Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Nisan '10

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
4824
 

“İrade-i Milliye” gazetesinde yazılanlar tarihimizi değiştirir mi?

“İrade-i Milliye” gazetesinde yazılanlar tarihimizi değiştirir mi?
 

"Milletin bu kadar uyanık ve mücadeleye hazır olacağını hayal bile edemezdim" diyen kim? Atatürk..


Milli Mücadele ile ilgili yazılanlardan bir kısmının cilalı olduğu; “Cumhuriyetin yerleşmesi için öyle yazılmalıydı!” Anlayışının genel kabul gördüğü bilinmektedir. Ancak, doğru bir gelecek için doğru yazılmış bir tarihin zarureti de ortadadır. “Sivas'ta bir grup öğretim üyesi, 40 kadar "İrade-i Milliye" nüshasını Latin harflerine çevirerek Sivas Belediyesinin de destekleriyle ve orijinaliyle birlikte 2007 yılında yayınlandı. (1)

Sivas Vilayet matbaasında 1919 yılında basılmaya başlanan “İrade-i Milliye” gazetesinin çıkarılma fikri kime aittir?

-“İrade-i Milliye 4 Eylül 1919 yılında Sivas Kongresi'nde alınan kararla çıkarılan ilk gazete.

İlk sayıda, gazetenin yayınlanmasından 10 gün önce toplanan Sivas Kongresi'nde Mustafa Kemal Paşa'nın Kongreyi açış nutku ile Padişah'a, Sadrazam'a ve İtilaf devletlerine çekilen ariza ve muhtıralar yer almaktadır.

Anadolu’da başlayan kurtuluş hareketinin yayın organı olan “İrade-i Milliye” Mustafa Kemal’in çalışmaları sonucunda Sivas’ta çıkmıştı. Sivas Valisi Elhaç Ahmet İzzet Paşa tarafından 1878 yılında tesis edilen vilayet matbaası milli mücadele döneminin ilk gazetesi olan İrade-i Milliye’nin basım yeri oluyordu. (2)

* * *

-"İrade-i Milliye" gazetesinde yazılanlar. Kuva-yı Milliye dönemine ait çok önemli ve dikkatlerden kaçmış beyanlar ve telgraflar, haberler, sıcağı sıcağına tepkiler, en azından Ankara'ya gitmeden önce Mustafa Kemal tarafından yazılan başyazılar. Her biri önemli bizim için…

Mesela 14 Eylül 1919 tarihli nüshada daha önce de dile getirdiğim bir telgraf yer alıyor. Çeken

-"Üçüncü Ordu Müfettişi, Yaver-i Hazret-i Şehriyarileri Mustafa Kemal",

-Çekilen kişi "Zat-ı Şahane" yani Sultan Vahdettin, çekildiği yer Havza. Tarih 14 Haziran 1919.

Burada Mustafa Kemal Paşa, son görüşmelerini hatırlatıyor padişaha ve şöyle diyor:

-“ Huzurdayken İzmir'in işgali karşısında "pek mahzun olan" kalbinizin "bu nokta-i necâta ait ilhamatı"nı, yani ülkenin sizin öncülüğünüzde millî mukaddes bir kudretle kurtulacağına dair verdiğiniz ilhamları şu an gibi hatırlıyorum.

-Sizin "ilkâ"nızdan, (yani Şemseddin Sami'nin "Kamus-i Türkî"sine bakılırsa, ) benim fikrimi çelmenizden aldığım imanın azmiyle görevime devam ediyorum. …” Sivas'ta çıkan İrade-i Milliye gazetesinin 14 Eylül 1919 tarihli ilk sayısında çıkan Mustafa Kemal Paşa'nın Vahdettin'e çektiği telgrafın orijinali.

Müthiş bir metin tabii. Ancak telgrafın bu şeklini başka kaynaklarda bulabileceğinizi sanıyorsanız aldanıyorsunuz.

"Nutuk" dahil diğer kaynaklarda "ilkâ" kelimesinin "ilham"a dönüştürüldüğünü görüp hayrete düşüyorsunuz (mesela "Atatürk'ün Bütün Eserleri", c. 2, s. 375). Meğer, diyorsunuz, Atatürk'ün kendi sözleri de zamanla kitabına uydurulmuş.

….

Peki sonradan tamamen unutulacak olan bu "fikir çelme" hadisesi neyin nesiydi? Ona dair de bazı ipuçları bulabiliyoruz aynı telgrafta.

Mustafa Kemal Paşa, Samsun'a çıktıktan bir ay kadar sonra şu gerçeği itiraf ediyor:

-"İstanbul'da iken milletin bu kadar kuvvetli ve az vakitte felaketlerden bu derece müteyakkız [uyanmış] olduğunu tahayyül edemezdim."

İlginç değil mi? Devam ediyor Paşa:

-"Millet baştan aşağı uyanık olup istiklal-i millet ve devleti ve hukuk-i âliye-i saltanat ve hilafeti teyid için kavi bir azim ve iman ile mücehhez bulunuyor."

Yani uyanmış olan millet, milletin ve devletin bağımsızlığı ile saltanat ve hilafetin yüce haklarını desteklemek için sağlam bir kararlılık ve imanla donanmış durumda.

Mustafa Kemal Paşa'nın bir ay içerisinde çektiği bu net resim çok mu çok önemli. Neden?

Piyasadaki inkılap tarihlerinde o yıllarda milletin yere serilmiş olduğu ve sonra Atatürk'ün gelip onu dirilttiği anlatılır da ondan. Oysa gerçek hiç de öyle değilmiş. Üstelik bunu bizzat kendisi söylüyormuş.

Daha neler söylüyormuş? Devam edelim okumaya.

Mustafa Kemal'e göre Vahdettin son hatt-ı hümayunuyla bütün milletin azim ve mücadele gücünü uyandırmış imiş. Peki kime karşıymış bu mücadele? Cevabını telgraf sahibi veriyor zaten:

-“Milletin beka ve varlığına düşman olanlara karşı. Yani İngilizlere ve İngilizlere yaltaklanmayı meslek edinen zayıf karakterlilere karşı.

Şimdi düşünelim: Beni Anadolu'ya ikna ettiniz diyen kim? Atatürk.

Anadolu'ya geçmeden önce milletin bu kadar uyanık ve mücadeleye hazır olacağını hayal bile edemezdim diyen kim? Yine Atatürk.

Uyanmış olan milletin bağımsızlık ateşiyle tutuşmuş olduğunu ve saltanat ve hilafetin haklarını desteklemek için kararlılık içinde olduğunu söyleyen kim? Yine Atatürk.

Vahdettin'e, hatt-ı hümayununuz milletin mücadele gücünü uyandırdı diyen de o, İngilizlere ve onların destekçilerine karşı mücadele etmek üzere anlaştıklarını söyleyen de.

Peki Turgut Özakman neyi savunuyor:

-Canım Vahdettin gönderdi ama Atatürk'ün ne için gittiğini bilmiyordu ki. Bilse asla göndermezdi.

Şimdi Havza telgrafıyla görüyoruz ki, ikna eden de, gönderen de, hatt-ı hümayunuyla halka direniş mesajı veren de, İngilizleri barışa ikna etmek için Mustafa Kemal'le gizlice mutabakat sağlayan da Vahdettin'den başkası değil. Aralarında bütün bunlar önceden konuşulmamış olsa Mustafa Kemal ne diye anlatsın ki derdini sultana?

Üstelik Vahdettin'in Anadolu halkına, yanınızdayım mesajını veren bir beyannamesi var ki, gazete sütunlarında alkışla karşılanmış. Mustafa Kemal, 28 Eylül 1919 tarihli nüshada bu beyannamenin Osmanlı tarihinde her bakımdan benzersiz olduğunu yazıyor.

-"Padişahımız" diyor, "Anadolu harekâtının tamamiyle meşru olduğunu ilan ederek mevcut cereyanı, yani Kuva-yı Milliyeyi lütfen teşvik etmekte ve hatta katılarak kuvvetlendirmektedir." (3)

* * *

Bugün ihtiyacımız olan herhalde ilgili döneme ait diğer şehirlerimizde de çıkarılan gazetelerin Latin harflerine tercüme edilerek ve birer kitap halinde yayınlanmasıdır.

Resim; turksolu.org

(1-3-) 14.Aralık.2008 , Mustafa Armağan, Zaman gazetesi.

(2)Vikipedi

Kaynaklar; (Dr. Fatih M. DERViŞOGLU – Milli Mücadele döneminde basın ve İrad-i Milliye gazetesi)

(1)-“ Irâde-i Milliye gazetesi, Heyet-i Temsiliye’nin Sivas’ta çalışmalarının sürdürdügü 8 Eylül 1919-13 Aralık 1919 tarihleri arasında 16 sayı yayınlanmıstir. Ankara’da, Heyet-i Temsiliye yayın organı Hâkimiyeti Milliye (10 Ocak 1920) tarihinde yayın hayatına katılmıstır. Bu iki zaman dilimi arasında Irade-i Milliye dört sayı daha yayınlanmştır. Hâkimiyet-i Milliye’nin yayınlanmasından iki gün sonra (12 Ocak 1920) Irâde-i Milliye’nin 20. sayısı neşredilmiştir. Milli Mücadele’nin yeni yayın organı, Hâkimiyet-i Milliye gazetesinin (10 Ocak 1920) tarihinde yayınlanmasına kadar geçen zaman zarfında Irâde-i Milliye gazetesinin ulusal kimligini muhafaza etmiştir.” Dr. Fatih M. DERViŞOGLU

(2) –“Izmir’in işgali iç ve diş siyasetteki başarısızlıkların miisebbibi olarak Sadrazam Damat Ferit Paşa açıktan eleştirilir, Ülkedeki olumsuzluklara çare aramak için toplanan Sivas Kongresini tenkil etmek için Ali Galib’i görevlendiren Sadrazamın bu oyunu ise millete şikâyet edilmektedir. Sivas Kongresi ve Müdafaa-i Hukuku Milliye Cemiyeti’nin, mevcut kanuni çerçeve içinde faaliyet gösterdiği belirtilmektedir. Hükümetin düşmanca tavrına rağmen, Padişah'ın “son beyanat-ı mülûkâneleriyle tasvit etmiş oldukları" gibi, Veliahd Abdülmecid Efendinin de Padişah’a sunduğu bir layihayla mevcut hükümetin icraatlarını eleştirerek Anadolu’daki hareketin tekliflerinin dikkate alınmasını tavsiye ettiği” belirtilmektedir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bence tarihlerin tamamının % 50 duruma göre yazılmıştır. Tarih olaylar zincirinin yazıya dönüşmesi ise canlandırılması mümkün değilse; bence kurcalanmasıda gereksiz. Önemli olan "gelinen durumun azalizi" ve "geleceğe doğru yönelme" dir. Aksi halde tarihe takılı kalmak gibi gereksiz bir durum ortaya çıkıyor hele hele 21 yüzyıla teknolojik çağa geçmişken, sevgilerimle..

Kadri KANPAK 
 16.04.2010 11:20
Cevap :
Değerli Kadri Bey, Haklısınız, keşke tarihimiz sadece bizimle ilgili olsaydı da, bizlerde, "O günün şartları onu gerektirmiş, böyle olmuş" diyerek, üzerindeki örtüyü kaldırmaya çalışmasaydık. Ancak, içerisinde olduğumuz süreçte yaşadıklarımızın, bize dünden kalanlar olduğu bilinmektedir. Örnek; Resmi tarihte yazılana göre, kurtuluş savaşı ile birlikte düşmanı denize döktük ve kurtulduk. Ancak; Kazım Karabekir Paşa'nın (Ve yabancıların yazdıklarına ) göre, İngiliz, Fransız, İtalyan İsveç, Amerikalılar yapılan antlaşmalarla kaldıkları yerden devam etmişlerdir. Bunlarla beraber, anlatılmak istenen Gerek Osmanlıların gerek cumhuriyet yönetimin zaaf içerisinde oldukları değil, yapabilecekleri fazlaca bir şeyin olmadığı, ellerinin kollarının bağlı olduğudur. Kimbilir belki de günümüzde bu bağlar halen de devam etmektedir. Bu nedenle dünümüzün güneş ışığına çıkması gerekmektedir. İlgi ve katkınıza teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.  17.04.2010 11:49
 

Tarih adına çok yalan söylendi bu ülkede Mehmet bey...En çok da Atatürk alet edildi bu yalanlara...Elinize sağlık..Selamlarımla.

ali açıköz 
 11.04.2010 23:17
Cevap :
Değerli Ali Bey, Bilirsiniz, tarih yaşandığı gibi kaydedilmektedir. Kaydedilmektedir ki, gelecek nesillere doğru bir yol haritası olabilsin. Osmanlı, 700 yıllık yaşamının 500 yılında, üç kıtaya adaletle hükmetmiş, milletleri sömürmemiş ve diğerlerine de sömürtmemiştir. Batılıların Osmanlıya olan düşmanlığı ana sebebi budur. Ve bu Batılılar için anlaşılabilir bir durumdur. Ancak, kimilerimizin, (yanlış aktarılan bilgiler doğrultusunda) Osmanlıya olan bakışı anlaşılır gibi değildir. Gerek Sultan Vahdettin, gerekse abisi Sultan 2. Abdülhamit, bu ülkeye yapabileceklerinin en iyisini yapmışlardır. Ülkesine hizmet eden diğer Atalarımız gibi onlara da minnet ve şükran borçluyuz. Şimdi bizlere düşen, tarihimizi doğru şekilde öğrenmek ve varsa yapılmış hatalardan ders almaktır. Yorumunuz için teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.  12.04.2010 10:56
 

Sanırım ülkemizde bilhassa cumhuriyet dönemi tarih bilgileri, günümüzün toplum mühendisliği tabiriyle işaret edilen kesim tarafından kendi mevcut ideolojilerine göre dizayn edilmiş olduğunu biliyoruz. Yalnız benim anlayamadığım bunları yapanlar aksini gösteren bilgileri imha etmekte çok titizlerdi. Kazım Karabekir’in İstiklal harbimiz isimli eserinin toplatılması, tüm Osmanlı belgelerinin yakılarak veya yangınlarla imha edilmesi, yabancı ülkelere artık olarak gönderilmesi gibi. Sizin bugün belirttiğiniz bu belgeleri nasıl atlamışlar onu anlayamadım. Henüz erken diyorum çünkü henüz o kesim kişilikler oldukça etkin durumdalar. Henüz İzmir’in yakılması gerçeklerini bile gün ışığına getirilemiyor. Mum ışığının yanmasını bekleyeceğiz. Selam ve saygılar.

akar 
 11.04.2010 10:30
Cevap :
Değerli akar, Bir halk türkümüz vardır. hatırlayacaksınız ismi;"Karakaş gözlerin Elmas" nakarat bölümünde de; "Annene bak gör halini!" sözleri vardır. Bunu Komşumuz Irak'lılara ithaf etmiş olalım ve Konu ile ilgisini de size bırakalım. Kazım Karabekir Paşa'nın Kasım 2009'da yayınlanan günlükleri okunduğunda (Biraz sansüre uğramış olsa da) yakın tarihimizi aydınlatacak ve resmi tarihin aksine bir çok konuda bilgi olduğu görülmektedir. Bu yayın aynı zamanda, Türkiye'de bir şeylerin değişmekte olmasının da işaretidir. Haklısınız, Özellikle Bulgarlar, Osmanlı arşivleri (belgeleri) satışa çıkarıldığında hurda kağıt bedeline bizden almış ve ülkelerine götürmüşlerdir. Paşa bunu da günlüklerinde anlatmaktadır. Yakın tarihimizin üzerindeki örtü, ülkemizde gelişen özgürlük ortamına paralel olarak kaldırılmaktadır. Bu süreç hızlanarak devam edecektir. Konuya ilgi ve yorumunuza teşekkür ediyorum, sağlıcakla kalınız.  13.04.2010 10:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1073
Toplam yorum
: 2681
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1706
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster