Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Şubat '15

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
2751
 

'İnsan bir makinedir; yaptığı her şey düşünceleri, alışkanlıkları, duyguları dış etkenlerin ürünüdür

'İnsan bir makinedir; yaptığı her şey düşünceleri, alışkanlıkları, duyguları dış etkenlerin ürünüdür
 

George Ivanovich Gurdjieff


''İnsan bir makinedir; yaptığı her şey, düşünceleri, alışkanlıkları, duyguları dış etkenlerin ürünüdür. Bundan dolayıdır ki tüm yaşantımız bir çeşit 'uyanık uyku'da' geçer. Bir düşteymiş gibi yaşıyoruz ve düşlerde olduğu gibi etrafımızdaki dünyanın nasıl olması gerektiğini bizler kararlaştıramıyoruz. Sürekli olarak her şey bir vampir gibi bizi boşaltmaktadır; hayran olduğumuz bir manzara, sigaramızın dumanı, mutluluklarımız, acılarımız... Tüm bunların ardında 'gerçek bir varlık' yoktur. Biz aslında var olmuyoruz, birer makine, birer kabuğuz!
 
Bu dünyasal 'yaratık' kimliğimizden kurtulup üstün bir 'kendilik', bir 'varlık' olabilmemiz için uyanmalıyız. 'Yaratık' dediğimiz kendiliğimizin geçici kısmıdır. Dış dünyaya ve ve içinde yaşadığımız ortama uygun olarak şekillenmiştir; yaratık bir maskedir, bir yalandır. Varlık ise bizim gerçek benliğimizdir; kendi derin boyutumuz, maskenin ardındaki gerçek yüzümüzdür.'' 
                                                                                                                                                              
Gurdjieff, insanın sahte benliği ile olan ilişkisini anlaması ve gerçek kendiliğine yaklaşması üzerine geliştirdiği uygulama odaklı yöntemleri paylaşmak için İstanbul, Londra, Berlin ve Paris'de 'insanın uyumlu gelişim enstitüleri' adını verdiği enstitüler kurmuş ve geliştirdiği yöntemleri bu enstitüler aracılığı ile aktarmayı hedeflemişti.
 
Öğretisine Dördüncü yol diyordu. Doğu seyahatlerinde karşılaştığı geleneksel öğretilerin sınırlı fonksiyonlar üzerinde çalışmasına karşılık kendi geliştirdiği yöntemler daha donanımlı idi ve bu fonksiyonların hepsini ve daha fazlasını içinde taşıyordu. Öğretisine üç geleneksel yol olduğunu düşündüğü Fakir, Keşiş ve Yogi'nin yoluna karşı Dördüncü yol adını vermesi bundandır. 'Dördüncü yol öğretisi, insanın tüm yönleriyle ve dengeli olarak çalışması, bu çalışmayı sıradan hayatın içinde yapması, kalıcı formları kabul etmemesi ve herhangi bir inanç ve karizmatik bir lidere itaate değil, anlayışa dayalı olmasıyla geleneksel yollardan ayrılmaktadır.' İnsanın tüm potansiyeli ile varolması ve mucizevi olana ulaşmasının yolunu gösteren bu yöntemler pusulası, teorik bilgilerin kesinlikle tamamlayıcısı olarak pratik çalışmalarla insan varlığının gelişmesini ve farkında olmadığı gerçeklikleri deneyimlemesini amaçlıyor. İllüzyonlarla dolu uyku halimizden kendi gerçekliğimize açılan gizemli bir geçit gibi... 
 
Gurdjieff'e göre sadece dış uyaranların otomatik koşullandırılmaları ile bilinçsizce yönetilen bir yaratık olarak insanın, gerçek kendiliğine uyanması için varlık kapasitesine bilinçli bir farkındalıkla yaklaşması gerekir. Elbette insanın özsel varlığından onu uzaklaştıran ve yaratık formuna yaklaştıran nedenlerin ve koşullanmaların anlaşılması şartı ile...
 
Gurdjieff'in 'şuurlu inanç özgürlüktür, duygusal inanç köleliktir, mekanik inanç ise aptallıktır' sözünü bir hatırlayalım. Zamanıdır. Önemlidir. Başlıca büyük sorunlardan biridir inanç meselesi! Aslında çok temel ve olmazsa olmaz önemde bir anlayışın ilk önce ve en önce içimizde oturması kaydı ve şartı ile karşılaşıyoruz. O da insanın bir başkası, başkaları, öğretiler, dinler, herhangi türden koşullandırmaların karşısında önce kendine, kendi özsel varlığına inanmasıdır. Kendini hatırlamaya güç vermek diyor buna Gurdjieff. Diğer her şey bu temel üzerinden büyür. İç gücü oluşmayan, kendi özvarlığının, kendi değerinin, kendi öneminin farkında olmayan insanın her türden inancın, düşüncenin, insanların, sistemlerin ve güçlerin kölesi haline gelmesi kaçınılmaz olacaktır. Yani bir tür yaratık olmaktan öteye geçemeyecektir! Kendi başına düşünemeyen insan kendi başına varolamaz. Bunun için de temel yanılsamayı* aşması gerekir.
 
Gurdjieff, hayatımız boyunca kaldığımız hapishanede sürekli kendi kendimizi kandırdığımızı ve kendi koşullanmalarımızı anlamazsak bundan kurtulmanın imkansıza yakın olduğunu söyler. Kendi koşullanmalarını anlamayan insanın hapishanede olduğundan haberi de olmayacaktır!
 
Bütün manevi öğretilerde hemen hemen aynı çıkarımla karşılaşırız; yaşamın aslında bir rüya olduğu ve bu rüyadan uyanmak gerektiği... Bu uyanış ise bireyseldir. İnsanların toplu olarak uyanmaları söz konusu değil malum. Bizi toplu olarak uyutan birçok etkene karşı bireysel uyanışlar gerçekleştirmemiz gerekiyor. Ve yol, her insan için benzer tıkanıklıklardan benzersiz uyanışlara doğrudur. İşte bu yüzden de özsel varlığımızı derin kuyulara hapseden etkenlerin yüksek etkilerle uyarılması gerekir. Ve bu gereklilik kimi yöntemlerin olmazsa olmaz uygulanması anlamına geliyor. Hareket, hareket, hareket! Öyleyse uygulama şarttır.
 
Gurdjieff'in metotları 'gerçek insan' adını verdiği bilinçli insanı; kendi ruhaniyetinin, kendi düşüncelerinin, kendi yaratımının farkında olan insanı ortaya çıkarıyor. Yönetilmeyen, köleleştirilemeyen, uyanmış insanı... Bu metotlar arasında onun 'kutsal danslar çalışması', 'hareketler bilimi' adını verdiği unutulmuş prensiplerin ve tüm bunların ruhsal gelişim üzerindeki etkilerini hatırlatır. Thomas de Hartmann ile işbirliği içinde bestelediği müzikler ise adı geçen dans ve hareketlere özel bestelenmiş**. Çalışmaları müzik, dans ve derindeki uyuyanı uyandırmak için yüksek etki oluşturan bir dizi hareket üzerine belli yöntemler geliştirdiği uygulamalardan oluşuyor. 'Bir insanın ulaşabileceği en yüksek durum, yapabilme durumudur' derken ne demek istediği ortada...
 
Gurdjieff'in 'Beelzebub'un torununa hikayeleri' adını verdiği kitabının, öğretisinin temellerini nakleden ilk en önemli çalışması olduğu bilinir. 'Hepsi ve Herşey' adındaki kitabından başka üzerinde çalıştığı 'Hayat ancak o zaman gerçektir, ben olduğumda' adlı son eseri ise tamamlanamamış ve serinin büyük bir kısmı da kaybolmuş! Belki de kaybedilmiş!
 
'Çarpıtma, anlayışı sürekli tehdit eder.' Doğrudur. Bu tehlike her zaman için vardı ve var olmaya devam edecek! İnsanlık üzerinde oynanan oyunların başarılı olması, bilincimizin karanlık labirentlerde, sıkışmış psikolojilerde, bozuk duygudurumlarının kontrolünde sabitlenmesi ile mümkün, malum. Kendini yönetemeyen insan, yönetilir. Bu da malum. Dünyanın gidişatında bir piyon gibi kullanılıyoruz. Dünyanın güzelliğine ve varoluşumuzun görkemine üzerimizde denenen oyunların karanlık gölgesi düşüyor. Yaşamadan ölüyoruz. Yaşamımız da ölümümüz gibi rüya içinde!
 
Gurdjieff, Rusya'nın güney Transkafkasya bölgesinde doğduğunda o da herkes gibi malum koşullandırmaların ve şartlanmaların içine doğmuştu. Zamanla ona verilen akademik eğitimin dışına çıkmak istedi ve hala dünyada var olduğunu düşündüğü kadim ezoterik öğretilerin arayışına düştü. Çok eski geleneklerin izini sürerken bir dizi seyahatin içinde buldu kendini. Hayatı ve etkileşimleri 'Dikkate değer insanlarla karşılaşmalar' adındaki filmde bir nebze anlatılır. 
 
Gurdjieff'in öğretisi, akademik incelemeler için değil, bizzatihi bilgiyi pratiğe dönüştürmek içindi. Kendisi bu sonuca ulaşmak için bizzatihi çalışmıştı ve herkes aynı sonuca ulaşmak için bizzatihi çalışmak zorundaydı. Eylem ve hareket anlayışın olmazsa olmazıydı. Bilgeliği elde etmek için çok şey feda edilmelidir. Onun bedelini çabalarıyla ödeyenler ancak onunla karşılaşabilirler! 
 
İnsanlığa hizmet için açmış olduğu enstitüler ne yazık ki zamanın yönetimlerince desteklenmedi! Yönetimler aydınlanmış insan istemezler zira. Uyumakta olanlar, onlar için her zaman daha makbuldur. Ancak zamanın kadim bilgi ve bilgelik dolu rehberliği her kim ararsa ona görünecektir. Gurdjieff de bunu bilenlerdendi. İnsanlığın uyuyanlar tarihinde uyanık kalanlar ve uyanmaya çalışanlar için önemli bir iz bıraktığını da biliyordu. Ve de öyledir...
 
Eskiden insanoğlu gökyüzüne bakarak yıldızlar arasındaki yerini hayal edermiş. Şimdi aşağıya, toprağa bakıyoruz; ölünce yatacağımız yeri düşünmek için. Nereden nereye... 
 
Gurdjieff, kendisini hiçbir zaman 'büyük bir öğretmen' olarak sunmadı. Ancak hiç şüphe yok ki öğretisi, insanlığın ruhsal gelişimine  ve gerçek kendiliğine uyanması için onu bir çeşit 'uyandırıcı' yapıyor. Ve de ölümsüz! Bıraktığı izlerin insanlığa ışık tutmaya devam etmesi ise engellenemez!
 
...
 
 
 
 
* -Kendini bilmek: Daha fazla gelişebilmek için kişi şimdiki durumunun farkında olmalıdır. Ama insan kendini bilmez. Bu bilgisizlik o derece büyüktür ki kendini ne derece bilmediğinin bile farkında değildir. Kendi hakkında çok fazla hayali görünüme, illüzyona sahiptir. Bunların gözlemlenmesi gerekir.
   -Makine insanda bütünlük yoktur: İnsan bütün olduğuna inanır. Bütünlük hayali, insanda fiziksel bedeninin sınırlarının algılanmasıyla, hayatı boyunca genellikle aynı isme cevap vermesiyle ve davranışlarını kendine tanınabilir yapan belirli mekanik alışkanlıklarla yaratılır.
   -Makine insan kendi fonksiyonlarının farkında değildir: Makine insan, bilinçli olduğu ya da her istediğinde bilinçli olabileceği düşüncesine sahiptir. Bu yüzden zaten sahip olduğunu düşündüğü bir şey üzerine çaba harcamaz. İnsanın öncelikle fonksiyonları ve bilinci ayırmayı öğrenmesi ve fonksiyonların bilinç olmadığını anlaması gerekir.
   -İnsan bir makinedir: İnsann kendisiyle ilgili birçok yanılsaması var. Bu yanılgıların ilki, kendisinin bir makine olduğunu görememiş olmasıdır.
   -Büyücü koyunları hipnotize etmiş: Gurdjieff, insanların kendilerini efendi sanmalarına neden olan birçok yalanla doldurulduğunu ve bunun bir hipnotik durum yarattığını mecazi olarak ifade ediyor. Bu hipnoz nedeniyle insanlar efendilerinin kendilerini uygun gördüğü biçimde kullanmalarına fırsat veriyor.
 
**http://www.youtube.com/watch?v=JQupCdgwauc

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İnsanın bir makine olduğu fikrine kısmen bende katılabilirim. Çünkü insanın bilinci ve buna bağlı davranışları tamamen onun hayatı boyunca edindiği kültür ve bilgi birikimi tarafından belirleelirnir. Örneğin Hintli ineğin kutsal olduğuna inanır ve o doğrultuda yaşar. Buna karşılık Müslüman da domuzun haram olduğuna inanır. Bütün sorun bilincimizi belirleyen inanç dünyamızın uyduruktan, dogmatik öğretilerle biçimlenmiş olmasıdır. Bu nedenle de tek çözüm insanın inandığı şeylerin gerçek olup olmadığını analitik bir şekilde sorgulayıp gerçeği bulup bulamamasıyla ilişkilidir. Ne yazık ki insanların büyük çoğunluğu ezberlenmiş varsayımlarla, sizin değiminizle makine gibi yaşar. Ama sorgulama becerisini geliştirebilenler kültürlerimizin dayattığı bu mekanik, ezberci yaşamın dışına çıkıp gerçek insan olarak yaşayabilirler. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 03.02.2015 20:51
 

Merhaba Selma Hanım...Bilimsel içerikli bir blog. Yazdıklarınız beni düşündürdü...Şimdi ben, "düşünüyorum öyleyse varım" yerine "düşünüyorum o halde makineyim" mi diyeceğim? Eğer ben bir makineysem, beni ilk çalıştıran nedir ya da kimdir? Parçalarım bozulduğunda doktor yerine tamirhaneye mi gideceğim ? Hayvanlar da birer makine midir?...Selma hanım, bunlar şaka. Bilimsel içerikli yazılara, düşünceme uymasa da saygı duyarım...Selamlar

cdenizkent 
 03.02.2015 12:36
Cevap :
Gurdjieff'in yaratık insanı bir makineye benzetmesi ve yaratıktan varlığa evrilen insanı 'gerçek insan' olarak ayırdetmesi içinde son derece anlam bulunabilecek derinliktedir. Birlikte bu dünya gezegenini paylaştığımız insanların bir makine gibi hareket ederek, sorgulamadan kendisinden beklenileni yaptığı ve tekrarlara düştüğü yaşamları değerlendirmek istersek eğer Gurdjieff gibi düşünür ve eylem insanlarının fikirleri birçok gözlem, karşılaştırma, anlayış ve etkileşimlerin biraraya geldiği yoğun cevaplar içerir. Daha dikkatli bakmalı!  03.02.2015 19:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 112
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 500
Kayıt tarihi
: 07.10.13
 
 

İnsanın kendinden bahsetmesi meselesi benim için zor konuların başında gelir. Bu anlamda söyleneb..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster