Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

ALİ GALİP AKYILDIRIM

http://blog.milliyet.com.tr/aligalip

21 Ocak '16

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
152
 

“Karlar erimeden...”

“Karlar erimeden...”
 

Buyurun, “karlar erimeden, buzlar çözülmeden, bu ülke geniş bir mezarlığa dönmeden” yanlış yoldan dönülmesi için elinizden geleni yapın.


T24’de Gazeteci Hasan Cemal’in “Hatip Dicle’nin Feryadı” adlı yazısını okuyorum.

Yazısına “Barış yolunda taşlar yerli yerine oturmazsa, bu yolda adımlar atılmazsa, Türkiye her geçen gün daha derin bir cehennem çukuruna yuvarlanır gider. Bu hiç akıldan çıkmasın.” diyerek başlamış.

 Sonra da Hatip Dicle’nin Cumhuriyet gazetesinde ki söyleşisine geniş yer ayırmış.

Altını çizerek Hatip Dicle’nin “Her iki tarafta da mantığın, aklın sesi duyulmaz oldu.

Şu anda dağlarda yaklaşık iki metre kar var. Ve gerilla hareket hâlinde değil.

Sayıları nedir; biz de bilemiyoruz. Devletin istihbaratına göre dağlarda olan binlerce insandan bahsediliyor.

Karlar erimeden...

Yani nisan sonuna kadar bu savaşa dur diyemezsek çok daha fazla alanı kapsayan, hatta metropolleri de içine alan bir şiddet dalgasıyla karşı karşıya kalabiliriz.

Bunu dediğimizde, Kürt siyasetçi olduğumuz için, tehdit gibi algılanabiliyor. Hayır, amacımız tehdit değil, feryat ediyoruz.

Feryat ediyorum! Bu tehlike önümüzde.” Sözlerine yer veriyor.

Ve bu sözlerin “tehdit gibi algılanmamasını” istiyor.

Halkını ve bölünmez bütünlüğünü korumaya çalışan devlete de “Devlet cephesine baktığımızda yine korkunç bir çılgınlık hâli var. Halklarımıza barışı hediye edemedik. Hepimize yazık... İki tarafta da aklın sesi duyulmaz oldu. Savaş böyledir. Öfke galip gelir” Diyerek devletinde“çılgın” olduğunu belirtmektedir.

Yani şimdi sormadan duramıyorum.

Devlet kiminle masaya oturacaktı?

Devletin eşkıya ile masaya oturmayacağını bilmiyor musunuz?

Devletin “isyana kalkışmış” vatan hainleri ile pazarlık yapacağını mı sanıyorsunuz?

“Karlar erimeden”diyerek, örgüt elemanlarının baharın gelmesi ile birlikte kış uykusundan uyanıp şehirlere kan içmeye mi ineceği ima ediliyor?

Ve ya devlet bu şekli mi korkutulmaya çalışılıyor?

“Ben Amed'i sevdiğim kadar İstanbul'u da seviyorum. Akdeniz'de, Ege'deki o güzel doğayı görmeyi de özlüyorum.

Peki, hendeklerin ardındaki o çocuklarda böyle bir özlem var mıdır acaba? Bu ortak vatan duygusu çok önemlidir. O hendeklerde hayatını kaybeden çocukların hayat öykülerine bakılsa hep aynıdır.

İnanın bu çocukların neredeyse tamamı 90'lı yıllarda köyü yakılan, gözünün önünde evleri ateşe verilen çocuklardır.

Devleti böyle tanımıştır.” Diye devam ediyor.

Peki, sormazlar mı adama, iyi güzel anlatmışsın da, peki 1990’dan bu güne kanlı terör örgütünün kalleşçe şehit ettiği askerleri, polisleri, bastığı köyleri, öldürdüğü bebekleri, öğretmenleri, sivilleri kim nasıl unutacak?

Ve de, 1990’dan bu güne kadar her gün camilerden kalkan şehit cenazeleri ile büyüyen bir nesli, yetim kalarak büyüyen bir nesli kim nasıl ikna edecek?

Bu çocuklarda; gözleri önünde babalarının kalleşçe şehit edildiklerini gördüler. Annelerinin yanında babalarının arkadan kalleşçe vurulduklarını gördüler…

O bahsettiğin “barikat ve hendek çocuklarını” okulları yakarken, devlete ait ne varsa, hastaneler dâhil olmak üzere yakıp yıkarken gördüler.

Bundan dolayı da senin o bahsettiğin “barikat, hendek, molotof çocuklarını ve kanlı örgütü” hep böyle tanıdılar.

Bunları o çocukların, gençlerin kafasından kim nasıl silecek?

 “Biz takiye yapmıyoruz. Türk ve Kürt halkı bin yıl birlikte yaşadı ve birlikte yaşamaya devam etmeli.

Kardeşliği, barışı tesis etmekten başka yolumuz olmamalı.

Kimi Kürt siyasetçileri arasında, “Bizler müzakereye, diyaloğa açık son nesiliz” gibi bir söz var.

Boş bir söz değildir bu. Kast edilen ortak vatan duygusudur.” Diye konuşmasını sürdürüyor.

 Bu son paragrafa hiç kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum.

Bunlar hepimizin duymak ve görmek istediklerimiz sözlerdir.

Size “siyaset yapmayın” diyen kimse yok.

“Bin yıllık kardeşliği”bozalım diye düşünen hiç kimse yok.

“Barışı ve huzuru tesis edelim”düşüncesi devletinde, milletinde ortak düşüncesidir.

Siyaseten “müzakereye de, diyaloğa da” ülke siyasetçilerinin sonuna kadar hazır olduklarını da biliyoruz.

Ve hepimiz huzur içerisinde bahsettiğin “ortak vatanda” huzur içerisinde yaşamak istiyoruz.

Bunları gerçekleştirmek çok zor değil.

“Sözün en başında eriyecek karlardan, dağdaki gerilladan bahsettim.” Diyorsun.“O karlar erimeden masa kurulmalı...” Diyorsun.

Masanızı kurun ve aranızda konuşun. Kararınızı devlete bildirin.

Ha bu arada bir hatırlatma yapalım. Güneydoğu da “Kürt-Türk” çatışması ve “savaşı” yoktur. Sadece devlete karşı bir “kalkışma” vardır.

Bunun içinde;

Devletin sizden beklediği çok şey değil. Sadece, arkasında durduğunuz örgütün derhal, koşulsuz silah bırakması ve devlete itaat etmesi yeterlidir. 

“Zararın neresinden dönülse kardır”demiş atalarımız.

Buyurun, “karlar erimeden, buzlar çözülmeden, bu ülke geniş bir mezarlığa dönmeden” yanlış yoldan dönülmesi için elinizden geleni yapın.

Konuşmanızın sonun da bu görüşlerinizin “Bu bir tehdit değil tespit” olduğunu aksi halde “yarının çok geç olabileceğini.” Söylemişsiniz.

 Evet, devlette aynı şeyleri düşünüyor.

Yarın çok geç olmadan kanlı örgüt nedametle devlete itaat etsin.

Etsin ki, devlette gereğini yapsın.

Yaraları sarsın.

Devlet buna hazırdır ve gereğini yapacaktır.

Ali Galip AKYILDIRIM

Eğitimci/Yazar

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 264
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 346
Kayıt tarihi
: 28.07.14
 
 

1959'da doğdu. Sınıf Öğretmenliği okudu.1979'da Öğretmenlik görevine başladı. Hayatın; okumak, ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster