Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Temmuz '12

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
352
 

“Kulun göremediğini mutlaka Yaradan görür “….

“Kulun göremediğini mutlaka Yaradan görür “….
 

Biz yazarlar; çoğu zaman kendi hayatımızdan kesitleri paylaşırız okurlarımızla. Belki ama ben bunu bu ana kadar hiç yapmadım. Fakat geçenlerde yaşadığım bir olayı da paylaşmadan geçmek istemedim. Hayatın insanlara ne getireceğini kestirememek, ilginç olaylar yaşamamıza da vesile oluyor. Bazen bir geçmişin küçük hesapları, çoğu zamanda geçmişte yarım kalmış olayların parçalarının yaşadığınız anda eksik olan parçasının tamamlanması gibi.

Zamanı anlamak henüz mümkün olmayacak bizler için, sırrını hala çözmeye çalışıyoruz.

Uzun yıllar önce, Müdürlük yaptığım dönemde, aynı okulda okuduğum ve yakın arkadaşımın samimi olduğu bir arkadaşı vardı. Benimse ara sıra görünce selam verdiğim bir bayandı. Üniversiteyi yeni bitirmiş, iş tecrübesi ve bilgisi yok sadece okulda gördüğü bilgilere mevcuttu. Arkadaşım rica etti bende kıramadım. Tesettürlü bir bayandı, namazını da kılardı. Patronlarımın bu tarz şeylere sıcak bakmadığını bildiğim halde yinede onun işe alınmasını sağladım. Hayatımda kibirlenmedim, kimseye tepeden bakmadım ve asla emir vermeyi, insanları aşağılamayı da sevmem.

Ezilmesin amele, muamelesi görmesin diye de benim yardımcı elemanım olarak işe başladı. Namaz kılacağı yeri; yılların tozlarının mevcut olduğu o çatı katını hiç üşenmeden kendim temizledim, temizlik sonunda ise simsiyah olarak çıktım oradan müthiş kirliydi. Namaz saati geldiğinde, gizlice gidip namazını kılıyordu. İşi öğretmeye da başladım bütün iyi niyetimle, içtenliğimle. İlerleyen günler onda görmem gereken bazı gerçekleri gözlerimin önüne birer birer sermeye başladı. Ağır bir koli kalkması gerekiyor onun işi yapmıyor, gidip yardımcıda olmuyor. Sanki ona kimse işi öğretmiyormuş gibi bir tavrı vardı, ben birebir kendim işi öğretmesem, anlatmasam neyse diyeceğim. Bir dua okunması gerekiyormuş 4444 adet okunan Salat-ı Terficiye duası. Arkadaşlarını arıyor sonra dördüncü kişiyi bulamadı. Bende; “ben okurum” dedim.

Döndü küçümser bir tavırla; “Arapça okunması lazım sen okuyamazsın” dedi.

Bazı günler dışarıdaki işler için dışarı çıktığı da oluyordu. Yine dışarıdan geldiği birgün içeri girdi ve aynen şunu söyledi:

“Yaz geldi ya yine açılıp saçılmaya başlarsınız oranızı buranızı açarsınız artık”dedi. Ben masamda oturuyordum işim vardı, bir an o söylediklerini duyunca öylece dondum, yüzüne bakakaldım.

Şaşkınlığımı toparlayıp:

“Sen ne diyorsun öyle, üniversite okumuş bir bayansın yakışıyor mu bu zihniyet?”dedim. Sustu gidip yerine oturdu.

Ben sabırla susup biraz düşünmesini, kendini toparlayıp hatalarını anlamasını bekliyordum. Stajyer olarak çalışan bir elemanımız daha vardı, stajyer garip bir tavırlar da. Meğer stajyere gidip olmayan şeyleri uydurup yalan söylemiş hem gıybet etmiş hem de iftira. Bunu duyunca aldım karşıma konuştum, yaptığı yanlışları birer birer anlattım. Oralı bile olmadı. Birde patronlara şikayete gitmiş. Patron bana baktı:

“Sen sağlamlığınla, güvenirliğinle, dürüstlüğünle ve hanımefendiliğinle tanınırsın. Seni çok iyi tanıyoruz. Ve kocaman bir iş çevresinde de böyle tanınıyorsun. Senin hatırın için burada. Biz bu bayanla daha fazla çalışmak istemiyoruz” dediler. Bayan işten çıkarıldı.Tüm uğraşlarıma rağmen vicdanına dönmedi, çünkü “Kibirden bir kalesi vardı ruhunun derinliklerinde!” Benim o noktada daha fazla yapacak bir şeyim olmadığını fark ettim. Ve alınan karara saygı duydum. Benim öğrettiğim bilgilerle ekmeğini kazanmaya başlamıştı, güzel bir işe de girmişti. Fakat yıllar geçtikçe ara ara “acaba haksızlık mı ettim, biraz daha sabredebilirdim” dedim kendime. Yıllar sonra tam 14 yıldan sonra o bayanı bir minibüs de gördüm. Minibüs şoförüne bir bağırış bağırdı saymadığını bırakmadı ve dönüp en sonunda, “Ne muhatap oluyorum ki sizinle cahilsiniz. Okul bile okumamışsınız” dedi.

Benim kendimi ara ara haksız yere sorgulamama Rabbim dayanamamış olacak ki; böyle bir olay gelişti. Ve bir an gördüğüm bana öyle gelmiş diye düşünürken, o kibir kalesinin bütün ihtişamıyla gerçekten var olduğuna emin oldum o gün.

Rabbim o gün bana bir mesaj bırakmıştı, o anımın içerisine; “sen elinden geleni yapmıştın fakat kulum kibrinden göremedi”.

Belki bir ihtimal yanılmış olabilirim diye düşündüğüm o olayda anladım ki.

Ben yanılmamışım!....

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Başınızdan geçen olayı okudum. Burada imanın kimde olduğunu sadece Allah(c.c) bilir diyerek başlamak isterim. İslamiyette farzların doğru bir şekilde yapılması gerekir. Kur'an-ı Kerim'de Allah(c.c) namazı dosdoğru kılın diye emreder. Çünkü şeklen değil özde olan namaz kulu kötülüklerden korur. Sadece sınandığımız farzlar değildir. Yaşamımızın her anıyla sınanırız. Benim çok severek kullandığım bir ifadeyi kullanmak isterim. " Kul olmadan insan olunmaz, insan olmadan meslek sahibi olunmaz(doktor, avukat, öğretmen gibi) Kulluk şuurundan noksan olan bir kulun insan vasıflarının gelişmesi mümkün olamamaktadır. İlgili kişiye şimdi bir dua yapalım. " Allah(c.c) ıslah eder ve hidayete erdirir inşallah " Saygılarımla...

hssensoz 
 28.07.2012 15:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 594
Kayıt tarihi
: 30.04.12
 
 

Yazar, köşe yazarı, gazeteci  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster