Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Temmuz '13

 
Kategori
Sağlıklı Yaşam
Okunma Sayısı
15614
 

"Hazal Kaya'ya ne olmuş öyle" diyenlere tokat gibi cevap: "İşte bunlar hep hipoglisemi"

"Hazal Kaya'ya ne olmuş öyle" diyenlere tokat gibi cevap: "İşte bunlar hep hipoglisemi"
 

Eğer çalışan birisiyseniz ve iş yerinizin ev yemekleri yapan bir catering firmasıyla anlaşması yoksa, her öğlen "bugün ne yesem" diye düşünüp, o kısıtlı zamanda yine fast foodlara mecbur kalmak, nasıl da antipatik bir durum, değil mi?

Ben de bunca iş yoğunluğum arasında, öğle yemeklerini ya pas geçiyorum ya da bir tostla filan geçiştiriyorum ve biliyorum ki bu hiç iyi değil. Özellikle de benim gibi "hipoglisemikler" için.

"Hipoglisemi" de neydi ki?" diyenleriniz olacaktır. Ben de bu terimi, normal hayat rutinimde başıma gelmese duymamış olabilirdim. Çünkü Hipoglisemi olduğumu, Açlık ve tokluk kan şekerimi ölçtürdüğüm bir check-up testi sonrasında öğrendim. Yaşadığım deneyim üzerinden basitçe anlatmaya çalışayım, duyun bakalım neymiş bu meret.

Fazla uzun süre kendimi aç bırakınca sanki böyle bir uyku hali, hafiften titremeler, olmadık şeylere aşırı tepki verip sinirlenmeler, baş dönmeleri gibi normal olmayan durumlar baş göstermeye başladı. Doktoruma bu tuhaflıklarımdan bahsedince, hemen bir tokluk kan şekeri testi yaptırmamı önerdi.

Açlık Kan şekeri Testi için, aç karnına kanınız alındıktan sonra, tokluk için de şimdi gidip, iyi bir kahvaltı etmeniz isteniyor; şöyle peynirli, zeytinli, ekmekli, yumurtalı, hatta mümkünse ballı kaymaklı filan.

Hiç unutmuyorum o günü... Neden mi? Çünkü yemek yemem istenince, Check up Merkezinin hemen karşısında, o zaman daha yeni yeni açılan Namlı Gurme'nin kahvaltısına bir şans vereyim diye gittim. Tabağıma 2 dilim peynir, 2 adet Zeytin, 1 Dilim Salatalık, 1 Dilim Domates koydurup, yanına 1 şişe Su ile 1 Yumurtadan yapılmış Sahanda Yumurta ve minik bir kasede birlikte sunulan Bal-Kaymaktan sipariş verdim. İşte hepsi bu!

2 sene öncesinin parasıyla tek başıma yaptığım bu kuş kadar kahvaltıya 43 TL hesap geldiğini görünce, "hay Allah, hata yaptılar" diye Namlı'nın yetkili müdürüyle görüşmek istedim. Çünkü adisyona göre, 2 adet Zeytin, o zamanın parasıyla 5-6 TL'ye denk geliyordu ki, bugün bile bu paraya Yarım Kilo Zeytin alınır. Ama karşıma çıkan beyefendi, kullandıkları malzemelerin "şöyle kaliteli, böyle kaliteli" olduğunu, dolayısıyla bu fiyatın çok normal olduğunu, 2 adet bile istesem, her bir malzemeyi belli bir minimum fiyattan hesapladıklarını ve aslında bu konuda çok şikayet aldıklarını, ama yapacak bir şey olmadığını söyleyerek, sergilediği uzlaşmaz tavrı ve rahatlığıyla, beni şok etmişti.

Hadi ben, hafta içi sabahın bir saatinde, neredeyse içerisi bomboşken gitmiş ve sıraya filan girme zahmetine katlanmamıştım da, Allah Aşkına hafta sonu "Brunch" adı altında içerisi anlamsız şekilde kalabalıkken, elinde gülle gibi ağır porselen tabaklarla, her reyonun önünde tek tek sıraya girip, vitrindeki malzemeleri, çalışan elemana, parmakla göstere göstere "ondan olsun, bundan olsun" diye uğraşıp eden, sonra yetmezmiş gibi, bir de ekstradan kasa sırasına girip, ödemesini yaptıktan sonra yerine geçene kadar bütün sıcak servis edilen yemekleri buzzz gibi olup, üzerine bir de böyle anlamsızca fahiş fiyat ödeyenlerin kendilerine ettiği eziyeti hiç anlamıyorum...

Bir de oradayken Facebook'da filan check in yaptığını düşünün, ne yazar yanına? Büyük ihtimalle şöyle bi' şey: "Aileyle Pazar Keyfi" Haddi canım! Yarım saattir elinde tabak dolanıyorsun, aile fertlerini en fazla bir kaç saniye, onda da kuyruklar arasında beklerken veya koştururken uzaktan gördün. Herkesin yemeğini seçmesi, ödemesi, masaya tekrar gelmesi ve yemeği hak ettiği sıcaklıkta yemesi filan ohoooo! Aman ne keyif :)

Bu sebepledir ki, Tokluk şekeri ölçtürme maceramı hiç unutmam. Namlı Gurme'nin bu fiyat politikası, o gün beni kaybetmesine sebep olan trajikomik bir anıdır:)

Neyse konumuza dönelim. Bu kahvaltıyı ettikten sonra, tam 2 saat bekliyor ve bu sürenin sonunda gidip, tekrar Kan şekerinizi ölçtürüyorsunuz. Normalde mantıken ne olması lazım? Tabi ki de, aç halinizden daha yüksek bir değer çıkmalı, değil mi, yemek yediniz? Ama benimki nasıl? Çok daha düşük!

Diabeti olmayan kişilerde görülen Reaktif Hipoglisemi denilen bu kimyasal olay, özellikle karbonhidratlı besinler alındıktan sonra, kan şekerinin ani düşmesi ile oluşuyor. Kan şekeri düşünce de insan, inadına "Glisemik İndeksi Yüksek" olan, yani kilo aldıran besinlere yöneliyor ve bu sayede de kilo almak kaçınılmaz oluyor maalesef.

"Aşk-ı Memnu" ve "Adını Feriha Koydum" dizilerinin beğenilen oyuncusu "Hazal Kaya" için de, şu sıralar biraz kilo aldığından dolayı, "Hipoglisemi olduğunu açıkladığı ve diyette olduğu" yazılıyor. Doğru veya değil... Ama kızın üzerine gitmeseler keşke... Kimse fiziğini bile isteye bozmak istemez ki...

Daha da sinir bozucu olan tarafı, iş kilo vermeye gelince de dilediğin kadar debelen dur, eğer Reaktif Hipoglisemin varsa, o tartı artık tavan yapan kilonun, bir gram daha altını göstermemek için bin bir naz yapıyor edepsiz.

"Glisemik İndeks" filan dedin, biz orada bir kalakaldık. Bunlar nelerdir, bir-iki örnek verebilir misin" derseniz... En başta; Çikolata... Evet biliyorum bu çok büyük haksızlık ama maalesef öyle! Meselaaaa; Sofra şekeri, bal, reçel, mısır, dondurma, patates, bütün beyaz unlu gıdalar.... Yani benim için, bir nevi hayatın anlamı olan tüm yiyecekler :)))

Bunların yerine kepekli ekmek, mercimek vs. gibi kuru baklagiller, çok şekerli olmayan meyveler ve yulaf gibi şeyler öneriliyor. Off ama bunlar ötekilerin yerini doldurabilir mi Allah aşkına? :)

Neyse şımarmanın alemi yok. İşi ciddiye almak önemli. "Reaktif Hipoglisemi" belki şu aşamada bir hastalıkmış gibi kabul edilmese de, uzun vadede, şeker hastalığı riski olduğunu gösteren ve 10-15 yıllık süreçte dikkat edilmezse Diabete çevirebilecek bir baş belasıymış. Şimdi biraz özen göstermezsek, sonra resimdeki kız gibi, uzaktan bakar, iç çeker dururuz mazallah!

Bu beladan uzak durmak istiyorsak, yapılacaklar belli. Aklın yolu bir! Neymiş efendim hep beraber söylüyoruz. "Azar azar ve daha sık aralıklarla yemek yemeyi alışkanlık haline getirmeliyiz." Hani derler ya , "acıkmadan sofraya otur, doymadan kalk" ne güzel bir söz, uygulayabilene:) Özellikle yürüyüş olmak üzere çok yorucu olmayacak şekilde düzenli sporu hayatımıza dahil etmeli.

"3 Ana ve 3 ara öğün yeyin" diyorlar ya, bu da boşuna değil... Ayrıca Sofra şekerini minimuma indirmeli, tüm şekerli gıdalardan ve tatlılardan mümkün olduğu kadar uzak durmalı. Bunun yerine az önce saydığım düşük hipoglisemik indeksli sağlıklı gıdalara yönelmeli. Biliyorum hiç kolay değil ama durum bu şekilde...

Geçenlerde yine böyle uzun süre, yemek yiyemeden geçirdiğim bir gün, annemle Taksim'de yürüyoruz. Acilen bir şeyler yiyebilmek umuduyla, ona yol üzerindeki mekanlardan beğendirmeye çalışıyorum. Hem "ben acıkmadım, yemem bi'şey" diyor, hem de ne desem, itiraz ediyor, tabi durumun ciddiyetinin farkında değil ki o an...

Canım annem, sadece o anda yanımda olduğu için, benim Hipoglisemi'yle değişen modumun kurbanı olmasın diye, sakin olmaya çalışarak, ona biraz Hipoglisemi'nin ne olduğundan bahsettim ve insanın böyle şeker seviyesinin düştüğü durumlarda, kesinlikle çikolata, şeker gibi şeyler değil, onun yerine çantasında her zaman taşıması gereken Kuru Erik, Kuru İncir, Fındık, Badem, Kuru Kayısı, Kepekli Bisküvi gibi şeylerden atıştırması gerektiğini anlattım.

Güzeeelce dinler gibi yaptı. Hemen elini çantasına atıp, bir şeyler aramaya başladı. "Ah" dedim "ana yüreği işte", restaurant seçene kadar zaman kaybedeceğimiz için "yanında sağlıklı atıştırmalıklardan var demek ki ve bana ikram edecek" diye düşünerek, "Yok yooook" dedim, "boşuna zahmet etme, yemem şimdi Kayısı filan. Şu köşeyi dönünce benim favori bir mekanım var, neredeyse geldik zaten"...

Paketi bir çıkardı ki, eyvah eyvah! Üzeri Bitter Çikolata kaplı kocaman fındık drajeleri! Ah bir de ısrar etmez mi? İki tane at ağzına, bi' şeyciğin kalmaz diye... "Yahu ben iki saattir kime laf anlatıyorum hanım?" diye bir başladım tabi, taaaa masaya oturup, siparişi verip, yemekler önümüze gelene kadar sürdü bu konuşmam. Yazık oldu ama eh biraz da hak etti sanki, daha hala bana "eh bu da fındık işte, ne olmuş yani?" diyor :)

Kaynak:

Dr. Tuncay Filiz

Hülya'nın Valizi

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 230
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 5858
Kayıt tarihi
: 03.04.13
 
 

Öncelikle "Üşengeç Şef"e olan ilginiz için sizlere teşekkür ederim. "Şef" denilince aklınıza heme..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster