Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Şubat '19

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
142
 

'Kızım' Dizisinde Sorun Var!

 
Bu sezon dizi yayınlamaya karar vererek sadece eğlence kanalı olarak anılan formatını genişletmek isteyen tv8’in bu yolda attığı başarılı bir adım olan ‘Kızım’ dizisi geçen hafta 20’nci bölümü geride bıraktı.  Demir ve Candan’ın geçen hafta Öykü’yü yurttan alabilmek için yaptıkları formalite evliliği dizinin konusuna tatlı bir düzen getirse de, ilk bölümden bu yana hikayesinde daha doğrusu karakterleri hikayeye adapte etme ve hikaye ilerleyişi konusunda sıkıntıları olduğunu düşünüyorum bu dizinin.
 
Dizide, uzunca bir süre baba-kız hikayesi haricinde diğer karakterlerin hiçbir işlevi olmadı, sadece izleyicinin sevimli bulduğu baba-kız sahneleriyle dolu ancak bize bir hikaye anlatmayan bölümler izledik. Bu nedenle dizinin bir bütün olarak düzgün anlatılmadığı kanısındayım. 
 
Başrol karakterleri arasında yer alan Candan’ı bile Demir evde yokken Öykü’ye bakmak dışında pek göremedik. İlk bölümlerde Öykü’nün öldüğünü söylediği ancak her dizide olduğu gibi ölmediği ve ortaya çıkacağı çok belli olan ve bu nedenle kilit bir karakter olması gereken anne karakteri bile çok boş gelip geçti diziden.  Bir barda dans edip içki içerek hikayeye dahil olan ve yer aldığı bölümler boyunca sahnelerinin çoğunu içki içerek geçiren Asu karakterini bu kadar boş anlatmaları için büyük yeteneksizlik desek zannediyorum yanlış olmaz.  Kızını daha bebekten terk ettiği için Asu’dan hiçbir zaman Öykü’ye Candan kadar içten davranmasını beklemedik ama içinde biraz da olsa annelik duygusu uyandığını, anne olabilmek için çabaladığını izlemek isterdim. Bu konuda Demir’in babalığa çabaladığı kadar başarılı olmayacağını fark edip Öykü’nün hayatından o zaman gitmesi hikaye için daha duygulu olabilirdi. Mahkemede Asu’yu seçen Öykü’nün annesiyle ancak bir bölüm izlediğimiz kahvaltı hazırlama, ütü yapma, okula götürme maceraları da aslında Demir ve Öykü’nün ilk bölümlerdeki hallerine benzediği için sevimli anlatılabilir ve Öykü Demir’e babalığı öğrettiği gibi Asu’ya da anneliği öğretebilir, onu da iyileştirebilirdi. Çünkü, yeni doğmuş bebeğiyle balkondan atlamaya çalışan Asu da, belli ki hayattan Demir kadar yara almış bir karakterdi. Onu bu noktaya getiren olayları öğrenmemiz gerekirdi. Çünkü, annesinin yaşadıkları da Öykü’nün hikayesinin bir parçasıydı. Bu şekilde pat diye gelip pat diye gitmesinden dolayı ne Öykü’yü geçmişte neden terk ettiğini öğrendik ne de Demir ile geçmiş hikayesini anlayabildik.
 
Asu-Demir ve bu hafta Öykü’nün gerçek babası olması ihtimali beliren Cemal'in geçmişte yaşadıklarının karakterlerin birbirlerine bugünkü nefretini aydınlatma konusunda önemli bir ayrıntı olduğuna inandığım için o geçmişin neden anlatılmadığını her bölüm sorguluyorum diyebilirim. 
 
Geçmişe dair sadece bu üç karakterin aynı yurtta büyüyüp yakın arkadaş olduklarını, Asu’nun Demir’e aşık ama Cemal’le sevgili olduğunu, Asu ve Demir’in tek gecelik bir ilişki yaşadığını, bu olayın ertesi günü de Cemal’in Demir ve Uğur’la gittiği soygunda yakalanıp hapse girdiğini, ihbarı da Asu’nun yaptığını biliyoruz.  Ancak, keşke bugünkü baba-kız hikayesinin arasına geçmişte yaşanan bu olayların detaylarını da yerleştirselerdi. Anlatmadıkları o geçmiş yüzünden karakterlerini bugünkü husumetleri havada kalıyor. Mesela dizinin kötü karakteri dediğimiz Cemal, Demir’in kurduğu “Asu ile sadece bir gece birlikte oldum. O zamanlar da Cemal ile birlikteydi” cümlesinden de anlaşılacağı üzere aldatıldığı için Demir’e kızgın olmakta haklı. (Gitmeden önce hala Asu’ya aşık olup, onunla işbirliği içinde planlar kurup, ‘Beni bir kere daha bırakma’ tarzı cümleler kurmasında aynı haklılığı göremiyoruz elbette. Asu’ya kızmayıp, Demir’i bitirmeye ant içmek en hafif tabiriyle çifte standart) Hatta, her ne kadar hapse girmesinden dolayı Demir’i sorumlu tutması saçma olsa da, kendisiyle aynı suçu işleyen Demir’in hapse girmesini istemek, tek ceza çeken olmamak konusunda da haklı. Çünkü; başrol olduğu için bize mükemmel olarak sunulsa da Demir bir hırsız. Cemal’in kurduğu bir tuzak olsa da Demir o hırsızlık işini yaptı. Cemal ona iftira atmadı.  Ki, zaten bu Demir’in ilk hırsızlık suçu da değildi.  O nedenle Demir’in geçen haftaki bölümde 15 dakika süren hapishane macerasını çok hakkaniyetli bulamadım. 
 
Kısacası; Cemal aslında Öykü’yü kaçırmak, tehdit etmek gibi hareketleri dışında haklı ama bu haklılığı ve hikayesi düzgün anlatılmıyor ve bu nedenle de seyircinin sevebildiği bir karakter değil. Dizide her şeyin yolunda gitmesini ve baş karakterlerin her daim mutlu olmasını isteyen izleyiciler her ne kadar gereksiz dese de unutmamak gerek ki; her dizide düzeni bozacak, aksiyon ve mutsuzluk yaratacak, konunun devam etmesini sağlayacak kötü karaktere ihtiyaç vardır. O nedenle bu karaktere de ihtiyaç var ama onun da sadece ‘diziye kötü karakter lazım’ mantığıyla yazılmayıp neden öfkeli olduğunu ve hikayesini anlatarak yapmak gerekiyor.
 
Cemal’in öz baba olma ihtimaline gelecek olursak. Bölümü bu ikilem içinde geçiren Cemal'in Öykü'ye karşı yumuşamasını, ona gülümseyerek bakmasını, sokakta bulduğunda ona zarar vermeden getirip Demir'e teslim etmesini artık karakterin değişeceği, bu kadar net bir kötü olmayacağı, daha gri bir karaktere dönüşeceği şeklinde yorumlayabiliriz umarım. Hem Cemal'in Öykü'ye psikolojik olarak bu kadar zarar verdikten sonra onun öz kızı olduğunu öğrenmesi ve karakterin yaşayacağı çıkmaz dizilerdeki şok etkisi olayları düşününce ihtimal dahilinde sayılabilir.
 
Ayrıca; izleyicilerin hoşlanmayacağı bir durum olsa da bu ihtimal ilk bölümlerden bu yana vardı. Asu’nun  ‘hayır senden değil’ demesiyle Cemal bunu sorgulamayı bırakınca ve hatta Öykü’ye acımasızca davranınca izleyiciler bu fikirden uzaklaştı ama Asu’nun bıraktığı mektupta “İlk sorduğunda söylemeye cesaret edemedim. Şimdi gerçekleri öğrenme vakti. Öykü’nün babası sensin” demesiyle yeniden gündeme geldi. Asu’nun bu yazdıkları babasından kalan miras konusunda kendisini dolandırdığına inandığı Cemal’den intikam almak için kurguladığı bir oyun da olabilir,  Demir-Candan ve Öykü’nün kurduğu mutlu aile  tablosunu bozacak bir gerçekte…Çünkü; “biz artık bir aradayız, çok mutluyuz, artık bize kimse zarar veremez” havasında olan karakterlerin mutluluğunun genelde çok uzun sürmediğine diğer dizilerden oldukça aşinayız. Artık, bunu sonraki bölümlerde göreceğiz. Ancak, baba olduğundan şüphelenen Cemal’in de, Öykü kapısına ilk geldiği zamanlarda gerçeği sorgulayan Demir’in de soluğu Asu’nun arkadaşı olan Zeynep’te almaları ve ‘Öykü benim kızım mı’ diye sormalarını mantıksız bulduğumu belirtmeliyim.(Cemal hazır elindeyken Asu'nun günlüğünün eski sayfalarını da okusa. Belki  hem bu konuda hem de geçmiş olaylar hakkında daha fazla bilgi sahibi olacağız. Hem geçmişle ilgili onun da bilmesi gerek şeyler var sonuçta) Böyle bir şüphesi olan insanın ilk yapması gereken iş DNA testidir. Cemal’in bunu akıl edemeyip Zeynep’in ona bu aklı vermesi ya da Demir’in bu DNA testi yaptırma işini ancak Cemal’in ‘Öykü senin kızın değil’demesinden sonra düşünmesi saçmaydı.  Bu arada daha önce Öykü, Demir’den kopsun diye ‘O senin gerçek baban değil’ diyen ve bu cümlesinin devamını getirmeyen Cemal’in bugün gerçek baba çıkması da garip olacak bir durum. O zaman uyguladığı plan doğrultusunda kendi kafasında yalan olarak söylediği şeyin doğru olması yani yalan diye farkında olmadan doğruyu söylemesi hatta babanın da kendisi olması biraz karmaşık geldi bana. Keşke, geçmiş bölümlerde böyle bir sahne yazılmamış olsaydı. Bir de, Öykü’nün teyzesi zannettiği Zeynep’in gerçek babanın kim olduğunu bilmiyorken neden onu Demir’e gönderdiğini sorup mantıklı bir cevap alsak keşke.  Ya da, Asu kendisinden ‘her şeyi benimle yaşayan Zeynep’ diye söz ettiğine göre babayı biliyor olma ihtimali olan bu karakter bize Asu’nun o dönem yaşadıklarından başlayarak Öykü’yü terk etmesine kadar geçen süreci bir anlatıverse. Mevzu bir-iki bölüm uzayacak diye mantıksız şeyler izlemesek.
 
Başrol olmasına rağmen uzunca bir süre oldukça geri planda izlediğimiz Candan ise, Asu’nun gidişinden ve Demir ile yaptığı formalite de olsa evliliğin ardından hak ettiği değere kavuştu. Şu zamana kadar  Demir ve Candan arasındaki hikaye akıcı anlatılmadığı için sahnelerinde bir soğukluk vardı ve bu iki karakterin sevgisine inanamıyordum. Candan, Demir’i sadece arkadaş olarak görüyordu ve ondan çok Öykü’yle bir bağ kurmuştu. Demir’in, Candan’dan etkilendiğini ise  sadece ilk bölümde görmüştük. Üstelik, Candan’ın sadece Demir ve Öykü’nün hayatındaki iyilik meleği fonksiyonu da çok yetersizdi. Sanki onun kendi hayatı, acıları ya da bir çevresi yokmuş gibi yaşantısı sadece Öykü ile Demir’den ibaretti. Candan’ın hayatına da dair bir şeyler izlemek istediğim için bu haftaki bölümde kendi hatası yüzünden öldüğünü bildiğimiz kardeşi ile anısını hatırlamasını sevdim ama bu zaten bildiğimiz bir detay olduğu için Candan’a dair keşke başka şeyler de bilseydik ya da onun da hayatında Demir ve Öykü dışında bir şeyler olsaydı demekten kendimi alamıyorum. Yine de, Demir ve Candan arasındaki ilişkinin artık anlatılmaya başlanacak olmasına seviniyorum. Belki, böyle diğer dizilerde ki gibi tutkulu değil de sakin ve yavaş yavaş başlayan aşk daha gerçekçi olur. Tabi, bundan sonra hikayenin bu kısmı güzel anlatılırsa…Ama Candan’ın hırsız olduğunu bildiği Demir’e ilgi duyduğunu fark etmeden sadece onun babalığından etkilendiği için evlenmesi  ona koşulsuz yardım etmesi de karakteri biraz saf durumunda bırakmıyor değil açıkçası.
 
Söz etmek istediğim bir diğer karakter de, Demir’in kadim dostu Uğur… Şapşallığı ile ilk bölümlerde sevimli bir karakter olan Uğur’un Öykü’nün öğretmeni sevgili Sevgi’ye ilgi duymaya başladıktan bir de üstüne hırsız olduğunu öğrenen annesine kendisini affettirmeye çalışırken başına dolanan ahretliğin kızı Ümran vakasından sonra sahnelerinin komiklikten çıkıp sıkıcı olduğunu düşünüyorum. Uğur’un artık hırsız olduğunu bilen Sevgi’ye yüzsüzce davranışları, hiç susmadan boş boş konuşmaları, hatta kızın babasının Poyraz Karayel’de Zülfikar’ın başına gelen gibi kendisini yakalayan polis çıkması ve ‘Kızımdan uzak dur’ uyarısı yapmasına rağmen adama ‘babacığım’ diye hitap edip ısrarlı tavırlar sergilemesi sululuktan başka bir şey değildi. Uğur’u, keşke Sevgi ve Ümran arasında kıvranan sulu bir karakter yerine Demir’e her konuda destek olan, Öykü’ye babası kadar değer veren amcası olarak bıraksalardı. O da güzel bir aşk yaşamayı hak eden bir karakter belki ama bence, Sevgi Öğretmen biraz yanlış bir adres oldu.  Uğur da, Sevgi’nin yanında iyiden iyiye şapşal bir karakter olunca bence sempatik değil çekilmez oldu. Sevgili Sevgi’nin de ‘istemem yan cebime koy’ halleri, kızgınken bile Uğur’a yeşil ışık yakan tavırları tatlı durmuyor. Çünkü, Sevgi gibi aklı başında bir karaktere Uğur gibi ciddiyetsiz birisi yakışmıyor. Bu iki karakteri illa bir araya getireceklerse keşke araya biraz da ciddiyet serpiştirselermiş.
 
Son olarak geçen haftaki bölümün son sahnesine değinelim. Dizinin ilk tanıtım fragmanında izlediğimiz Öykü’nün Demir’i unuttuğu sahneyi bu bölümde görebildik. Babası o mu-bu mu ikilemi yanı sıra Öykü’nün hastalığı da hikayenin ana temasında yer aldığı için önemli bir sahneydi. Fragmandaki etkiyi bırakmasa ve o kadar uzun olmasa da, Buğra Gülsoy’un etkileyici oyunculuğuyla Demir’in endişe ve acısını hissedebildiğimiz bir sahne oldu. Ancak, Demir Öykü’yü bulmadan önce telaşla koştururken Candan’dan Öykü’nün kaybolduğunu öğrenen Cemal’in de Öykü’yü aramasını sevdim. Her ne kadar Candan’ın ‘Öykü’yü kaçırdın mı’ diye Cemal’i araması(Uğur ya da Demir’in araması daha mantıklıydı sanki) mantıksız bir eylem olsa da, babalık ihtimali bulunan Cemal’in de Öykü için endişelenmesi ve Demir gibi bir rotası olmamasına rağmen onu aramasını sevdim. Öykü’nün Demir’i hatırlamadığı sahnede ikisinin baş başa olması gerektiğinden Demir’in Öykü’yü bulması için Cemal’in ona yardım etmesi ya da Öykü’yü Cemal’in bulması gibi bir sahne burada olmazdı ama olurda baba Cemal çıkarsa Demir ve Cemal’in Öykü için ortak hareket ettiği sahneleri izlemek de çok kötü olmayabilir. Hatta, Cemal'in Öykü'nün hastalığını öğrendikten sonra onu yanına almak istemekten vazgeçip sırf onun psikolojik iyiliği için Demir'de kalmasına razı olması gibi bir ihtimal de var aklımda. Ama bu Asu gibi hasta çocuğunun sorumluluğundan kaçmak gibi değil de, onun daha mutlu olacağı yolu kabul etmek gibi... Tabi burada Demir'in de bir fedakarlık yapıp bir şekilde Cemal'in belki Uğur gibi babasının arkadaşı sıfatıyla Öykü'nün hayatında olacağı yol bulup bunu Öykü'ye kabul edeceği bir biçimde ona sunup, Cemal'e karşı yapılacak bir haksızlığı önlemesi de gerekiyor. Öbür türlü Cemal'in kendi çocuğunu Demir'e bırakması ya da Demir'in can düşmanı Cemal'in çocuğuna babalık yapması çok mantıklı olmayabilir. 
Ya da, Öykü'nün hastalığı ve unutması ona Cemal'i yeniden başka birisi gibi tanıtma yolunu da açabilir. 
Belki böylelikle Demir ve Cemal de sadece boş boş yumruklaşıp kavga etmeyi bir kenara bırakır ve geçmişte yaşadıklarını sakince konuşup hesaplaşabilirler de…
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 23
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3915
Kayıt tarihi
: 01.03.13
 
 

Gazetecilik/ Radyo Tv alanlarında eğitim aldım. Şu an aktif olarak çalışmamaktayım. Ancak dizigaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster