Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Temmuz '07

 
Kategori
Çocuk Sağlığı
Okunma Sayısı
689
 

"Hiperaktif oğlum benim..."

"Hiperaktif oğlum benim..."
 

"Oğlum gel bak, doktor amcan bekliyor.." diye seslendi annesi birkaç kez...

Böyle durumlar da sabırsızlığımı yenmek için kendi kendime oynadığım bir oyun vardır; muayene odasına girecek olan afacanı tahmin etmeye çalışırım..

Kaç yaşlarında? Sarışın mı, esmer mi, mavi mi gözleri? Uysal görünüşlü mü, yaramaz mı? Vb.. Bakalım canlandırdığımla ne kadar örtüşecek görüntüsü?

Genelde annenin ya da babanın yaptığı çağrı işe yarar ve bekleme salonundaki ufaklık, ilgilendiği şeyden ayrılmanın verdiği üzüntüye, "doktor amcasının" ağzına, kulağına sokacağı şeylerin verdiği sıkıntıyı da ekleyerek, "süklüm püklüm" görünür kapıda..

Bu kez tahminleri mi hiç tutturamamıştım.. Ufaklığın farklılığı daha kapıdan girerken anlaşılıyordu..

Annesi, balo salonuna merdivenlerden inerek giren, soylu efendisini takdim eden teşrifatçı gibi, adını söyleyerek kenara çekildi; "Barkın"

Hele de işbirlikçi değilse sevimli yaramazlar, iletişimi baştan olumlu kuramaz iseniz hem sizin hem de çocuk için tam bir işkenceye dönüşebilir muayene.. Ağzını açmaz, "nefes al ver” dersiniz inat eder, surat asar, ağlamaya başlar, aile sizin ne kadar beceriksiz olduğunuzu düşünürken..

"Hoş geldin Barkın" dedim..

6, 7 yaşlarında idi.. Mavi gözlerinin altı boncuk boncuk ter olmuştu.. Sarı saçları da sanki ıslatılmış gibi idi terden.. Belli ki bekleme salonunda oldukça efor sarf etmişti..

"Hoş bulduk" dedi, gözlerime bakmadan..

"Otur istersen" dedim, masamın önündeki koltuğu göstererek..

Muayene odasının içinde şöyle bir dolaştıktan sonra gelip, gösterdiğim yere oturdu..

Ben annesine, oğlunun karşısındaki koltuğu işaret ederken, oturması için, o fıldır fıldır gözleri ile etrafı kolaçan ediyordu..

Göz göze gelmek, en iyi iletişim yöntemi sanırım özellikle bu yaştaki çocuklar için.. Gözlerinin içine bakarak yapılacak sıcak bir gülümseme kadar etkili olmaz söyleyeceğiniz hiçbir söz..

Barkın’ın gözlerini yakalamaya çalışıyordum konuşmaya başlamadan önce..

O yine gözlerini kaçırarak "bu ne?" dedi, masamın üzerindeki kağıt deliciyi gösterip.. Bir taraftan da oturduğu yerde kıpırdanıyordu sürekli.. Daha sorusuna cevap vermişken tam, yerinden kalkarak tıbbi cihaz sehpasının üzerindeki ışık kaynağını aldı eline..

"Bizim evde de var bundan" dedi, annesi "oğlum sende mi doktor olacaksın amca gibi” derken.. Annesinin bu söylemi bir sorudan çok temenniyi içeriyor gibiydi sanki.. Barkın’ın ise hiç kulak asmadığı belliydi.. Tahta dil basacaklarını göstererek "bunlardan mı sokacaksın ağzıma” dedi..

Özgür olmaları, rahatlamaları adına muayene öncesi, her zaman iyidir çocuklar için.. Aile için de rahatlacı oluyordur sanırım, çocuklarına zaman ayırabileceğinizi göstermek.. Ben de bir süreliğine izin verecektim tıbbi cihazlarla ilgilenmesine.. Bir çırpıda sehpanın üzerindekileri karıştırarak bir çok soru ve yorum getirdi.. Sorularına verdiğim yanıtların çoğunu da dinlemiyor gibiydi aslında..

Sonra ilgisini başka bir tarafa yöneltti yine, annesi bana ne kadar akıllı bir çocuk olduğunu(ki zaten anlaşlıyordu bu) anlatırken..

Bir noktada kontrolü tekrar ele almakta fayda var elbette yoksa sürüp gidecek bir şey tahmin edersiniz.. Ben de öyle yaptım; "Eveeet Barkın, söyle bakalım ne şikayetin var?”

Bu sorudan sonrası, ebeveynin müdahil olması ile devam eden bir "anamnez alma” sürecini getirir..

Biz annesi ile Barkın’ın boğaz ağrısını konuşurken, o odanın içinde dolaşmaya devam etti bir süre.. Bir ara oturduğum koltuğun arkasına doğru geçti..

Bir taraftan annesini dinlerken bir taraftan da çocuğu gözden kaçırmamaya çalışıyordum.. Döner koltuğumu az yan döndürmüşken ona doğru, annesinin fırlaması ile ben de harekete geçtim!!

Barkın’ı sol arka yanımdaki kitaplığın, neyse ki, ilk katında yakaladık.. Annesi gülerek, "kitapları çok seviyor işte doktor amcası, çok akıllıdır benim oğlum” diyordu.. Daha sonra düşündüğümde kitaplık üzerimize devrilmediği için şanslı saydım kendimizi..

İstediği kitabı verdikten sonra, annesinin “Otur oğlum buradan kalkma” diye koltuğa oturttuğu Barkın, bu direktifi en fazla 15 saniyeliğine yerine getirdikten sonra, elindeki kitabı da bırakıp, tekrar ayağı kalktı.. Annesinin, "hiperaktif işte, zekadan kaynaklanıyor bu yaptıkları” demesi üzerine, belli ki örneği çok olan"bu yaptıklarının” neler olduklarını sordum..

Annesi Barkın’ın"düz duvara tırmanan” türden hareketli, yerinde duramayan bir çocuk olduğunu, hatta birkaç kez babasının elinden kurtulup yola fırlamışken ezilmekten kurtardıklarını, başkalarının konuşmalarına, diğer çocukların oyunlarına sürekli burnunu soktuğunu, onların oyunlarını bozduğunu, bazen çok dikkatsiz davrandığını, kırılmasın diye evdeki bibloları ortadan kaldırdıklarını anlattı..

Bu anlatılanlar yan yana geldiğinde, boğazının ağrımasından çok daha önemli bir problemi olduğu görülüyordu..

Zaten çok da önemli olmayan "boğaz ağrısı” konusunu hallettikten sonra, "hiperaktif bu çocuk” diyen annesine, Barkın’ın gösterdiği bu durumun gerçektende "Dikkat Eksikliği Hiperaktivete Bozukluğu” denilen bir davranış bozukluğu olma ihtimalini, bir çocuk psikoloğu ya da çocuk psikiyatristi ile görüşmeleri gerektiğini söyledim..

Davranış bozukluğu ve psikiyatrist kelimeleri yan yana gelince, annesinin (biraz da kızarak sanırım bana) suratı asıldı..

Durumu toparlamak ve anneyi sevimli yaramazın, psikolojik bir yardıma ihtiyacı olduğuna ikna etmek gerekiyordu..

Eğer Barkın’da gerçekten böyle bir durum varsa ve tedavi edilmez ise okulda öğrenme güçlüğü çekebileceğini, yaşamının ileriki dönemlerinde pek çok psikiyatrik ve sosyal sorunlarla karşılaşabileceğini, aslında böyle çocukların çok zeki olduklarını, uygun bir tedavi ile son derece olumlu sonuçlar elde edilebileceğini ve okul hayatında çok başarılı bir çocuk olabileceğini söylemem biraz olsun rahatlattı anneyi ve tam da karşı odamdaki psikologla görüşmeye ikna oldu..

Biz annesi ile tekrar görüşmek ve gelişmelerden bana bilgi vermeleri konusunda anlaşıp vedalaşırken, Barkın çoktan çıkmıştı muayene odasından...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Umarım sorunu hallolmuştur.:)) Siz psikiyatris deyince aile itiraz etmiş, ben işyerimde, üniversite mezunu birine, yakınmalarını dinleyince; "Nörolojiye" gitsen iyi olur dedim, "psikolojik bir derdim yok " dedi. Nöroloji; "sinir bilim" mi desek ki gerçekten somut olarak "sinir"lerle ilgilen bir dal malum, arkadaş biliyor birşeyler sanırım ve soyut düşündü.:)) Bir şey demedim, hasta haklıdır ne de olsa:))

derinmavi.. 
 17.09.2007 21:54
Cevap :
Ruhsal, fiziksel ve sosyal iyi olma halinin bir tanesi bozulduğunda diğerlerine de etki ediyor sanırım.. Bunu hep yaşıyoruz kocaman adamlar karın ağrım var diye ağlıyorlar.. "Hasta" olmak farklı bir durum sanırım.. Biz ya da ailemizden biri hastalanınca da bunu daha iyi hissediyoruz.. Sabır marjı geniş olmalı o yüzden.. Belki de hekimlik biraz da insan ilişkisi bilimi.. Barkın ve yaşanılmış gibi anlatılanlar kurgu idi.. Ancak biliyoruz ki onun gibi tespit edilemeyen DAH hastaları ya da tam tersi bir öğrenme problemi olmayıp sadece hareketli olduğu için bu tanıyı alıp ritanille uyuşturulan bir çok çocuk var.. Doğru tanı konulamadığı için bu çocuklar kaybolup gidiyorlar belki de çok yeteneklileri var aralarında.. Biz hekimler kadar, biz ebeveynelere de çok iş düşüyor.. 1. basamak sağlık hizmetleri çok kritik bir noktada işte.. Bilgilendirme, haberdar etme, tarama bunları hastane polikliniklerinde yapmazlar.. Sevgilerimle..  18.09.2007 9:13
 

Aslında büyüdüler artık. Biri hukuk öğrencisi, biri lise son olacak bu yıl. Ne demek olduğunu iyi bilirim. Hiperaktivite ilgili bir yazı okumuştum, satırlarınızı okurken o geldi aklıma... Mizah ağırlıklı olarak, hiperaktif bir çocukla ne yapacağınızı yazıyordu madde madde. Hepsi komikti ama bir maddeye çok gülmüştüm...:)) Diyordu ki; - Eğer çocuğunuzun öğretmeni size telefon edip, oğlunuzun yaramazlığından şikayet edecek olursa siz de ona telefon edip öğrencisinin hafta sonu sizi çok bunalttığını, evde kırılıp dökülmedik bişey bırakmadığını, her yeri karıştırıp yerinde bir türlü oturamadığınıı..:)) lütfen mümkünsünse öğrencisine hafta sonu evde uslu durması konusunda hakim olmasını söyleyin ...:)) Bir doktor olarak yaklaşımınıza ve sabrınıza hayran kaldım Ayrıca fotoğraftaki çocuk gerçekten inanılmaz sevimli, bana çocuklarımın küçüklük hallerini anımsattı. Sevgiyle kalın

Yıldız... 
 12.07.2007 11:43
Cevap :
Değerli katkılarınız için çok teşekkür ederim.. Ayrıca bahsettiğiniz anektod çok hoş gerçekten.. Aklımda tutacağım.. Evlatlarınızı "Allah bağışlasın" .. Sevgiler..  12.07.2007 16:43
 

Ailelerde genelde şöyle bir yanılgı da vardır. "Hiperaktif" tanımlamasını çok zeki yaramaz çocuk anlamında kullanıp hatta kendi kendilerine bu teşhisi koyup, sağda solda bununla övünürler bile... Her çok hareketli çocuğun hiperaktif olmadığı ve hiperaktifliğin sanıldığı gibi salt yaramaz çocuk kavramıyla bir tutulması gerektiğini mutlaka ailelere belirtmek gerek, sizin de yaptığınız gibi. Elinize sağlık Sevgilerimle...

Yeşim Özdemir 
 09.07.2007 9:17
Cevap :
Sevgili Yeşim, dediklerinize aynen katılıyorum.. Katkınız için teşekkür.. Dostlukla..  09.07.2007 12:40
 

hocam gerçekten çocuklarda bu sıklıkla görülüyor. eskiden böyle şeyler yokmuydu.. yoksa farkındamı değilidik? ellerinize sağlık okuyucu için çok yararlı ama okunursa?... fotodaki çocukta süper bakıyor tam "cin" sevgiler

Zadig 
 07.07.2007 13:59
Cevap :
Sevgili Mustafa Bey her zamanki katkınızı yine esirgemediğiniz için teşekkür ederim.. Bu arada fotoğrafı hatırlattınız.. www.flickr.com dan alınmıştır.. Sevgiler..  07.07.2007 17:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 48
Toplam yorum
: 303
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1501
Kayıt tarihi
: 17.11.06
 
 

Konuştuğum gibi yazmamalıyım... Yazmak, konuşmaktan farklı ve her zaman onun önünde benim için.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster