Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mayıs '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
370
 

…Kıskançlık ve eşitleştirme eğilimi rekabetin özünün ta kendisini oluştururlar...

…“nasıl da alışılmış arsız utanmazlıklara/

karışık haram hazların kavgalarına dalmışız/

kader avuntusuyla sızlanıp, hasta yatalak düşlerle/

verilmeyen savaşların mateminde, yada yasındayız”…

…KISKANÇLIK VE EŞİTLEŞTİRME EĞİLİMİ REKABETİN ÖZÜNÜN TA KENDİSİNİ OLUŞTURURLAR… “

"Kara bir karınca, kara kilimin üstünde bir taneyi almış gitmekte mesela. Tanenin gittiği görülür de karınca görülmez. Akıl der ki, gözünü iyi aç da bak! Hiç tane, onu götüren olmasa gider mi ?” (Mevlana Celaleddin)

Kapitalizm, emek-gücünün meta haline geldiği gelişmesinin en yüksek aşamasındaki üretim biçimidir. Ulusal ve özellikle uluslararası değişimlerin artması, kapitalizmin belirgin çizgilerinden biridir. İşletmelerin, sanayilerin ve farklı ülkelerin, eşit olmayan ve kesintili gelişmeler içinde oluşu serbest ticareti kendi zorunluluk yasaları gereği kabul ederek varlığını sürdürür.

…kapitalist rejimde, kaçınılmaz ve olması gerekende budur….

Kuşkusuz kapitalizm, bugün her yerde sanayiye göre çok geri kalmış olan tarımı geliştirebilseydi, baş döndürücü teknik ilerlemeye karşın, her yerde aç ve yokluk içinde bulunan halk kitlelerinin yaşam düzeyini yükseltebilseydi, o iştah açıcı sermaye fazlası sorunu olmayacaktı. Ama o zaman da kapitalizm, kapitalizm olmaktan çıkacaktı; çünkü gelişmesindeki eşitsizlik, halk yığınlarının yarı-aç yarı-tok yaşıyor olması bu üretim tarzının kaçınılmaz koşulları ve temel öncülleridir.

Kapitalizm, kapitalizm olarak kaldıkça, sermaye fazlası, belli bir ülkede yığınların yaşam düzeyini yükseltmeye değil dünyanın geri kalmış bölgelerine sermayelerini yönlendirip kârlarını artırmaya yönelirler. Kapitalizmin küçük-burjuva eleştirmenleri, laf ola beri konuşan akademisyenlerinin (kırsal kesimden çiçeği burnunda koparılmış olanları, ) her fırsatta bu kanıtlarını samimiyetten uzak, maddi temellerinden kopuk ileri sürmektedirler.

Geri kalmış ülkelerde kâr her zaman yüksektir; buralarda sermaye azlığı, toprak fiyatlarının nispeten düşük olması, ücretlerin ise geçinemeyecek kadar düşük açlık sınırının utanç verecek derecede altında olması, hammadde ucuzluğu, her türlü işbirliğine uyumlu siyasal yapıların varlığı veya oluşturulmuş olması sömürünün daha ağır ve daha kalıcı olmasını sağlamaktadır. Sermaye ihracı olanaklarının sayısız yasalarla ve sayısız girişim biçim ve yöntemleriyle akıtılması, geri kalmış ülkenin öteden beri dünya kapitalist çarkına kapılmışlığını da hesaba katarsak değme gitsin.

Ülkemizdeki burjuva siyasi hayatın bu günlere kadar katmerleşerek gelen kokuşmuş çirkinlikleri ve çekilemeyecek kadar usanç veren beceriksizliği düşündürücü olmaktan çoktan çıkmış, bütün çıplak ve çirkinliğiyle açıkça ortada duran bir suç kütlesi konumundadır. Ülkemizdeki aç gözlü doyumsuz siyasallaşmış kapitalist işbirlikçi gruplar mantar gibi üreyerek; dünyanın ekonomik yönden paylaşılması esasına dayanan, gayri ahlaki şartlara ve koşutlara bağlı olarak, şu veya bu biçimde en çirkin ve acımasız yöntemlerle birbirlerini de bir yandan yok etmeye çalışmaktalar. Bu siyasal suç grupları; dünya finans devlerinin ve devletlerinin uluslar arası suç maşaları olma uğruna dünyanın kontrolü bakımından paylaşılması savaşında önemli aktörler olabilme yarışının da başı çeken suçlularıdırlar.

Siyasi-iktisadi ve stratejik önem taşıyan toprakların, medeniyet adına, dünya ve insanlık tehdit ediliyor adına, dünya finans kurumlarının çıkarları doğrultusunda pazar paylaşımı savaşları esasına dayanan; birtakım ilişkiler genişletilerek el değiştirip yeniden büyük bir hızla kurumlaşan ve hizmetlerini korumak uğruna, her yolun mubah hale getiren suçluları yoksul kitleler çok iyi bilmektedir.

“ BİLİNMESİ GEREKENLERİN EN BAŞINDA İSE, DOĞRU BİR SİYASİ SEÇENEĞİMİZİN OLUŞMAMIŞ OLMASIDIR .”

Kapitalizm, proletaryası olmayan bir burjuvazi istiyor. FİNANS DÜNYASI, din bezirgânlarının ve teknolojik gelişmelerin enine boyuna tadını çıkartarak, basın, yayın, yazar, edebiyatçı, modacı, aydınlar, akademisyenler vs. vs. desteğini de arkasına alarak son İslam halifeliğine soyunup sosyal devlet renklerine boyanma işini tereyağından kıl çekercesine hayata geçirmiştir. İslam zahitliğine sosyalist bir renk vermek oldukça kolay bir iş olsa gerek. İslam sosyalizmi, emperyalizme karşı, özel mülkiyete karşı, zinaya karşı, devlete karşı çıkmamış mıdır? Bunların yerine yardım severliği, çok şükür etme ve yoksulluk felsefesini, çok eşliliği ve biryandan da nefse eza etmeyi, ibadet yaşamını ve itaat etmeyi, tanrı korkusunu vaaz etmemiş midir?

-Peki ya şimdi?

İslam Sosyalisti burjuva, modern toplumsal koşulların bütün üstünlüklerini istiyor, ama zorunlu olarak çıkan çıkar çelişkileri ve sınıf savaşımlar ve tehlikeler olmaksızın. Bunlar mevcut toplumu istiyorlar; yeter ki karşılarında direnebilecek öğeler ortadan kaldırılmış olsun. Kendi dümen sularında iktisatçılar, burjuva ve küçük-burjuva demokratı sosyal bilimciler, sektörleşmiş işçi sendikaları, iyilikseverler, kadın ve eşcinsel hakları savunucuları, insanlıkçılar, işçi sınıfının durumunu iyileştiriciler, hayır işleri örgütleyicileri, hayvanlara eziyet edilmesini önleme derneklerinin üyeleri, solcu ılımlılık bağnazları, akla gelebilecek her türden gizli reformcular, revizyonist-liberaller bu yapılanma içerisinde mevzilenerek tarihi görevlerini hayata geçirirler. Sosyalizmin bu biçimi giderekte bir sistem haline dönüştürülmüş, eksiksiz sistemler haline de getirilmiştir. Kapitalizm, doğal olarak, kendi egemen olduğu dünyanın, dünyaların en iyisi olduğunu düşünüyor; İslam burjuva sosyalizmi de, bu rahatlatıcı düşünceyi az çok eksiksiz bir sistem haline getiriyor.

Şu değişmeyen bir gerçektir ki; toplumsal üst yapı kurumları, felsefi, hukuksal, siyasal, ahlaki, dini ve bilimsel düşünceler, tarihin akışı içerisinde gelişerek değişmekteler, ama; din, ahlâk, felsefe, siyasal bilim ve hukuk, bu değişmeler içerisinde hep ayakta kalmışlardır.

...ANCAK; HANGİ BİÇİMİ ALMIŞ OLURLARSA OLSUNLAR, BİR TOPLUMSAL OLGU BÜTÜN GEÇMİŞ ÇAĞLARA ORTAKTIR...

Bütün çeşitliliğe, değişime, gelişime ve farklılığa rağmen geçmiş çağların toplumsal bilincinin, sınıf karşıtlıklarının yok olmaları dışında tamamıyla ortadan kalkamayarak, belli ortak biçimler ya da genel düşünceler içerisinde hareket etmesi bizleri şaşırtmamalıdır. Sonuç toplumun değer üreten ve yaratan büyük bir bölümünün ötekisi tarafından sözde evrenselleştirilmiş biçim ve yöntemlerle barbarca sömürülmesidir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

dönersin, döndürürsün çarkı sömürmek için ya dönen çarkın dışında kalırsın kanter içinde aç, yoksul... Yüreğine sağlık Ustam. Sevgimle.

kırıkkalp 
 13.05.2010 22:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 344
Kayıt tarihi
: 12.03.09
 
 

1955 yılında Çukurova-Ceyhan’da doğdum. Orta öğrenimi yarıda bırakıp on iki yaşında oto tamirci çıra..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster