Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Temmuz '11

 
Kategori
Doğa Sporları
Okunma Sayısı
410
 

"Kuzey Ege" bisklet turu - günlük - 3

"Kuzey Ege" bisklet turu - günlük - 3
 

yola çıkış


06-07-2011 - Günlük /3 

Çarşamba günü sabah saat 04.30 ‘ da kalktım. Hafif bir kahvaltının ardından, ailemle vedalaşıp dışarı çıktım. Yol arkadaşımı beklemeye başladım. Bu ara yol hazırlıklarımı bir daha gözden geçirdim. Hiçbir eksiğim yoktu. Bisikletime her şeyi yerleştirmiştim. Uzun ve yorucu bir tur olacağından bisikletime özel bir tasarım yaptırmıştım. Tüm eşyalarımı alabilecek, dayanıklı ve rahat bir sürüş yapabilecektim. Son hazırlıklarımı tamamladım. Arkadaşım saatinde gelmişti. Birbirimize başarılar dileyip, kilometrelerimizi ve saatlerimizi ayarlayıp 05.00 ‘ de yola çıktık. İlk durağımız Yenikapı-Bandırma Feribot hattı olduğundan acele etmeden yavaş bir tempoda sahil boyunca sürdük. İlk konuklarımız Trafik polisleri oldu. Bizi çevirdiklerinde amacımızı öğrendiklerinde başarılar dileyip bizi bıraktılar. Limana vardığımızda saat 06.10 gösteriyordu ve on kilometrelik bir yol yapmıştık. Feribotun kalkmasına daha elli dakika vardı. Hemen girişte bekleyen simitçiden birer simit aldık, sıcaklığına dayanamayarak yemeye başladık. Yarım saat kala yolcu salonundan içeri girerek feribota bindik, müsait bir yer bularak bisikletlerimizi düşmeye karşı kilitledik ve önlemimizi aldık. 

 

 

 

İçerisi tıklım tıklımdı, adım atacak yer yoktu. Kalabalıkların arasından geçerek koltuklarımızı bulduk ve oturduk. Limandan ayrıldığımızda saat 07.00 idi. Yolculuğumuz zamanında başlamıştı. İnsanlar yerini bulmuş oturmuş, o kalabalık gitmişti. Kısa bir süre sonra acıktığımızı anlayıp, büfelerden birine yöneldik. O da ne? Yiyecek ve içecek fiyatları uçmuş, her şey pahalı… Özelleştirmeyle birlikte fiyatlarda epey değişiklik olmuş. Buna rağmen insanlar kuyrukta, sıralarını bekliyorlar. Bizde sıraya girerek birer çay ve bir kek alarak masa aramaya başladık. Boş masa bulmanın imkânı yok. Gözümüze çarpan ilk masaya yanaştık. Aldığımız kek’ i ikiye böldük, çaylarımızı yudumlamaya başladık. Etrafı gözlemlemeye başladık. Kimileri uyuyor, kimileri gazetelerini okuyor veya sohbet ediyor. İnsanlar bir heyecan içinde oldukları hareketlerinden belli. Herkes tatile çıkıyordu. 

 

 

İki saat bir yolculuktan sonra, rahat bir şekilde Bandırmaya vardık. İskeleye yanaştığımızda, insanların telaşı dikkatimi çekti. Bir an önce kendilerini kıyıya atmak istiyorlardı. Biz de hazırlıklarımızı yapıp onların arasına katıldık. Bandırma çok düzenli ve sakin bir şehir. Yollardan ve yapılaşmalardan Belediyenin iyi çalıştığı belli oluyordu. Hemen kendimize sakin bir yar aramaya başladık. Kara yolculuğumuz başlayacağından, en son hazırlıklarımızı yapmamız gerekiyordu. Emniyet li bir yolculuk bizim için çok önemliydi. Önce pastaneden poğaçalarımızı aldık. Sakin bir çay bahçesi bulup oturduk. Çaylarımızı söyledik, haritamızı açtık ve rotamızı bir kez daha gözden geçirdik. İkinci durağımız Manyas kuş cenneti olacaktı. Yol güzergâhını işaretledik. Üçer bardak çayımızı içtikten sonra hesabı istedik. Bize verilen cevap karşısında şaşırdık… Hesabınız yan masadan ödendi… Meğerse yan masada oturan bir arkadaş çay paralarımızı ödemiş. Niye dediğimizde… Sizler bizim misafirimizsiniz, lütfen kabul edin… Biz de teşekkür ederek oradan ayrıldık. Anladık ki Bandırma halkı genelde misafirperver… 

 

 

 

Hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra yola koyulduk. Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Manyas’ a ulaştık. Hava çok sıcaktı. Güneş çok yakıyordu. Yol boyunca zorlandık. Karayolları çalışıyordu, yol genişletme çalışmaları vardı, asfalt adeta yanıyordu. Bu şekilde Manyas’a’ vardık. “Kuş cenneti “ olarak adlandırılan park muhteşem. İçeriye girişte bizden para almadılar. Her yer yeşillik, ağaçlık ve alabildiğine uzunluk ve genişlikte bir göl. Gölün çevresinde yuvalanmış bir sürü kuş. Hepsi ayrı ayrı cinsten, ne ararsan var. Göç zamanı olduğundan burada yuvalanmışlar. İçeride kamp dinlenme alanı, kapalı foto slayt gösterim alanı ve bir müze bulunuyor. 

 

 

 

Burayı ilk keşfeden ve bu alana hizmetleri geçen Alman Prof. Dr.Curt Kosswig ve eşi Leonore Kosswig güzel bir çalışma yaparak burayı bizlere kazandırmışlar. 

 

 

 

Hemen müzeye girdik, çeşit çeşit kuşları sergilemişler. Oradan yan odaya geçerek foto slayt gösterilerini izledik. Sonra bize dışarıda kurulan kamera sistemi ile yuvalanmış kuşları gösterdiler. Yanlarına kadar sokulmak, gitmek yasak. 

 

 

Bu yüzden böyle bir sistemle kuşları bizim yanımıza kadar getirebiliyorlar ve rahatsız etmeden seyredebiliyoruz. Sonra, bizlere birer dürbün verdiler ve gözetleme kulesine çıktık. Dört kat merdivenden sonra tepeye ulaştık. Asansör yoktu. Yeri vardı fakat nedense asansörü koymamışlardı. Aklıma engelli vatandaşlar geldi. 

 

 

 

Onlar bu güzelliklerden yararlanamıyorlardı. Böyle turist çekebilen güzel bir tesiste engelli vatandaşları düşünememeleri beni üzmüştü. Resimlerimizi çektikten sonra, yola koyulmak üzere harekete geçtik. Sonraki durağımız Manyas idi. Bizi uzun bir yolculuk bekliyordu. Çünkü gölün diğer karşısına kadar pedal çevirecektik. Devamı var… 

ergun-oskay.blogspot.com/2011/07/gunluk-3.html 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 36
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 530
Kayıt tarihi
: 03.07.10
 
 

Uzun Yol Tur Bisikletçisi. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster