Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mart '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
309
 

"Kahramanlar" ve "Kötüler"

"Kahramanlar" ve "Kötüler"
 

Bazı çizgi filmler sanıldığı kadar zararsız mı?


Son zamanlarda önce internet sitelerinde son birkaç aydır da televizyon programlarında bilinçdışı (subliminal) iletiler konusu işlendi. Bu konu kapsamında sayılabilir mi bilmiyorum; ancak son zamanlarda Planet Çocuk Kanalı'nda yayımlanan Scooby Doo adlı çizgi filmin defalarca izlediğim bir bölümü beni hayli rahatsız etti. Bu bölümde çizgi film kahramanları Kont Dracula'nın evine giderler. Orada karşılaştıkları kadın sihirbaz Şandra, bin yıldır peşinde olduğu "Ay Taşı Kolyesi"ni bulur. Kötü güçler barındıran ay taşı kolyesi, yuvarlak kırmızı zemin üzerinde sarı ay ve beyaz yıldızdan oluşmaktadır. Bu kadar "Kör gözüme parmağım" bir ileti olabilir mi? Sihirbaz Şandıra bu madalyonun güçlerini kullanarak dünyayı ele geçirmek istemektedir. İşin gülünç yanı, madalyonu kötü niyetli kişilerin eline geçmemesi için koruyan da vampirlerdir!

Bu bana Çin'de yaşadığım dönemde çizgi filmleri da yayımlanan bir çizgi romanı anımsattı. Oradaki kahraman da Şaolin rahibi kılığında dazlak ve sevimli bir oğlan çocuğu, çocuğun baş düşmanı da elinde pala gibi kılıcı olan, pala bıyıklı, şalvarlı, sarıklı bir Türk tiplemesiydi. Kahraman Çinli çocuk, ufak tefek olmasına karşın, iri yarı kılıçlı adamı her seferinde dövüş sanatındaki ustalığı ve çevikliği ile yeniyordu. Çocuklara yönelik yayınlarda görülen bu tür bilinçaltı iletilerin çoğu kişinin dikkatini çekmemesi ve pek umursanmaması belki önemsenmeyebilir.

Ancak, yeryüzünde onlarca yıldır, soğuk ve sıcak savaş zamanlarında kullanılan gizli ve açık propagandalar çok daha ciddi tehdit ve tehlikelere işaret ediyor. İkinci Dünya Savaşı'ndaki Alman Propaganda Bakanı Göbels'in bile günümüze nazaran daha temkinli olduğu söylenebilir.

Film değil gerçek

Koca koca siyasetçilerin, devlet adamları ve başkanlarının, televizyon kanallarında milletin gözünün içine (kameranın objektifine) baka baka nasıl yalan söyledikleri artık yıllar değil, birkaç ay ya da hafta sonra ortaya çıkıyor. Ama, onlar hiçbir utanç ya da pişmanlık belirtisi göstermeden, yalanlama ya da açıklama yapma gereği duymadan koltuklarını ve kürsüleri işgal etmeyi sürdürüyorlar.

Millet gerçekten onların sandığı kadar salak mı, unutkan mı, güdülenmeye elverişli mi?

Bir de geçmişte kullanılıp etkili olmuş yöntemlerin, aslına uygun olmasa da kullanıldığına yakından tanıklık ediyoruz. Örneğin; PKK Terör örgütünün yöneticileri, Filistin Kurtuluş Örgütü Lideri Yaser Arafat gibi giyinip, onunki gibi poşu kullanıyorlar. Böylece, varlıkları ve yaptıkları eylemler meşruiyet mi kazanacak? Ama, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir ili olan Diyarbakır'da sözde Nevruz kutlaması, özde propaganda amaçlı eylem ve gösteriler sırasında terörist lider Abdullah Öcalan'ın posterlerinin ve resmen var olmayan bir devletin bayraklarının açılmasına göz yumulması, zaten illegalitenin meşrulaştırıldığını göstermiyor mu? Terör örgütünün hüküm giymiş liderinin mektubunun, sanki siyasi bir partinin ya da devletin başkanının açıklaması gibi ulusal ve uluslararası haber bültenlerinde yer alması da milyonlara oynanan bu oyunun bir parçası değil mi? Oyunu hep birlikte seyrediyoruz. Tıpkı Suriye'deki savaşı, Arap Baharı'nı, Kuzey Irak'taki işgali, öncesindeki Körfez Savaşı'nı, Yugoslavya, Afganistan iç savaş ve işgallerini seyrettiğimiz gibi... Yani, bilinçli ve etkin yurttaşlar, insanlar olmaktan çıkmış; ne olup bittiğinden habersiz ya da yaşananların bir film olduğunu sanarak... Ne zamana kadar? Bir de öte yanda; haklı gerekçelerle Türk bayrakları, Atatürk posterleri açarak eylem yapan, vatandaşlar, işçiler, öğrenciler var ki, sanki asıl terörist ve vatan hainleri onlar! Görmedikleri eziyet, işitmedikleri hakaret, yemedikleri biber gazı, tazyikli su kalmıyor. Demek ki, onlar daha büyük tehlike birileri için!

Hele 2000'lerin sonundan başlayarak süregelen davalar, tam evlere şenlik! Benim gibilerin yüreğine acı ve yük. Hak, hukuk ve adalet adına; hak, hukul ve adaletten söz edenlerin, geçmişte uğradıkları haksızlıklardan sürekli dem vuranların iyice "Ucubeleşmiş" yargı süreci ve davalardan rahatsızlık duymamaları normal mi? Nasıl bir kandırmaca, kanmışlık bu? Allah aşkına, insanların ne izlediği, basının büyük çoğunluğunda nelerin yayımlandığı malum da, acaba bazılarının yiyip içtiklerinde de mi bir sorun var?

Bazen ben bile çelişkiye ve kuşkuya düşüyorum; acaba yapılmak istenen milleti eblehleştirmek, tepkisizleştirmek, uyuşturmak ve üzerine ölü toprağı serpilmiş duruma getirmek mi yoksa, nifak tohumları serpip, kışkırtarak galeyana getirmek mi? Hangisi doğru? Umarım doğrusunu çok geç olmadan farkına varır ve gereğini yapabiliriz. Çivisi çıkmış bir ortamda Allah sonumuzu hayır etsin!

Gülçin ERŞEN - Güllük / 25 Mart 2013

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 101
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 808
Kayıt tarihi
: 06.07.11
 
 

Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu (İletişim Fakültesi) Radyo ve Televizyon Bölümü mezun..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster