Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Aralık '08

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
2232
 

"Issız adam" daki aşkın hangi halidir?

Issız adam filmini seyredenlerden aldığım eleştiriler öylesine farklı ki. İnsan ister istemez "aşk deyince neyi anlıyoruz?" diye sormadan edemiyor. Benim çok sevdiğim 2 soru var; "nereye kadar?" ve "neye rağmen?". Sıkı sorular bunlar. Dürüst yanıtlamaya kalkarsanız hayatın en önemli gerçeklerini görebilirsiniz bu sayede.

Bu filmde vurgulanan geçmişten(yaşanmışlardan) arınmış, geleceği hedeflemeyen ve gerçek hayatımızın biraz ötesinde bir aşk. Başı sonu hesapsız, doğal, tertemiz ve kendi halinde. Özellikle erkek karakter açısından böyle. Adam gibi adam olunarak yaşanan, aldığı hazzın bedelinin kendini sorgulaması ve kendi kendine hüküm giydirmesi nedeniyle kan kusularak fazlasıyla ödendiği bir aşk. Hal böyle olunca ortaya bir diyalektik çıkıyor. Nefis bir yemek yiyorsunuz. Ama sonrasında o kadar kötü bir karın ağrısı çekiyorsunuz ki bir daha tabağın yanına bile yanaşamıyorsunuz korkudan. Daha az keyif veren, iyi kötü karnınızı dıyuran ama sonrasında burnunuzdan gelmeyen yiyeceklere dönüş yapıyorsunuz. Bu mudur senaryo? Bence budur.

Tabiki kaçan balık büyük olur. Kaybettikten sonra kafamıza dank eder bazı gerçekler. Ama yine de acısına son vermek için kaderin önünde el pençe divan durup kaybettiği aşkı tekrar kazanmak için hamle edemez insan. Geri dönüş hamlesini engelleyen neden bilinçaltındaki sönmemiş aşk acısıdır. Dayandıkça azalacağı umulan aşk acısı. Acının azalacağı umudu o kadar büyük bir ödül beklentisidir ki sabredilir, kahrolunsa da beklenir. Ne zamanki kalkanlarımızı yıkan bir karşılaşma, bir haberdar olma olayı yaşanır; işte o zaman azalacak umuduyla katlanılan acının aslında ne kadar büyük olduğu algılanıverir(!). Ve perde...Hüsran, pişmanlık, insanca yakarışlar...

O karşılaşma olmasa içimizde boğmaya çalıştığımız ayrılık acısı depreşmeyecek ve zaman büyüklüğünü göstererek acı yitip gidecektir belki. Bildiğim en iyi ilaç zamandır çünkü. Ya da kirli bir yorumla; "bir aşkın ilacı başka bir aşktır".

"Neye rağmen?" ve "nereye kadar?" diye sormayı bırakırsak bu tür tökezlemelerden ve ödenen bedellerden şikayet etmeye pek hakkımız yok gibi geliyor bana. Tabi aşk içindeki o "büyülenmişlik hali" ile bunlar kimin aklına gelecek? O da ayrı bir nokta. Yine de aşk gibi insanca bir duygunun varlığını anımsatan, yüceliğini vurgulayan, insan olarak aşkın karşısındaki aczimizi anlatanlara teşekkür etmek gerek. Bu modern(!) ve maddeci dünyada birer kalp taşıdığımızı arasıra hatırlamak güzel oluyormuş...Sevgiyle kalın..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu filmi izledikten sonra aklıma çok sevdiğim bir kitap olan Sartre'nin ilk uyanışından anımsadığım bir durum geldi Özgürlüğün peşinde ve hayatta bağlılığın her türlüsünden kaçınan bir adamın hikayesi vardı ordada. özgür kalmak adına özgürlüğün kölesi olan bir adam, tanımlama buydu. Ben filmi çok beğendim ve ne yazıkkı duyduğum yorumların çoğunda nedense sadece adamın hazlarıydı tek konuşulan oysa bence anlatılmak istenilen bambaşka bir şeydi. Aşkın başka başka tarifleri ve başka başka yaşanmış şekili var bizler bile her ilişkide yeni birer benle karşılaşırken her ilşkinin birbirinin aynı olması mümkün değil bence.

chamas 
 29.01.2009 11:04
Cevap :
Evet haklısınız. Her insanda ayrı okunuyor aşkın ifadesi. Özgürlük ya da özgür irade ile o kafesin içine kalmak. İşte bütün mesele bu.."Aşk hoyrattır" diyoruz bazen ve aşktan kaçıyoruz. O zaman kanatıyoruz kendimizi ve aşka dair bize adanmaya hazır yürekleri...Buna can dayanır mı?  29.01.2009 15:46
 

ben köy öğretmenine yapmış olduğunuz yoruma yorum yapmak istedim. Bizler bazı kavramları değiştiremeyiz belki ama doğrusunu kendimiz göstererek hem örnek olabilir hem de hatayı gözü kapalı kabul etmemiş oluruz. En azından ben öyle yapmaya çalışıyorum, sistem bu deyip suçu başkasına atmamaya çalışıyorum. Filmi seyrettim, aşkı hatırlattığını düşünmüyorum, belki de ben yakalayamadım, zevkinin kurbanı olan biri vardı sahnede. Yaşamak, sevmek, aşık olmak bu mu? Öyleyse şayet, ben ne sevmişim ne de aşık olmuş. Tabi herkesin yaşadığı duruma göre değişebilir bu durum size karşı değilim sadece ben öyle görmediğimi belirtmek istedim, saygılar..

edeple gelen lütufla gider 
 25.01.2009 1:13
Cevap :
Tabi farklılıklara saygımız olacak. Herkes aynı bakmak zorunda değil. Ödenen bedellerin duyarsız toplumlarda etkisiz kalıp, muhatabında yarattığı küskünlük duygusu o kadar yıpratıcı oluyor ki bazen. Sosyal bir yapısı olmasa insanın, kendisi olumlanmasa da ısrarla, inatla devam ederdi inandığı doğrular için savaşmaya. Ama değişen birşeyler yoksa o zaman çözüm; "mikroçevre" dediğim aynı tellerden çalan, eleştirilerinin iyi niyetli olduğu ispatlanmış az sayıda insanla paylaşmak. Bu daha mutlu ediyor insanı. Öbür türlü, dipsiz bir kuyu çıkıyor karşımıza. Attığın taş, ürküttüğün buzağıya değmiyor. Issız Adam'daki aşka gelince ne kadar insan varsa o kadar bakış açısı vardır. Aşklar da biraz böyle belki. Ağlayan da gülen de oluyor bu filmde. İnsanız işte. Sosyal bilimleri fen bilimlerinin ölçekleriyle yorumlayamıyoruz. Her zaman öngörülemeyen önemli ayrıntılar oluyor sosyal bilimlerde. Saygılarımla.  26.01.2009 9:15
 

Bu modern! dünyada "aşka rağmen" yaşanır hayatın olayları ve günlük akışı. Filmi izlemedim ama şunu söyleyim, kaç kişinin hayatında aşk en tepededir. Meselenin ana noktası bu. Ondan daha değerli (!) "ego" dururken kaç kişi yaşatır aşkı? Savaşı galibi "ego"dur hala!...

SEMA KILIÇ 
 09.01.2009 17:12
Cevap :
Aşk ve ego sinerji içindedir bana göre. Aşık olduğunuz kişinin sizden ötürü mutlu olmasını istersiniz.Yani kendinize dair bir tatmin duygusudur aşk.. O yüzdendir ki aşk ve nefret kardeştir. Başka bir kalbe yürüdüğünde aşığın duyguları, kin kusarız o zaman. "Ya benimsin , ya toprağın" demiyor mu arabesk aşıklar? Ben böyle okuyorum olayı. Saygılar..  10.01.2009 9:17
 

Bana yorum yazın dediniz bende yazdım:)) Tespitleriniz gerçekten bana göre harika. Sadece -karın ağrısı yapan nefis yemek- örneklemesine takıldım. O harika yemek sancı yapmasa, her gün yenilir mi ? Burnumuzdan gelmeyecek yiyeceklere dönüş yaptığımızda, nefis bir yemek özlemi çekmez miyiz? Alper, iyi kötü karnını doyurduğu yemeklerden öylesine bıkmış ki nefis bir yemek görünce doz aşımına uğradı. Tanrı hiç kimseyi açlıkla terbiye etmesin:)) Kutluyorum sizi. Ellerinize sağlık.

Nurcan Çelik Yalun 
 26.12.2008 1:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 68
Toplam yorum
: 164
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 624
Kayıt tarihi
: 17.11.08
 
 

1964 İstanbul doğumluyum. Bekarım. Çocuk hastalıkları uzmanıyım. Halkla İlişkiler ön lisans ve İk..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster