Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ocak '13

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
6010
 

"İner misin Çıkar mısın"dan "Yetenek Sizsiniz Türkiye"ye kadar neler değişti?

"İner misin Çıkar mısın"dan "Yetenek Sizsiniz Türkiye"ye kadar neler değişti?
 

 

Türkiye’de yeteneğe dayalı yarışma programlarının başlangıcı, televizyon yapımı olarak “İner misin Çıkar mısın” programı sayılır. Rahmetli Boran Kaya’nın sunduğu program, sadece yeteneğin ön planda olduğu, herhangi bir sansasyonel diyalogun yaşanmadığı bir programdı. Amacına uygundu. Programın sonuçları da tatmin ediciydi.
 
Yeteneğini sergileyen yarışmacı, bir platform üzerinde duruyordu. Stüdyo izleyicilerinin alkışına göre ya aşağı iniyor ya da yukarı yükseliyordu platform. İyi ve kötü olan performans alkışla belirleniyordu. Sahne sanatlarının da temel besin kaynağı olan alkış, bu anlamda da bir yetenek yarışması kriteri olarak değerlendirilmekteydi.
 
Programdaki çoğu performans, kuru kuruya bir özgüvenin ürünü olsa da iyi performanslarla da tanışma şansı yakalamıştık. Bu yeteneklerden en uzun solukluları ve kariyer basamaklarını çıkabilme şansı bulabilmiş olanlar, sinemada başarılı komedilere imza atan Şafak Sezer ile televizyonda komedi dizilerinin yetenekli ismi Hakan Yılmaz’dı. Tabii ki tüm iyi performans sahiplerinin bu kariyere ulaşması beklenemez. Çünkü bu işlerde yetenek dışında başka bazı faktörlere de ihtiyacınız var. Öyle ki yetenek sahibi olmayarak, sıradan olduğu halde kariyer elde etmiş insanlar var eğlence hayatında. Neyse…
 
Sözün kısası, yetenek yarışmalarının ulusal televizyonlardaki ilk temsilcisi “İner misin Çıkar mısın” hem amacını, hem de dozunu aşmadan başarılı bir seyir izlemişti. Ancak günümüze geldiğimizde yetenek yarışmaları mantığı bir kırılma yaşadı. Bu kırılmanın sebepleri neydi peki?
 
Efendim, ele avuca sığdıramadığımız, pek değerli sistemin, toplumları günlük yaşamın sorunlarından ‘sıyırmak’ için körüklediği içi boşaltılmış magazin programı anlayışı, kişilerin özel hayatının didiklenmesi ve bunun izleyici önüne sunulması eğilimini doğurdu. “Bunun yetenek yarışmalarıyla ne alakası vardı ki şimdi?” dediğini duyar gibiyim sevgili okuyucu. Ama aslında tam da bunun açtığı yolla ilgili bir giriş oldu.
 
İnsanların, ünlülerin özel yaşamını merak etmesini bir ölçüde anlayabilirdik. Ama bu merak ve birilerinin hakkından konuşma eğilimi, “ünlü olmayan insanların da hayatları televizyon konusu olabilir” düşüncesine ulaştı. Batı çıkışlı bu fikrin Türkiye’de kabul edilmesi çok zor değildi. Önce ‘karakterlerin’ yarıştırıldığı “Biri Bizi Gözetliyor” programı, izleyicinin günlük yaşantısını ele geçirecek ölçüde televizyon dünyasına girdi. Sonra buradaki anlayış, yetenek yarışmalarının da temeline yerleşti. Yetenekten ziyade, yarışmacının özel hayatı önemsendi. Özel hayatına göre fanatikleri oluştu. Mesela Popstar programında söyledikleri şarkıdan çok, söyledikleri sözler hakkında konuşuldu.
Jüri üyelerinin önceden belirlenmiş rolleri, yarışmacıların sansasyon çabası ve yine özel yaşamları, çoğu zaman yeteneklerinin önüne geçti. Ve biz bu programlar sayesinde yetenekten anlaşılanın sıradanlık, zekâdan anlaşılanın da ukalalık olduğunu anlamış olduk. Bugün bile bu tanımlar net değil.
Yukarıda bahsettiğim gibi bu programların bu denli özel yaşama yönelik hale gelmiş olması içeriği ciddi anlamda boşaltmaya başlamıştı.
 
İçeriğin biraz daha dolu hale gelmesi de aslında “Yetenek Sizsiniz Türkiye” programıyla oldu. Ancak, içeriğin bir ölçüde dolmuş olması, yetenek konusundan anlaşılanı yükseltmeye yetmiyor. Ve elbette gerçekten “vay be” derecesindeki yetenekler, sonuç olarak zirveyle ödüllendirilmiyor. Şova yönelik ve para edecek işler, aslında bir yetenekçik dahi olsa yukarılara taşınabiliyor.
 
Bir de “O Ses Türkiye” var. Sesler yarışıyor. Ve evet iyi sesler de var. Kuru kuruya özgüvenler de var. Ama yine de formatın önceden yazılmış çizilmiş gidişatları da var, gibi görünüyor bana. Tıpkı geçenlerde izlediğim bir bölümünde Hadise’nin yarışmacıyı fırçalaması öyle tınladı biraz.
Ama tabi bu bir süreçse, bu süreci Acun Ilıcalı iyi değerlendiriyor. Tüm dünyada içerik anlamında yenilik peşinde koşulurken, Acun Ilıcalı da süreci iyi takip ediyor. Biraz ellerini çabuk tutmalılar. Çünkü hemen herkes, istedikleri televizyon programı formatını, bugün çok da pahalı olmayan dijital yollarla ve internet ortamında bulmaya başladı.
 
Safi yeteneğe dayalı program “İner misin Çıkar mısın” yarışmasından sonra, ciddi anlamda kalite kaybeden yetenek yarışmaları bir parça toparlanışa geçti son zamanlarda. Ancak Fox TV’de yayınlanan “İmkânsız Karaoke” nedir öyle? Şarkı söyleyen yarışmacıyı böceklerin içine sokuyorlar, yarışmacının üzerine köpek salıyorlar, yılan sevdiriyorlar, erkek yarışmacıya ağda yapıyorlar. O sırada şarkısını nasıl söylüyor, bitirebiliyor mu, ona göre değerlendirme yapıyorlar. Eğer bu program tutarsa “televizyona böcek dadandı” diye ilaçlama servisi çağırabiliriz.
 
Genellikle bu tip yarışmalara katılanlar eleştirilir. Popüler olma çabası iyi sonuçlar doğurmuyor çünkü. Ama aslında sorun, o yarışmaya katılanların hatalı olup olmaması değil… Hızla tüketim yapılan bu sistemde, ortalığı sallamış kaç ‘yetenek’ geçti! Hani? Tüketim çarkında çoktan sindirilip boşaltıldı birçoğu. Ve böyle devam ederse, hep de öyle olacak. 
 
www.twitter.com/dgnozcn

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 87
Toplam yorum
: 41
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1098
Kayıt tarihi
: 28.11.12
 
 

Uludağ Üniversitesi İktisat bölümü mezunuyum. Ancak dört yıldır müzikle uğraşmaktayım. Trompet ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster