Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ağustos '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
865
 

“Kürt açılımı” derken;

“Kürt açılımı” derken;
 

"KÜRT AÇILIMI" DERKEN,


ABD Başkanı Barack Obama'nın Nisan ayında Türkiye'yi ziyaretinden sonra 14 Mayıs'ta Ankara Best Otel'de gerçekleştirilen TESEV'in düzenlediği MİT, Emniyet, AKP ve DTP'lilerin katıldığı 4, 5 saatlik toplantının ardından başlayan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün “Kürt sorunu bu memleketin en önemli sorunudur. Bu sorunu çözmek için şu an var olan tarihi fırsat kaçırılmamalıdır.” Sözleriyle gündeme oturan “Kürt açılımı” tartışmaları Türkiye’nin gündemini allak bullak etti.

Yaşanan gelişmeler, “Kürt açılımı” adı altında yürütülen çalışmaların ABD’nin baskıları sonucunda başlatıldığını gözler önüne seriyor. ABD’nin bölgeyi yeniden düzenlenme (BOP) Büyük Ortadoğu Projesini şöyle bir hatırlayalım. “BOP”, ABD’nin batıda Fas, Moritanya, doğuda Orta Asya ve Moğolistan, kuzeyde Kafkasya ve Türkiye, güneyde Arap Dünyası’ndan Somali’ye kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada ( Proje kapsamında 22 ülkenin bulunduğu, ABD’nin bu ülkelerden 220 eyalet oluşturmayı hedeflediği biliniyor.)yer alan ülkelere yönelik siyasi, hukuki, eğitim, ekonomi, sosyal ve güvenlik boyutlarını içeren kapsamlı bir “İslam coğrafyası” dönüşüm stratejisi olup, bu alanlarda uzun vadeli bir değişimi hedeflemektedir. Temelinde büyük bir federasyon ya da konfederasyon şeklinde yapılanmanın olduğu tahmin edilen bu projenin, ulus devlet anlayışını yıpratacağı aşikârdır.

Projenin asıl amacının dünya enerji kaynaklarının çok büyük bir bölümüne sahip bulunan BOP haritalarının içinde yer alan geniş coğrafyada ABD ekseninde bir düzen ve istikrar kurmak ve egemen kılmak suretiyle ABD’nin dünya egemenliğini büyük bir dayanağa ve güvenceye kavuşturmak, İsrail devletini Ortadoğu’da güçlendirmek suretiyle geleceğini teminat altına almak, başta petrol olmak üzere, doğalgaz, su gibi temel maddeleri, zengin uranyum kaynaklarını ve bor madenlerini denetim altına almak, nakil yollarını denetim altına almak, ABD şirketlerine yeni pazarlar yaratmak aynı zamanda olası rakip devlet ya da devlet gruplarının önünü kesmek olduğu bilinmekte ve söylenmektedir.

ABD bölgenin yeniden düzenlenme “BOP” projesini hayata geçirirken, Irak’tan çekildikten sonra boşalan bölgede istikrarın sağlanmasını istiyor. PKK, Kuzey Irakta bulunduğu sürece bunun gerçekleşemeyeceğini de biliyor. PKK’yı etkisizleştirmenin yolunun Türkiye’de Kürt sorunun çözümüne endekslediğini düşünüyor. Irak’tan çekilme takvimine uygun olarak Türkiye’nin bu yönde atım atması için bastırıyor. Ankara’da bu baskılara “Kürt açılımı” hamlesiyle karşılık veriyor.

Bu aşamada AKP hükümeti tarafından izlenen yol, konunun muhatapları, kullanılan üsluplar toplumun her kesiminde çok derin ve kaygı verici tartışmaların ortaya çıkmasına, gerilimin ciddi ve tehlikeli boyutlarda artarak kendini göstermeye başlamasına yol açmıştır.

DTP yetkilileri, terörist başı Abdullah Öcalan'dan "sayın" ifadesiyle söz ederek yaptıkları açıklamalarla kendisinin Kürt sorununun çözümüne dair bir yol haritası hazırlığı içinde bulunduğunu, bunun çözüm sürecine çok önemli bir katkıda bulunacağını öne sürüyor.

Terörist başı, Eğer kendisi tek muhatap alınmazsa 40 milyon Kürtün ayağa kalktığı zaman çok kanlı çatışmalar olacağını ortada ne Türkiye Cumhuriyeti devleti ne de Türk ordusunun kalmayacağını söyleyerek tehditler savuruyor.

İktidar ve muhalefet partilerinin liderleri arasındaki kavga giderek sertleşiyor. Liderler ağzına geleni söylüyorlar. AKP ile CHP ve MHP arasındaki ipler her gün biraz daha geriliyor.

MHP Lideri Devlet Bahçeli, Kürt açılımının Türkiye'nin yıkım, bölünme ve ayrıştırma projesi olduğunu, Başbakan Erdoğan, İmralı, Kandil ve Barzani’nin bölünme simsarları ve etnik bölücülük odaklarının bulunduğu aynı ihanet fotoğrafının karesinde olduklarını, Tarihi fırsat adı altında yazılmaya çalışılan tarihin, ihanetin tarihi olduğunu ileri sürüyor.

CHP lideri Deniz Baykal, hükümetin Kürt açılımıyla ilgili politikasının ABD patentli olduğunu, hükümetin Türkiye’de etnik kimliklere siyasal ve milli kimlik kazandırma sürecini harekete geçirerek terörle mücadele yerine müzakereye başladığını, ABD patentli bu ayrıştırma projesiyle Türkiye’nin Irak ve Yugoslavya gibi bölüneceği uyarısını yapıyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Bitlis’in düşman işgalinden kurtuluşunun 93. yıl törenlerine katıldığı sırada, Muş Havaalanı’ndan Bitlis’e gelirken geçtiği Güroymak İlçesi’nden, eski adı olan ‘Norşin’ diye söz ediyor.

Bölücü terör örgütü PKK’nın ilk silahlı eylemini gerçekleştirdiği tarih olan 15 Ağustos`un kutlandığı etkinlikte DTP Eş başkanı Emine Ayna ve DTP Lice İlçe Başkanı Niyazi Erdoğan 15 Ağustos 1984’te Eruh ve Şemdinli’de gerçekleştirilen hain eylemleri överek, “15 Ağustos zafer bayramınız kutlu olsun.” “Kürt özgürlük harekâtı kendisine dayatılan inkar ve imhaya karşı kurşun sıkarak var oluşunu gün yüzüne çıkarttı. 15 Ağustos yaratıcılarını şahsınızda selamlıyorum.diyebilme cüret ve küstahlığını gösteriyor.

AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, MHP lideri Devlet Bahçeliye Hitler benzetmesini yaparak, Öcalan’ı ipten almakla suçluyor. Ve “Erciyes'te uluyorsan Meclis'te de ulu. Asıl ABD projesi Öcalan'ın asılmaması. Kanın durması mı korkutuyor.” diyerek çok sert bir üslupla cevap veriyor.

“Kürt açılımı, demokratik açılım” derken Toplum olarak ayrışmaya yol açacak söylem ve tartışmaların başladığını, gerilimin arttığını görebiliyoruz.

Terörist başı Öcalan ve PKK yandaşı DTP’lilerin bütün Kürtlerin temsilciliğine soyunarak sözde barış, kardeşlik ve demokratik haklardan bahsetmesi, kışkırtıcı ve bölücü açıklamalarda bulunması şehitlerinin acısı ile yürekleri yanan şehit ailelerini ve yakınlarını üzüyor ve öfkelendiriyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üniter yapısının korunmasından yana olan, teröre destek vermeyen Kürt vatandaşlarımızı rahatsız ediyor.

AKP’nin başlangıçta, kapsamı çerçevesi içeriği ve muhatapları belli olmayan, ya da açıklanmayan “Kürt açılımı” projesini düğmeye basılmış gibi birden bire başlatması toplumun birçok kesimlerinde Türkiye’nin üniter yapısının bozulması, etnik bölünme ve ayrışmanın gündeme geleceği kaygısını yaratmış, ortamın gerilmesine ve çok derin tartışmaların yaşanmasına yol açmıştır. PKK’nın kuruluş amaçları ve bu doğrultudaki talepleri, terörist başının tehditkâr çıkışları, DTP’lilerin PKK’lıları ve terörist başını övücü yaklaşımları duyulan endişelerin derinleşmesine yol açmıştır.

AKP’nin işi hiçte kolay değildir. Meclisteki çoğunluğuna güvenerek bugüne kadar birçok konuda mecliste gurubu bulunan muhalefet partilerinden MHP ve CHP ile uzlaşma zemini aramaya gerek görmeyen siyaset yapma anlayışı yüzünden “Kürt açılımı” hakkında konuşma, bilgilendirme girişimleri sonuçsuz kalmıştır. “Kürt açılımı” konusu, Türkiye’de etnik tartışmaların kapısını aralayacak, Devletin üniter yapısının bozulmasına ülke birliğinin ortadan kalkmasına zemin hazırlayacak gelişmelerin yaşanacağı süreçlere kayabilecek çok nazik ve kritik bir konudur. AKP Yöneticileri ateşle oynadığının bilincinde hareket etmelidirler.

Türkiye’de yaşayan etnik gruplar: Türkler, Kürtler, Gürcüler, Boşnaklar, Çerkezler, Lazlar, Arnavutlar, Araplar, Hemşinler, Pomaklar, Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler, Ülke ve ulus bütünlüğünü koruyan üniter devlet yapısı içerisinde, “Atatürk Milliyetçiliği”nin, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayan, dil, ırk ve din gibi düşüncelerle yapılacak her türlü ayrımı reddeden, birleştirici ve bütünleştirici anlayışı ile yönetilirler.

Bu gün itibarıyla parlamentoda 100 den fazla Kürt kökenli milletvekili bulunmaktadır. Meclis çatısı altında DTP gibi etnik ayrımcılık yapan ve PKK’ya açık açık destek veren marjinal bir parti faaliyet gösterebilmektedir. Diğer etnik kökenli vatandaşlarımız gibi, Kürt kökenli vatandaşlarımızda Türkiye’nin herhangi bir yerine yerleşip iş kurabilmektedirler ve her türlü işi yapabilmektedirler. Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışıp en üst mevki ve makamlara kadar yükselebilmektedirler.

“ Kürt açılımı “ konuşulurken Türkiye’nin üniter devlet yapısına zarar verecek bölünme ve ayrışmaya yol açacak ana dilde eğitim, federasyon, özerk bölge isteği gibi her türlü söylem ve girişimlerden özellikle kaçınılmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasasının değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez maddeleriyle koyduğu kırmızıçizgiler açık ve net bir şekilde bellidir. Bu çizgileri, hukuki sınırları dikkate almadan hiçbir açılım ya da düzenleme yapılamaz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasasının değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez maddelerinden biri olan 3. Maddeye bir göz atalım.

MADDE 3: Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.

Başkenti Ankara’dır.

Anayasamızın 3’üncü maddesine göre, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür”. Bölünmez bütünlük ilkesi devletin bağımsızlığının ülke ve ulus bütünlüğünün korunması devletin “üniter devlet ”olması demektir. Tek olan egemenliğin sahası bütün ülkedir. Bu egemenliğe tâbi olan da bütün millettir. Egemenliğin kaynağı bakımından da ayrım yapılamaz.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir karış toprağı dahi terk edilemez, hiçbir devlete devredilemez bırakılamaz. Devletin ülkesini oluşturan toprakların devletten ayrılma hakları yoktur. Ülke parçalanamaz, kendi içinde bölünmek suretiyle kendi bünyesinde farklı kanunların geçerli olduğu farklı yönetim bölgeleri olan federal bir devlet kurulamaz. İşgal edilemez, başka bir devletin ülkesi haline gelemez, bir başka devlete katılamaz. Başka devletlerle bir araya gelip bir federal devlet kurulamaz. Bir federasyona katılım olamaz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde milleti teşkil eden insanlar, aralarında din, dil, etnik grup vb. bakımlardan ayrım yapılmaksızın aynı egemenliğe tâbidir. Keza devlet yönetimine katılmak bakımından milleti oluşturan insanlar arasında bir ayrım yapılamaz. Türkiye’de etnik gruplar, dilsel topluluklar veya dinî cemaatler temelinde egemenlik yetkilerinin kullanılmasında farklılık yaratılamaz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Dili Türkçedir. Bu hüküm Anayasa’nın 42nci maddesi ile açıklığa kavuşturulmuştur.

Anayasanın 42. Maddesi şöyledir:

Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı dil ve yabancı dil ile eğitim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Anayasamıza göre, Türkçe sadece devlet ile olan işlerde kullanılması gereken “resmî dil” değil, aynı zamanda, eğitim ve öğretim bakımından bir nevi “resmî ana dil”dir.

Sonuç olarak Türkiye’nin gündemine “Kürt açılımı” diye taşınan sorun aslında tüm Türkiye’nin sorunudur. Devletin yıllardır Anayasada belirtildiği şekilde demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti anlayışı ile yönetilememesi sorunudur. Devletin temel amaç ve görevleri içinde olan kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak görevinin yeterince yerine getirilememesi sorunudur. Çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirlerin alınamaması sorunudur. Herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının sağlanamaması sorunudur.

Dış güçlerin Türkiye’yi bölmek için desteklediği PKK ve yandaşlarının Büyük Kürdistan Devletinin kurulması için yarattığı şiddet ve terör gerçeği artık herkes tarafından görülmelidir.

PKK Terörü ve şiddetinin amacı bellidir. “Kürt sorunu” diye ısıtılıp ısıtılıp önümüze servis edilen sorun ideoloji sorunudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bayrağını ve Türk kimliğini kabul etmeyen, vatan toprakları üzerinde ayrı bir devlet kurmak için ayaklanan, silaha sarılarak terör ve şiddet uygulayan bölücü hainlerin ideolojilerinin yarattığı sorundur.

PKK ve yandaşları muhatap alınarak tavizler verilerek müzakere yolu ile sorunun çözümü mümkün değildir. Devletin öncelikle yapması gereken, 1984’ten bu yana teröre karşı sürdürülen kararlı mücadeleyi aynı kararla devam ettirmek, terörü besleyen nedenleri ortadan kaldıracak ekonomik ve sosyal tedbirlerin hayata geçirilmesini sağlamaktır, terörü topyekûn yok etmektir. PKK koşulsuz olarak silah bırakmalı, adalete teslim olmalıdır.

Ulu önderimiz M. Kemal Atatürk’ün' dediği gibi “SÖZ KONUSU VATANSA GERİSİ TEFERRUATTIR.”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ahvalimizi çok güzel özetlemişsiniz, kutlarım. Bir alamete binmiş gidiyoruz. Her hafta gündemi etkileyecek olay ve gelişmelerle, asıl sorun gözden kaçırılmakta, millet itidalini kaybedecek kışkırtmalarla karşılaşmaktadır.Son örnek İzmir olayı... Mikserler sinsi sinsi dönüyor. Esenlikler dilerim.

Ayten Dirier 
 29.11.2009 16:36
 

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. "Söz konusu vatansa gerisi teferruattır" İzindeyiz Atam.

Ayrıntıda gezinmek 
 29.08.2009 23:48
Cevap :
Nazik yorumunuz için teşekkürler! Hepimizin 30 Ağustos Bayramı kutlu olsun. Evet "SÖZ KONUSU VATANSA GERİSİ TEFERRUATTIR." Saygı ve sevgilerimle  30.08.2009 0:20
 

Halkımız bir gün bölücü faaliyetlere çanak tutanlarında teferruat olduğunu anlayana kadar sıkıntılarımız sürecektir. Saygı ve selamlar...

izmirli doksanyedi 
 29.08.2009 15:58
Cevap :
Değerli yorumlarınız için teşekkürler. Saygı ve sevgilerimle!  29.08.2009 17:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 26
Toplam mesaj
: 50
Ort. okunma sayısı
: 2339
Kayıt tarihi
: 06.10.08
 
 

1960 ANKARA doğumluyum. Evliyim. İki çocuk babasıyım. 1979 yılında Zırhlı Birlikler Assubay sınıf..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster