Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Eylül '07

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
3397
 

"Kutsal İsyan"ın yazarı Hasan İzzettin Dinamo'nun çocukluğu ve bugünler...

"Kutsal İsyan"ın yazarı Hasan İzzettin Dinamo'nun çocukluğu ve bugünler...
 

Türk milletinin bu coğrafyada sonsuza kadar barış içinde, huzur, refah ve sevgi dolu bir hayatla yaşaması için burada yazıyorum. Çok acı çekmiş bir milletiz. "Severim yaratılanı yaratandan ötürü" diyen Yunus'un yüceliğine karşın bırakalım tüm yaratılanları birbirimizi sevmemeye başladık. En acısı da apartman ve çok kalabalık insanlar ile dolu kentlerimize ve sürüsüne bereket arabalara bakarak kendimizi zengin sanmamız. Bir başka acı da ceddimizin yaşadığı acıları unuttuk. Çocuklarımıza Sosyal Bilgiler dersinde okuttuğumuz "Vatan ve Millet" ünitesini de kaldırdık. Dinamo'nun çocukluğunu okuyalım:

"Babam Ahmet Çavuş, ben doğmadan bir yıl önce Yemen'den dönmüş. Anam, sonrasını, "Bizi toparlayıp yerleşmek üzere İstanbul'a götürdüğünde, sen daha kundak çocuğuydun Hasan...." diye anlatırdı. "Sarıyer'de sütçülük yapacaktı, bir iki Kırım ineği edinmişti, köyümüzde nemiz varsa satıp savmıştı, geriye dönmeyecektik. Gerisini eyi kötü sen de bilirsin."

"İneklerin verdiği süt geçimimizi sağlamaya yetmedi. Babam Ahmet Çavuş'un İstanbul üstüne kurduğu düşler, umutlar yıkılmaya başlamıştı. Bu gidişle işçiliğe düşmek durumunda kalacağından korkarak, tükürdüğünü yalamak zorunda kaldı. Birgün inekler satılıp savuldu, yine Trabzon'a dönmek üzere, Gülcemal vapuruyla yola çıkıldı. Vapur Samsun'a uğradığında, bir tanışı, babamın aklına tütüncülüğü koydu. İndik vapurdan. Böylece "Ahmet Çavuş ailesi" için daha güç bir yaşam kavgası başladı. "Kötüköy" denen sıtmalı bir köyde hepimiz sıtmadan kırılmak üzereyken, tütüncülüğü bırakan babam bizi Samsun'un içine kaçırdı. Bir kıyı mahallesinde sebze bahçesi kiralayıp çalışmaya başladı. Bu arada Balkan Savaşı patladı. Kent Rumeli göçmenleriyle doldu. Derken 1. Dünya Savaşı, Seferberlik!.. Babamla 15 yaşındaki ağabeyim askere alındılar. Evde anamla biz beş küçük kardeş aç kaldık. Kentten kaçan Rumlardan kalan bahçeleri sahiplenen Türklerden biri, babasız oluşumuza bakmadan, barındığımız kulübeden bizi sokağa attı. Anam dağda odun keserek satmaya çalıştıysa da, çeşitli engeller yüzünden bunu sürdüremedi. Beş yaşına basmıştım. Reji'ye girip işçilik yapmak istedimse de, yaşımın çok küçük olduğunu ileri sürüp, beni işe almadılar. Deniz kıyısındaki boşaltılmış Tatar evlerinden birine sığınmıştık. Açlık her yanı kasıp kavuruyordu. Beş kardeştik, ikisi; bir erkek kardeşimle bir kızkardeşim, açlıktan öldüler. Anam iş için çırpınıyorsa da, hiçbir yanda iş yoktu. Gerek Balkan Savaşı'nın Rumelili göçmenleri, gerekse seferberliğin Karadenizli göçmenleri kenti doldurmuştu.

"Hilali Ahmer"in çorba kazanı Belediye'nin önünde kaynıyorsa da, hiç kimsenin tasına bir kaşık düşmüyordu. Altı yaşındaydım artık, epey bir şeylere aklım eriyordu. Ailenin geçim yükünü omuzlamak istiyordum. Geceleri bahçelerden lahana çalmaya gittim. Bunları suda haşlayıp yedik. Ekmek denen nesne çoktan yitiklere karışmıştı. Anam da bir yandan ısırganotu haşlıyor, deniz suyu kaynatıp elde ettiği tuzla, sağ kalan bizlere yediriyor, bizi ölümden kurtarmaya çalışıyordu. Ben, günün birinde, mezbahanın oralarda gezerken, ırmağın üzerine uzanan büyük künkten suya kanlı sularla birlikte bir yığın da bağırsak falan aktığını gördüm. Bunları hem köpekler, hem de yoksul çocuklar, adamlar çekiştiriyordu. Ertesi gün, anamdan bir kova isteyip, sıcak kanlar akan künkün altında yer aldım. Sonra, koyun bağırsakları akmaya başlayınca, orda bekleyen köpeklerle birlikte atıldım. Köpekler de açlıktan köpekliklerini yitirdiğinden bana hiç hırlamadılar. Kapabildiklerimizi paylaştık. Bir kova dolusu bağırsakla eve vardığımda anam, kardeşlerim bayram ettiler. O gün Azrail'in suratı asılmıştı. Bizim eve protein girmişti. Ondan sonra benim protein taşımam sürdü. Ta ki bu protein türü de toplumca değerlenip yoksulların elinden alınıncaya kadar.

Mezbahanın künkünden ırmağa bağırsak akmamaya başlayınca, Azrail, babam Ahmet Çavuş'un arkada bıraktığı açların canını almak için kovalamaya başlamıştı. Babamla ağabeyimin cephede şehit düşmelerinin üzerinden bir yıl geçmişti. Dört bir yanının yokluk, açlık, cehennemi olduğunu gören, yavrularının da kendisinin de kesinlikle ölüp gideceğini anlayan anam "Şakire Kadın", sağ kalan iki kızı ile oğlunu (beni) götürüp çoktan beri ününü işittiği Darüleytam'a yatırdı. Kendisi de okulun aşağısındaki hastaneye yatmıştı. Bir hafta sonra anamızı görmeye gittik. Onun ölmüş, gömülmüş bile olduğunu öğrendik.

"Kardeşlerimle, bu öksüz yurdunda on yıldan çok kaldık." (Çocukluk Yılları, Mehmet Seyda TDK Yay. 1980)
....

Sonsöz:

Ey Türk Milleti ceddinin yaşadığı acıları unutma. Dilerim ki Türk milletinin hiçbir ferdi böylesi acıları bir daha hiç yaşamasın. Bunun için de yurt sathında hepimiz birbirimizi bugün dünden daha çok sevmeliyiz.

dukkan.dharma.com.tr

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ben trabzondan cemre bu yazarımız benim babaannemin kaybolan amcası oluyor.dedesi derviş dede benim soyum.babaannemin babası alinin kardesidir.ÇOcuklarına ulaşmak istiyorum. Zaten bizi arıyorlarmış galiba. Derviş oglu mustafa oglu abdi oglu Arslan torunu cemre....

cemrecan ERBASARAN 
 07.02.2008 20:28
Cevap :
Sevgili cemrecan ERBAŞARAN, bu yazınız beni ne kadar duygulandırdı biliyor musunuz, hüzünle kaplandı içim, sevindim de...Sizi kutlarım, akrabanızın çocuklarına ulaşma arzunuz çok kutsal bir istek.Sizin bu yazınızı okuyan çıkar sanırım.Şimdiye kadar bulmak için neler yaptınız?Ben de editörlerimize yazıp yardım isteyeceğim.Hasan İzzettin Dinamo'nun çocukluğunu yazdım ki ülkemizde ne ağlayan olsun; ne de ağlatılan...Ne acı ki birbirimizi kırıp dökmeye devam ediyoruz.Binbir güçlükle hayatta kalan ve okuyan, kitaplar yazan büyük bir yazardır;ressamdır Hasan İzzettin Dinamo; yani sizin babaannenizin amcası...Ne kadar gurur duysanız azdır.Ben de bir akrabamı bulmuş gibi çok sevindim.Vatanımızın,milletimizin,ailemizin,ekmeğimizin kıymetini bilmemiz lazım.Çok teşekkür ederim Cemrecan; İnşallah tez zamanda akrabalarınıza ulaşırsınız.Sizlere ve ailenize selam,sevgi ve hürmetlerimle...  07.02.2008 21:42
 

Sayın Çağlar, hasan İzzettin Dinamo'nun yaşam öyküsünü bilmiyordum. Aracılığınızla öğrenmiş oldum. Çok teşekkür ederim. Geçmişte çektiğimiz acıları unuttuk. Ülke ve topluma bir şeyler verebilme çabalarımızı rafa kaldırdık. Bize bu günleri hazırlayan o büyük insanlar beyaz atlarına binip uzaklaştılar ve biz köklerini unutmuş, günlük çıkarlarını öne çekmiş bir toplum olma yolunda hızla ilerliyoruz. Saygılarımla.

Talip Bölükbaşı 
 19.09.2007 12:42
Cevap :
Sevgili Talip Bölükbaşı, 1979 yılının "Dünya Çocuk Yılı" olması münasebetiyle Türk Dil Kurumu'nca bu kitap yayımlanmış. Kitapta elli sekiz kadar yazarın çocukluğu anlatılmış. İçlerinde üç-beşinin dışındakilerinin tamamının çocukluğu acı içinde geçmiş. Yetim ve öksüzler var, yoksulluk ise ortak kader. Cumhuriyet imdadına yetişiyor bu kuşağın ve okuyup bir yandan vatana, millete, cumhuriyete kanat gererken bir yandan da kitap yazıyorlar. İçlerinde Hasan İzzettin Dinamo'nun çocukluğu nedense beni daha çok etkiledi ve buraya yazdım. Daha yazacaklarım var, bu kitaptan. Bir liseli çocuğumuz okusa yeter. Kaldı ki bu büyük yazarımızın çocukluğundan beter durumlar yaşayacağız gibime geliyor; böyle gidersek ve bu kuşak kadar da şanslı olamayabiliriz. Dünyada bir tek bize kısmet olan Ata'mızın yolunda gitmeme inadı depreşti; bu da hayra alamet değil!.. Çok teşekkür ederim. Selam ve sevgilerimle...  19.09.2007 20:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 291
Toplam yorum
: 548
Toplam mesaj
: 318
Ort. okunma sayısı
: 1671
Kayıt tarihi
: 04.09.06
 
 

Yaşanan her hayat en iyi hayattır; yeter ki içinde kötülük olmasın!.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster