Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Aralık '19

 
Kategori
Alışveriş - Moda
Okunma Sayısı
13
 

"Kusursuzluğun Notları"

KUSURSUZLUĞUN NOTLARI (*)

“(…)

III.

Geleneksel kavrayış mı, o da ne ki?

Geleneksel şiir kavrayışlarında, şiir bütünüyle değil de, yalnızca belli açıda ve perspektif içinde ele alınır(dı). Bu anlayışın (açının) dışında kalan şiirin anlam katmanları, şiir dışında görülür(dü). Kaynağında, tek yanlı ve eksik bu şiir kavrayışları, şiirin bütün olarak kavranılmasının gerektiğine inananlar, bu düşüncede olanlar açısından, aykırı, yetersiz, tutarsız ve eksiktiler. Geri kalmış bu anlayış, yaklaşım; şiirin devrimci karakterine, değişimci doğasında aykırıydı...

Oysa şiir, tepkiseldir. Özgürdür. Muhaliftir. Şiiri, bu kavrayışta düşünülmesinin ana nedeni/savı, şudur (kanımca):

Yaşam diyalektiği içinde kendini sürekli bir değişim yasasıyla koşut, değişimin diyalektiğinde hiçbir sanat dalında olmayan yeni bir dil arayışı ve bir üst dil yaratma edimi olarak kendini duyurma isteğidir. İçinde zekâ, akıl, bilinçten tutun, nesnellikten çok öznel olandan hareket eden duygu katmanlarına dokunan, imgesi, yordamı, sesi, müziği, tartımıyla, daha çok duyurumları/duyulur olmasıyla bir bütün. Bu bütünün içinde aranılan ve bulunan büyük uyum, arınma, durulma, ötekileştirilmeye bir tepkidir. Bir tavırdır. Bu anlamda da, düşünceden, dünya görüşünden soyutlanamaz. Ne ki, düşüncenin de, dünya görüşünün bilgi taşıyıcısı değil, o düşüncenin, dünya görüşünün özündekileri duyurandır.

Bir su imgesidir. Damlasında okyanusu göstermek, okyanusta damlayı sezdirmektir. Bu sezdirmenin göstergeleri, başka katmanları da vardır. Rengi, dokusu, sıcak soğuk, katı sıvı, büyük küçük, uzun kısa, güzel çirkin karşıtlığında kendini somutlar...

 

IV.

Her şiirin bir resmi, resmin de şiirsel bir öyküsü vardır…

Her şiirin bir yaşanmışlığı vardır. Her yaşanmışlık durumu da bir şiir hali değildir.

Şiir öyle bir şeydir ki;

Kendi sesi,

Kendi müziği,

Kendi tartımı olmayan hiçbir sesi kaldırmaz. Hiçbir seste kendi müziğini söyletmez, ezgisini tınılatmaz.

O yalnız ve salt şiir olarak duyurur kendini.

Ruh ikizi olduğum Victor Hugo da bakın şöyle diyor:

“Şiir öyle bir orkestradır ki bütün doğanın insanların sesini yansıtır.”

 

V.

Estetikçi…

Güzeli ortaya koyan sanatçıdır. Onu kavramamızı sağlayan estetikçidir.

Sanatçının güzel’e giderken saptığı yollar, bizim için olanaksız, karanlık, sarp patikalardan, uçurumlar diyarı yamaçlardan geçer.

Estetikçi, bu yolların sonundaki varılan noktada ortaya çıkarılan eser üzerine tuttuğu ışığıyla onu görmemizi sağlar. Ona nasıl bakmamızı gösterip öğretir.

Sanatçı odur ki; mutluluk ve dinginlikten çok, gerilimlerin peşindedir. Mutsuzluk ve huzursuzluktan kendini var eden kişidir.

Verili görevin kişisi değildir sanatçı. Sanatın özü gereği kendiliğinden gerçekleşen bir görevin insanıdır. Yaşama, insanlığa karşı yükümlülük ve sorumlulukları olan biridir. Dünyayı daha yaşanılır kılmanın ve daha insanileştirmenin peşindedir.

“Sanat bütünü içinde insan yaşamını boydan boya kucaklar.”(Afşar Timuçin) Hipokrates de ‘Yaşam kısadır, sanat uzun dememiş miydi?”

Sanat varlığı (yapıt, eser) kendi gerçekliği içinde nesneleşen bir bütünlüktür, öznellikleri olan bir bütünlük.

27.09. 2015 pz; 00.23

 

VI.

1. Sanat

 

Sanat, tekil bir uğraşın sonucunda kendinden insanlara bir yolculuğu, ulaşım biçimi ve insana “yüreğini yiyecek, yedirecek” “biricik” uğraşıdır. Sanat, estetik düşünme biçimidir insanın. Dünyayı  bu düşünce temelinde gözlem ve sorgulama biçimi, bütün varlıklarıyla doğayı/dünyayı daha yaşanılabilir bir yer yapma uğraşıdır. Bu zorlu ve yıpratıcı sürecin sonunda ortaya çıkarılan yapıt, bu düşüncenin somutlaştırılıp estetik bir varlığa dönüştürülmesidir.

Sanatıyla insan var olabilir, dış dünyaya açılır. Sanatıyla algılayıp yaşar hayatı. Bu yaşam biçimiyle kendini doğanın yerine koyar. Doğayı ve nesneleri/varlıkları kendi ortam/koşullarından soyutlar. Dış dünya gerçekliğinden koparıp, sanat gerçekliğine dönüştürüp doğayı yeniden yaratır. Bu doğa elbet ki sanatçının var ettiği estetik ve yapay bir doğadır. 

Sanatçı için bütün varlıklarıyla doğa ve hayat şudur:

Canlı cansız varlıkları ve bütünüyle doğayı, kendi varlığı ve soyunu devam ettirebileceği bir yaşam alanı olarak görmez. Tam tersi, yaratılmış bütün varlıklarıyla eksiksiz bir hayatı kurmanın uğraşısıdır sanat…

 

2. Sanatçı…

Sanatçı, düşsel bir yaratıyı zihninde tasarlar ilkin.

Ondan yola düşerek kendi gerçekliğini arar. Doğa gerçeklikleri, sanatın, sanatçı için araçsal ögeleridir. Sanatçı doğa varlığından hareketle onu bir başka varlığa dönüştürür. Bunu gerçekleştirirken, geçmişin birikiminden beslenir, geleceğe köprüler kurarak özgürlünün peşine düşer.

Zira; “Sanatın ve sanatçının gönülden bağımlı olduğu tek kavram özgürlüktür.” (**)

 

24. 02. 2015 p.tesi; 15.07

(*) Aynı adla yayımlanmamış bu dosyadan.

(**) Sabahattin Kudret Aksal’ın sözü.  Mart 1990’da,  kendisiyle M.Ü. GSF “YAZ-IN” adlı sanat edebiyat dergimizin konuğuydu. Kendisiyle, Acıbadem Hukukçular Lokalinde yaptığımız söyleşide söylemişti.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 21
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 63
Kayıt tarihi
: 20.06.18
 
 

Günümüz şairlerinden. 1961 Erzincan doğumlu. Öğretmen şair. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fak..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster