sınıfsal konumlarımız, eğitimimizi, çabalarımız, başarılarımız, şanslarımız, şansızlıklarımız, hayallerimiz, beğeni ve tercihlerimiz, özlemlerimiz vb. ile elde ettiğimiz, yakınında (ya da uzağında) kalarak sürdürdüğümüz ve yaşadığımız "hayat"! İşte buna bireysel "hayat" diyelim... Yukarıda değindiğim türden bir itiraz bu alan için geçerli olabilir.

Bir de bizim dışımızda cari, iktisadi-siyasi-teknolojik odaklı olarak, yüksek yerlerde, kapalı kapılar ardında kotarılıp da önümüze konulan, ona uymamız istenen (değerleri, tüketim kalıpları, teknolojisi, sosyal ve iktisadi sistemi -ki hâlihazırda kapitalizmdir- ile) belirli olan… Yaşamımızı dışsal olarak önemli ölçüde belirleyen ve bize sevgi, saygı, kardeşlik, dayanışma, özgürlük, refah, mutluluk vb. adına çok az bir belirleyici alan bırakan "Toplumsal anlamda hayat"

İsterseniz şöyle de diyebiliriz; Ay’ın parlak, aydınlık yüzü "bireysel anlamda hayat" ise, onun tam olarak göremediğimiz, bilemediğimiz "karanlık yüzü" de "toplumsal anlamda hayat"tır... Ve o karanlık yüzün arka sokaklarında açlık, sefalet, yoksulluk, işsizlik, yoksunluk ve yarınlara dair çok sayıda umutsuzluk da gizlidir.

Bireysel olanı değiştirmek çoğu kez kolaydır ama toplumsal olanı değiştirmek çok daha uzun soluklu, ortaklaşa, bilinçli, sabırlı, azimli ve dirençli mücadeleleri gerektirir! Bazen de devrimleri... İşte Che'nin dik yürüyüşe eşlik eden tebessümü de bu anlayışta saklı olsa gerek!

Bizim kuşak, toplumsal anlamları bireysel anlamlara göre daha çok önemseyen, öncelikli sayan bir hayat tarzından geldiği için bu türden yaklaşımları hep daha çok önemseriz.  

Genç kuşağın farklı düşünmesi de yetiş(tiril)dikleri (80 sonrası) koşullar açısından mazur görülebilir.

Onlar “toplumsal olanı” öğrenip bilme şansını pek bulamadılar ki!

Aslında,

Epey bir zamandır belirsizliklerin, karmaşa ve düzensizliklerin yanısıra değer yitimlerinin de hızla arttığı, yerine yenilerinin aynı etkinlikte konulamadığı (kaygan zeminlerin egemenliğindeki) bir dönemdeyiz. Böylesi bir ortamın bireylerde yarattığı şaşkınlıktan istifade Animizm (*) benzeri yeni bir din daha yaratma meraklılarına ait bir kıyamet senaryosunun ve yeni bir yılın eşiğinde, bu noktada da tebessümlerimizle...

 Gerçeği görmek önemli olan

ve gerçeği yaşamak.

Toplumsal gerçeğin içinde de

tebessüm edebilmek

hatta mutlu olabilmek.

Hayatı gösterişli yapmak değil

belki de onu tüm zorluğuyla

ve sadeliğiyle sürdürmektir

son kertede asıl olan.(**)

İ.Ersin K. 

(*)  Animizm : Fels. Her nesnenin bir ruhi varlık veya ruh tarafından yönetildiğini kabul eden sistem. Psikolojik olaylarda olduğu gibi hayatla ilgili olayları da düşünen bir ruhun yönettiğine inanan sistem (Stahl doktrini)

(**)  http://blog.milliyet.com.tr/in-sanal--/Blog/?BlogNo=271183   http://blog.milliyet.com.tr/in-sanal--/Blog/?BlogNo=271183 http://blog.milliyet.com.tr/in-sanal--/Blog/?BlogNo=271183 

 (((**) (**) 

Görsel kaynak: 'Arianna67' www.fotokritik.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba, bu güzel yazı ve anma için tebrik ediyorum. Che devrimci ruhu, örnek insanlığı ve eşsiz doktorluyla dünyanın kayıbıdır. Gülümseme borcumuz var önce kendimize sonra dünyaya, ancak bazen dertler teker teker değil elele geliyorlar üstümüze üstümüze yine de gülebilecek sebepleri de getirsinler aralarında diyelim. Selamlar iyi seneler

Cemile Torun 
 29.12.2012 21:20
Cevap :
Değerli ve onur veren yorumunuza içten teşekkürler Cemile hanım. "...dertlerin üstümüze üstümüze bazen teker teker değil el ele gelişleri" konusunda eytişimsel özdekçilik çerçevesinde görüşüm odur ki; nesne ve olguların iç ilişkileri "zorunlu", dış ilişkileri ise "rastlantısal”dır. Mekanik gerekirciler ise bu konuda zorunluluğu kabul edip, rastlantıyı yadsır, onu "kadercilik"e indirgerler. Yeni yılın karşılaşacağınız nesne ve olguların dış ilişkileri açısından mutluluk ve güzelliklere vesile olmasını dilerim. Üretkenlik, esenlik ve mutluluk dileklerimle...  30.12.2012 7:28
 

.)) Unuttum...Bu edebiyat harikası yazıyı,Önerebilir miyim ?...saygıyla..

Mesut Selek 
 18.12.2012 20:09
Cevap :
Aman efendim ne demek! Onur ve gurur duyarım. Saygılar, sevgiler ve dost selamlarımla...  19.12.2012 11:07
 

Seksen öncesi-sonrası..Bir milâtın öncesi sonrası...Öncesinde damarında gençlik ateşi dolaşan;dost meclislerinde,birbirine zehirini akıtan;canlı,sevecen,okuyan,akıllı bir gençlik.O gençlik ki aşkı da kavgayı da ,ağlamayı da tadı-tuzu içinde yaşayan bir nesildi.Düşman kardeşitle düştüğü aynı kodeste cuvarasını,ekmeğini paylaşacak kadar CHE yürekli...Ya şimdi..Kulağındaki kulaklığa mahkum olmuş;çevresindeki aşk fısıltılarını;tatlı bakışları algılayamayan robotik psiko sempatik ,ve tipik bir nesil...Çok şey yazılır;ama böyle olmuyor ki Ersin Bey,bunlar bir mukassi görünümlü meyhanede paylaşılmalıdır:)) Sevgiler..selamlar...

Mesut Selek 
 18.12.2012 20:08
Cevap :
Evet, ne güzel özetlemişsiniz "bir milâtın öncesi sonrasını"... O Toplumcu düşünceye kendini adamış, idealist, özlemleri bireycilikten uzak "Eski sevgili, eski günleri"... Bireysel düşünemezdik çoğu zaman... Çoğumuzun zihninde; yurdun demir ağlarla örüldüğü, haritalarda fabrikalarımızın yerlerini işaretlediğimiz, yerli mallar haftalarıyla gurur duyduğumuz, ulusal sanayii inşa etme çabalarının baş tacı edildiği o toplumcu günleri... Ve bunun için 'sağ'dan mı, 'sol'dan mı gidelim diye kıyasıya bir mücadelenin sürdüğü o bugünlere göre daha siyah-beyaz günleri... İnsanların yüzlerine maskeler takarak gezdiği, gerçek duygularını sakladığı, dürüstlüğün, içtenliğin prim yapmadığı bu günleri o zamanlar asla hayal edemezdik... Yağcılık yapıp el etek öpenlerin, sadaka kültürüne teslim olanların maalesef hep el üstünde tutulduğu bu post-modern zamanları... Saygılar ve içten selamlarımla...  19.12.2012 11:26
 

Merhaba, yaşam ve gözyaşı? Selamlar...

Mesut KARİP 
 17.12.2012 15:43
Cevap :
Mesut bey, mail grubumdan değerli bir arkadaş yazımla ilgili yorumunda bakın şöyle demiş "...gözyaşlarının hayatı ödüllendirmek olduğuna katılıyorum (başka bir bakış açısıyla). Gurur duyarsın ağlarsın, sevinirsin ağlarsın,öfkelenirsin ağlarsın, seversin ağlarsın, bir güzellik de ağlatabilir insanı. Sezen Aksu şarkısı gibi oldu ama ne güzeldir sözleri: 'Ağlamak güzeldir, süzülürken yaşlar gözünden sakın utanma! Ağlamak öfke, delice nefret, doruklarda aşk, doyumsuz sevinç, kahreden keder, kısaca hayat ve nefesindir...'" Teşekkür ve selamlarımla...  17.12.2012 20:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 335
Toplam yorum
: 3201
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2336
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster