Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Temmuz '11

 
Kategori
Doğa Sporları
Okunma Sayısı
533
 

"Kuzey Ege" bisklet turu - günlük - 7

Yol sapağına geldiğimizde yön tabelası, Çanakkale-Havran istikametini gösteriyordu. Yönümüz, gideceğimiz istikamet Balya, bu yol üzerinde köprüydü. Tüm bağlantı yolları oradan geçmekteydi… Demek ki doğru yoldaydık… Fakat biz kestirme yolu tercih ettik… Köylüler bize yardımcı olmuş, Çakallar köyü ve Akbaş köylerini geçerek gidersek, yolu kısaltacağımızı söylemiş, yol tarifini de vermişlerdi. Hava yine çok sıcak. Yollar bomboş. Biz anayoldan çıkarak tali yola girdik. Amacımız bu yolu kestirme gitmekti. Aynı zamanda kaybettiğimiz zamanları bu kestirme yolu kullanarak kazanabilirdik diye düşündük. 

 

Her taraf dut ağaçları, böğürtlen, erik ve kayısı ağaçları dolu yollardan giderek, ara sıra bu meyvelerden yiyerek açlığımızı bir nebze bastırdık. Her tarafı ağaç ve ormanlarla kaplı bölgelerden, yine virajlı, yokuşlu yollardan giderek öğle üzerine doğru Balya’ ya ulaştık. Balıkesir-Çanakkale yolu üzerinde şirin bir ilçe. Nüfus fazla kalabalık değil. İnsanlar işsizlikten göç etmiş. Çok dağlık ve yamaçlı bir alanda bulunuyor. Bu yüzden sıcaklık bu ilçede epey fazla. Zaten Temmuz ve Ağustos ayları en sıcak zamanlarıymış buraların. Madenleri ve fabrikaları kapatılmadan önce “ Küçük İstanbul “ diye anılırmış. Dikkatimizi çeken Balya ilçesi etrafında giderken gördüğümüz Yörük evleri hala kullanımda ve bakımlı. Orhanlar köyünden çıktıktan sonra 48 kilometre sonra bu köye ulaşmıştık. Aç, susuz ve yorgunduk. İlçe merkezinde bir lokantaya girdik. Yemeklerimizi yedikten sonra, çay bahçesinde çaylarımızı içtik, bu ara fikri hocamın şort pantolonunu tamirci bulup verdik. Ödediğimiz fiyat karşısında isyanları da oynadık. Adam üç teyel ile paçaları tutturmuş ve bizden 5 TL para almıştı. Tabi, fikri hoca biraz söylendi ama parayı da verdik. İşlerimizi hallettikten sonra mecburen öğle güneşi altında ve çok sıcak bir havada yola düştük. Önümüzde çok geniş, çift şeritli yeni bir yol vardı. Fakat dik ve yokuş tu. Nedir bu çektiğimiz diyerek tırmanmaya başladık. Belli bir noktaya kadar sürerek gittik, baktık zorlanıyoruz yine yürümeye başladık. Yaklaşık 4 kilometre yürüdükten sonra, tepeyi aşmış yokuş aşağı inmeye başlamıştık. Gördüğümüz kadarı ile artık hep yokuş ineceğiz ve düz yollarda gidecektik. Yol arkadaşım Fikri hocam zevke geldi, başladı şarkılar mırıldanmaya. Bağıra çağıra şarkılar söyleyerek düz bir alana geldiğimizde karşımıza araçların park edip insanların dinleneceği, buz gibi dağ suyundan akan çeşme ve mesire yeri ile karşılaştık. 

 

Hiç durur muyuz? Üstümdekileri çıkardım, kafamı suyun içine soktum. Hatta orada banyo bile yaptım. Gelip geçenler bize bakıyor, imreniyorlardı bizleri bu halde gördükçe… Burası hoşumuza gitmişti. Her yer ağaçlarla kaplı idi. Gökyüzü görünmüyordu. Serindi ve bol, buz gibi suyumuz vardı. Ben ha bire suyun içine girip çıkıyordum, Fikri hocam da benden aşağı kalmıyordu. Epey serinledik ve susuzluğumuzu attıktan sonra, tekrar yola koyulduk. Ayrılırken de yedek su şişelerimizi doldurmayı ihmal etmedik. Yolumuz uzundu, yorgunduk, bitkin bir haldeydik ama yılmadık. Havrana kadar yaklaşık 60 kilometrelik zorlu bir yolculuk başlayacaktı. 

 

Balıkesir- Edremit yolu üzerinde kendimize yön verdik. Harika bir yol, yemyeşil alanları geçerek Havran’ a vardık. Akşamüstü olmuştu bile. Burası, Çanakkale Zaferinin kazanılmasında büyük katkısı bulunan ve 276 kg. top mermisini kaldıran Koca Seyit Çavuş ile yine bu savaşta kahramanca mücadele eden Ömer Çavuş ‘un memleketi idi. Her yer zeytin ağaçları ile dolu idi. Edremit körfezine doğru uzanan verimli bir ova üzerinde kurulmuş şirin, çok güzel bir ilçe. Burada hiç mola vermeden, meraklı bakışlar altında yolumuza devam ettik. İlçe çıkışında bir benzincide kısa bir mola verdik. Çaylarımızı içtik. Haritamızı çıkardık, rotamızı, yönümüzü, gideceğimiz yolları tespit ettik. Yola çıktığımızda karanlık çökmüştü. Birkaç kilometre gittikten sonra yeni bir yol önümüzde belirdi. Artık farlarımızı yakmamızın zamanı gelmişti. Arka stop lambalarımı ve ön lambalarımı yaktım. Lambalarım çok güçlü idi. Önümüzü epey aydınlattığı için bakarak, dikkatli gidiyorduk, çünkü yeni yol olduğu için kısmi yerlerde bozuk asfaltlar önümüze çıkıyordu. Yanımızdan vızır vızır araçlar geçiyor, bazen yol bir müddet bomboş oluyordu. Biz de merak ediyorduk. Niye acaba durup dururken araç eskisi gibi geçmiyor diye… Epey bir yol aldıktan sonra, yol çalışmasına rastladık. Büyük bir şantiye idi. Yolun her iki tarafını kazıyorlar, genişletme çalışmaları yapıyorlardı. Merakımızı gidermiştik. Hafriyat kamyonları yola çıkmadan önce görevliler yolu kesiyorlardı. Bize yol gösterdikten sonra geçiş yaparak, onlardan birilerinin yanında durduk. Merak için de onları hem seyrettik hem de biraz dinlenmiş olduk. Dev gibi kepçeler dağı deliyor, kazıyordu. Yine dev gibi kamyonlar çıkan bu kayaları ve toprakları yükleniyor, boşaltmak için başka bir yerlere götürüyorlardı. Çok iyi çalışıyorlardı. Düzenli, emniyetli ve dikkatli… 

 

 

Gecenin yarısına doğru saat 23.00 gibi, yine çok güzel bir yerde mola verdik. Çok yorgunduk ve 48 saat uyumamıştık. Acıkmış ve susamıştık Edremit yakınlarında olduğumuz için ya bir benzinci ya da bir dinlenme tesisi arıyorduk. Tam yerini bulmuştuk. Durmazlar alabalık dinlenme tesisleri diye bir yer. Ailecek işletiyorlar. Derdimizi anlattıktan sonra bizimle bir hayli ilgilendiler. Pahalı bir yere benziyordu. Ama çok lüks, harika bir işletme idi. Çok geniş, ağaçlarla çevrili bir alan ve bahçesi. İçinde oyun parkı… Dinlenme ve yemek yeme alanları. Her ailenin, yolcunun sıkılmadan istirahat edebileceği bir mekân. Her kes güler yüzlü ve yardıma hazır. Gecenin bu saatinde ne yeriz diye düşünürken, işletme sahibi bizlere yardımcı oldu. Bol domates, biberden oluşan birer adet menemen, yanında çoban salata ayrıca söğüş domates ve salata, ayran, soda ve kola. Menümüzü yedikten sonra hesap istedik. Misafirleri olduğumuzu, para almak istemediklerini söylediler. Burada da Anadolu halkının misafirperverliğini görmüş olduk. Zaten yolculuğumuz boyunca hep gördük…Biz yine de uygun bir ücret ödedik. Yemek seansından sonra , çaylarımızı içmek için bahçelere kurulan puflardan birilerine oturduk. İşletme sahibi de yanımıza geldi. Sohbet ederek gece yarısını bulduk. Biraz uyumak dinlenmek istediğimizi söyledik. Bizlere yine yardımcı oldular. Müsait yerlerinde saat 02.00 kadar uyuyabileceğimizi söylediler. Bizleri İçeriye kuytu bir köşeye aldılar, televizyonu kapadılar. Bizde günlerin yorgunluğundan dolayı hemen uyuduk. Uyandırdıklarında saat 02.30 civarı idi. Bekçiden başka etrafta kimse yoktu. Hazırlanıp yola çıktık.Anayola geldiğimizde, araçların geliş ve gidişleri azalmıştı. Bizler için tehlike yoktu. Ama yine de dikkatli olmalıydık. Uzun bir gece yol aldıktan sonra, Balıkesir- Edremit karayolu üzerinden giderek, Edremit’e sapmayarak Burhaniye yoluna yöneldik. Yollar çok düzgün ve düz idi. Yine her yer zeytin ağaçları ile yolun her iki tarafını kaplıyordu. Mis gibi bir hava, harika manzaralar seyrederek bir yol gittikten sonra Burhaniye’ ye ulaştık. Biraz ilçeyi gezdikten sonra, bir kırkahvesinde mola verdik. Çaylarımızı, sularımızı söyledik ve birkaç saat dinlendik. Acelemiz yoktu. Çok yorgunduk, uykusuzduk. Geceleyeceğimiz 3. Gecede planlar yapmaya başladık. İlk önce yatacakbir pansiyon veya otel bulmalıydık Bizim için hem ucuz hem de temiz olmalıydı. Bu biraz, böyle tatil yerlerinde biraz zordu ama yine de aramaya başladık. Doğru dürüst iki otel vardı. Gittik, gördük, konuştuk ama beğenmedik. Aklımıza Tema vakfının bölge sorumlusu geldi. Kendileriniz arayıp bulduk. Festival zamanı olduğu için, yer bulmakta zorlanacağımızı söyledi. Zaten tavsiye ettiği yerleri de bizler önceden gördüğümüz için kibarca teklifleri geri çevirdik. Yine de bize yardımcı oldu. Buz gibi erik hoşafı içirtti. Çaylarımızı, suyumuzu söyledi. İkram da bulundu. Elinden geldiğince ağırladı. 

 

Ne yapacağız diye düşünürken, oradan geçen birisine Ören’ e kestirme nasıl gidebileceğimizi söyledim. Sağolsun hemen kestirme bir yol gösterdi. 3 kilometre sonra ordaydık. Ören, çok değişmiş, turizm bakımından oldukça gelişmiş bir kasaba olmuş. Yıllar önce gittiğimde çok cılız bir yerdi. Düzenli bir yerleşim vardı. Halkın çoğu yabancı. İşletme sahipleri hep il dışından. İstanbullular çoğunlukta. Meydana indiğimizde her yer dükkan dolu. Çeşit çeşit eşya satanlar birbirleri ardına sıralanmış. En çok da yiyecek içecek üzerine. Boş yer yok her dükkan , işletme nasibini alıyor. Gezerek kendimize yatacak bir yer arıyorduk. Sonunda bir pansiyonda yer bulduk. Öğle saatleri ve güneş yine tepemizdeydi. Hava da çok sıcak, bunaltıyordu. Üzerlerimizi çıkarıp, banyomuzu yaptıktan sonra hemen uyumuşuz… Kolay değil… 72 saattir uyumamışız… Yorgunuz. Bitkiniz… 

 

 

Uyandığımızda saat gecenin 22.00 idi. Vay be… Tam sekiz saat uyumuşuz dedim kendi kendime… Fikri hocan benden önce uyanmış, dışarı çıkmak için hazırlık yapıyordu. Ben de hemen hazırlanıp kendimizi sokağa attık. İlk işimiz karnımızı doyurmak oldu. Güzel, değişik bir atmosfer içinde bir açık bahçe restoranına girdik. Kamp yapılabilen, müzik eşliğinde yemek yenilebilen harika bir yer. Garsonumuza, tavuklu sote, pilav, ayran, kola ve salatadan oluşan menümüzü söyledik. Midemiz gurulduyordu artık. Bizim, ihtiyacımız olan mazotumuzu, benzinimizi almak için sabırsızlanıyorduk. Yemeklerimizi iştahla yedikten sonra çaylarımızı söyledik. Bir ara karşımdaki masada oturan kişilere gözüm takıldı… Ben bu adamı bir yerlerden tanıyorum sanki derken, hemen garson yanımda belirdi… Abi, Cezmi Ersöz bey de burada… Tamam dedim, işte bu… Kızımın okuduğu romanların üzerinde ya ön kapakta ya da arka kapakta bu simayı görmüştüm çünkü…Fakat saçlarını, sakallarını kesmişti…O yüzden birden tanıyamamıştım. Yanında sevgili eşi vardı. Sohbet ediyorlardı. Bizlerde kalkarken selam verdik. İyi geceler dileklerimiz sunduk ve izniyle resim çektirip oradan ayrıldık. 

 

Gezerek, dolaşarak, bakınarak pansiyona gittik. Havasından mı, suyundan mı bilinmez ama, Ören insanı hem dinlendiriyor hem de uykusunu erken den getitriyor. Bizlerde hemen gider gitmez birer ılık duş alarak yattık. Sabah erken uyanmıştık. Zinde ve güçlü idik. Biraz tatil yapalım, denize girelim dedik, havlularımızı, güneş kremlerimizi alıp denizin yolunu tuttuk. Devamı var…
ergun-oskay.blogspot.com/ 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 36
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 530
Kayıt tarihi
: 03.07.10
 
 

Uzun Yol Tur Bisikletçisi. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster