Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Şubat '08

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
857
 

"Kaybetmeye değer bir şeylerim kalsın istedim"

"Kaybetmeye değer bir şeylerim kalsın istedim"
 

"Kaybetmeye değer bir şeylerim kalsın istedim" ... daha duyduğum anda beni yoğunluğuyla adet parçalayan bu cümlenin, onun dudaklarından bir külçe gibi düşüşünün ardından bir süre havada asılı kalan o hüzünlü sessizliği paylaştık beraberce... ben saygı ile makyajlanmış sabırdan bir maskeyi, o ise kederini gizleyen şu vurdumduymazlık cinsinden olanlarından bir taneyi takınmış halde durduk öylece bir süre...

Aslına bakarsanız, sadece onun sessiz kalışına duyduğum saygıydı, beni bu eylemsiz kalışa zorlayan.
Ona bir şey demeksizin, ona sarılmadan, yada "neler söylüyorsun sen ?" demeden geçen bir kaç dakikanın sonunda; gözlerim onun o güz kokan gözlerinde gezinip, zihnime hızla yığılıp duran fakat bir türlü dile getirmeye cüret edemediğim sorularıma cevaplar aramaya başlamıştı bile...

O ise, bunu anlar anlamaz ben daha ona "neden?" "nasıl?" bile diyemeden, çocuklar gibi omuz silkerek kalkıp gitti yanımdan. O cevabını vermişti...

O az önce beraber oturduğumuz parktan bir kaç metre uzaklıktaki sahile doğru yürürken, ben ardından öylece bakakaldım. Hala görüş alanımdaydı... onun gidişini bir anne şevkatiyle izlediğimi farkında olsam da, ardından bir türlü gidemedim. Sonra, oracıkta yüzü denize dönük bağdaş kurup oturuverdiğini gördüm.

Ardından koşup, yanında olamamak çok zordu, fakat yalnız kalmak istediğini bildiğimden, uzaktan izlemekle yetindim...

Fakat o sanki hiç bir şeyi yokmuşta, sadece denize yakın olmak istermişcesine bir tavırla, yüzüme bile bakmadan gidivermişti...

Üzgün olduğunda takındığı bu vurdumduymaz ve olağan dışı keyifli, çocuksu hallerini sanki bilmezmişim gibi... Halbuki onunla lise yıllarımızdan beri dosttuk... hatta, birbirimiz için kardeşten öteye geçeli yıllar olmuştu.

İtiraf etmmeliyim ki onun ağzından bu cümleyi duyduğum ilk anda aklıma gelen şu tarz şeylerdi: "Sanırım bu anlık bir karar.... acaba kehanetimsi bir düşüncenin verdiği korkuyla söylenen cinsten bir şey miydi bu?"

"Yada bir tür bezmişlik ve belkide sinmişlik ifadesi olamaz mıydı? "

"Gidişhatta müdahale etmek ve kazanç için mücadele vermek yerine yapılmış, zorunlu bir tercihti belkide...sanırım pes etti" bile dedim kendi kendime. Çünkü paylaşmamış da olsa bir süredir aklını kurcalayan soruları olduğunu da biliyordum...

Belkide artık bu mücadeleyi verebilecek güce, sabıra ve belkide isteğe sahip olamadığındandı...

Oysa nedenlerini anladığımda; o cümleyi ondan ilk duyduğumda ki bu düşüncelerimin onu bu karara itenlerin yanında ne kadar da sığ kaldığını kendime itiraf edecektim.

Sonrasındaysa bu kararı alabilmiş olması; benim ona herzamankinden daha büyük bir içtenlikle ve daha derin bir saygı ile bağlanmama neden olacaktı...

O sırada tüm bunları bilmeksizin; beynimde henüz fırtına gibi esen sorularımla bir başına, bu terk edilmiş salıncaklar arasında kalakalmıştım şu soğuk şubat sabahında.

Evet şaşkındım...
Ama nasıl olmam ki: Bir yandan üşüyen ellerini birbirine sürterek ısıtmaya çalışırken, öte yandanda aniden bu sözcükler dökülüvermişti dudaklarından. Üstüne üstlük sonderece sıradan bir şeyler söyler edasıyla...

"Haydi simit alalım" yada "bu gün hava üç derece olacakmış "derken ki kadar sıradan... Hatta bu söylediklerinin onun için sıradan oluşuna, onun hikayesini bilmiyor olsam ben bile aldanabilirdim.

"Aşk... ne kadar da, kendi başına buyruk; ne kadar istersek isteyelim, ne gelişine, ne mesken edinişine, nede çekip gidişine müdahale edilemiyor..."diye geçiriverdim içimden. Ve arkasından da; sanki içimde henüz çiçeklenmiş, yeşil bir dal kırılıverdi....

Ağlamaklı bir hale bürünüvermiştim... nedenini bile doğru düzgün bilemeden.

Ya o sırada beraberken çocukluğumuz boyunca paylaştığımız her şeyde yer alan o prensi artık kaybetmiş olmanın verdiği yitiklik, boşluk duygusuydu bu...

Ya onda ki derin hüznü bir meleği andıran durulukta ki yüzünde okuyabiliyor olsamda onun çocukluğumuzdaki gibi haylazca omuzunu silkerek kaçıp gidişiyle takınmaya çalıştığı bu vurdumduymazlık hali...

Bilemiyorum işte ...belkide bir aşkın daha masala dönüşmesinin verdiği aldanmışlık duygusuydu, beni böylesine buruk hissettiren...

Beni tanırdı... ve bu hüzünlenişim bundandır ki; onda sukunet olarak karşılık buldu... ve sonrasında da zaten kalkıp gitti.

Şaşırmadığımı söyleyemem...
Onu beraber olduğumuz süre içinde beni herzaman şaşırtmayı başarmış olsa dahi bunu bu sabah bir daha başarmıştı.

Şimdi o durmuş karşımda; bu kadar uzun süredir beraber olmak için beklediği adamı, bir sabah uyanıp tamemen hayatından çıkarması gerektiğini fark ettiğini söylüyordu. Gerekçesi ise; kaybetmeye değer bir şeylerinin kalmasını istemiş olmasıydı...

Evet şaşırmıştım. Hem kararına, hem bu kararlı haline ve en çokta ondan bahsederken sesini usulca saran o sıcak, o şevkatli tınıya...

Bir kasım sabahı yine bu sahilde beraber oturup bana ondan uzun uzun bahsedişimizi hatırladım...ve sadece onun adını telafuz ederken dahi gözlerine ve dudaklarına yerleşen o nadir rastlan cinsten saf ve sıcak gülümsemeyi...

"O zamanda en az şimdi olduğu kadar dikkatimi çekmişti sesi: "Onu tanıdığım günden beri sevdim biliyorsun" demişti... daha onu ilk gördüğüm gün...gözlerinin içindeki sıcaklığa aşık olmuştum, ama bunu o zaman söyleyemezdim..." demişti utanarak.

"Hayat adildir, her zaman ikinci bir şansı veririr derdim. Ve bana yıllar sonra, en doğru zamanda bu şansı tanıdı..." diyerek anlatmaya başlamıştı onun tekrar hayatına girişini...

Şimdiyse: "Kaybetmeye değer bir şeylerim kalsın istedim" deyiverdi...

O gün öylece sonlanmıştı. Sen iyice üşüyüp gözlerinden akan yaşlar yüzünde kuruyana kadar kalmıştın o sahilde.

Bense seni beklerken iliştiğim eski bir salıncağın köşesinde, bir ileri bir geri sarkaç gibi gidip gelmiştim anılarımızda: Onun, onsuz geçen yıllar boyunca hayatında bir umut olarak dahi olsa ama mutlaka bir şekilde hep var oldunu bilmenin seni ne kadar özel hissettirdiğini paylaştığın zamanlarımızı, senin onun hayatındaki varlığınına ne çok anlam yüklenmiş olduğunu fark ettiğim tüm o cümlelerini, "onu saçının telinden ayak ucuna kadar seviyorum" deyişlerini...her birini, tek tek hatırladım...

Ve kimbilir neden, ama şimdi bu noktadaydın...

Bazılarımız hiç, bazılarımızsa hayatlarında belki bir yada en fazla bir kaç defa böyle bir seçimle yüzyüze kalırız.

Ve çoğumuzun tercihi akışa bırakıp sürüklenmekten yana olurdu...
Yeşil bir dalda çiçeklenen bir meyvenin, gün be gün büyüyüşü ve bir aşamaya gelip artık sona doğru çıktığı yolculuğa tanıklık etmek...onun dalından düşüp, toprağa karışıp çürüyene kadar ki aşamalarını gözlemlemek ve buna rağmen bu gidişhata müdahale edecek gücü olmamak...

Yaşanan bu olur çoğu zaman, kanıksanmış olan budur...
Oysa sen "kaybetmeye değer bir şeylerim kalsın istedim" diyebilmiştin...

Üstelik hala mevsim bahar, dal yeşil, meyve dalındayken...



Sevgi ve ışıkla,
Ayna

27.02.2008

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yaptigim bir harf hatasi var duzeltmek istedim. secimin degil secimim olacakti... tesekkur ederim...

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 29.02.2008 11:14
 

her zaman suruklenmekten yana oldu secimin.. blog yazin bogazimda dugumlendi... sevgimle...

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 28.02.2008 22:44
Cevap :
Yazılarıma gösterdiğiniz ilgi ve paylaşımınız için teşekkürler. Sevgi ve ışıkla, Ayna  29.02.2008 10:15
 

hergece yatarken kararlı olan yürekler sabah uyandıklarında herşeyi unutmak isterler.yazınızdaki kişinin kararlığı ve sözü kişilere verdiğimiz önemi gösteriyor.... illa birlikteliği karanlık bitirmemek lazım... yüreğine sağlık...sevgiyle kal

naz akyol 
 28.02.2008 16:03
Cevap :
Belkide bu karakter için sevgiydi asl olan...beraberlik bittiğinde sevgiye ne olur, diye düşündüm o da uçup gider mi? ... Katkı ve değerli paylaşımlarınız için teşekkürler Naz. Sevgi ve ışıkla, Ayna  28.02.2008 16:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 268
Toplam yorum
: 1159
Toplam mesaj
: 159
Ort. okunma sayısı
: 1947
Kayıt tarihi
: 15.09.06
 
 

Var olan her oluş ve bozuluş hakkında gözlem, tahlil ve sonuca varma sürecindeki yolculuğumu, siz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster