Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Eylül '11

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
8482
 

‘Kuzey Güney’i alkışlayanlara birkaç söz…

‘Kuzey Güney’i alkışlayanlara birkaç söz…
 

Özgün yapım üretemeyenler, bir eseri daha devşirdi! ‘Çalıntı’ demekten kaçınıldığı noktada ‘uyarlama’, ‘intihal’ gibi laf cambazlıklarıyla vurgulanan ayıbın son örneği, ‘Kuzey Güney’! Gördük ki, ünlü dizi ‘Zengin ve Yoksul’un aynısı… Tabii sadece konu babında! Yoksa kalitede aşık atması imkânsız. Kıvanç Tatlıtuğ ve yapıma övgü dizenler yağcılıkta sınır tanımasa da, dost acı söyler! Düşman olmadığımıza göre, Tatlıtuğ’un oyunculuğunu kendine bırakıp ‘Ortada övünülecek özgün senaryo yok’ diyoruz. Yağcılara önerim, asıl adı ‘Rich Man-Poor Man’ olan orijinali izlemeleri. Anlayan anlar anlamayan taklide dalar! Yaratıcılığın nasıl ucuzlatıldığını merak edenlere de, bütünlüğü bozulmadan çekilen ve bundan dolayı kurgusunda kopukluğa rastlanmayan ‘Zengin ve Yoksul’un içeriğini sunuyoruz. 

Irwin Shaw’un eserinde Rudy, ailenin gözdesi... Güney de öyle! Tom ise iyi kalpli bir serseri. Rudy’yle aynı kıza âşık. Tom eşittir Kuzey. Tom’un dramının başlangıcı, fırında tartıştığı babasına attığı yumruk. ‘Kuzey Güney’deki gibi! Gelelim olacaklara… Rudy, zengin bir politikacıya dönüşür. Suçlu damgası yiyen Tom, sevdiği kızla evlendiği ve her şeyini elinden aldığı için abisine kinlenip serseriliği ilerletir. Sevgiyle öfkenin kesiştiği öykü, yardım istemeyen Tom’un kötü adam Falconetti tarafından öldürülmesiyle noktalanır. 

Özetle, ‘Kuzey Güney’ 80 öncesinin dizisi ‘Zengin ve Yoksul’un hatırlanmayacağı umursamazlığıyla yaratılan bir ayıp! Ayıp çünkü yeni gibi sunulmakta… İvedik taklidi ya da ‘Doğuda herkes eşit’ sözleriyle duyguları kabartıp fark yarattıklarını sananlara, bunu eserin gerçek sahibine sormak gerek, diyeceğim ama ne yazık ki hayatta değil. Aslını çeken Amerikalıların da haberi olmayacağına göre, sahiplen gitsin. Yetenek budur işte! Haksızlıkların hak olduğu dünyada, kimileri oturup kafa patlatarak eser yaratır. Kimi dahiler de hazır olanı önemsiz değişiklerle kullanıp parsayı toplar. Minareyi çalanın kılıfını hazırladığı ve intihalin sınır tanımadığı gerçeğinde son sözüm, ‘telif hakkı’ diye yırtınanlara. Yaratıcılık kavramı, başkasının ürününün etiket değişimi, şeklinde algılanıp ‘esinlenme’ sahtekârlığıyla ambalajlandığı sürece telifi atınız çöpe! 

Anibal Güleroğlu 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel bi konuya değinmişsiniz tebrikler.Zaten bizim türk televizyonu daha karakterini oturtamamış bir çocuk gibi.Bunu doktorlar dizisinden de iyi anlıyoruz grey's anatomy'nin çakması.küçük sırlar deseniz zaten gossip girl'ün başarılı bir cast'la çevrilmiş hali. Çok tutan diziler yaprak dökümü,aşk-ı memnu vs. hepsi de geçmişteki güzel yazarlarımızın eseri.Kendi başımıza hiç bir iş yapamıyoruz.Ece Yörenç&Melek Gençoğlu ikilisini daha çok göreceğiz ekranlarda. Saygılarımla...

eda öylesine iste 
 16.09.2011 19:58
 

daha yenimi anladık cakma konularla dizi çekildiğini! Bu ûlkede modern anlamda yapılan mûziklerde, dizilerde yapılan tüm sanat etkinliklerı hepsi aşagılık! Bu kadar clip orusbusu olan bir ülkede yok! Saygılar...

SİZ ve ben 
 09.09.2011 18:47
Cevap :
Yeni anlamadık... Sürekli anlatıyoruz ama kolaycılığı uğraşmaya tercih edenler anlamazdan geliyor.  10.09.2011 0:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1139
Toplam yorum
: 258
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1605
Kayıt tarihi
: 10.04.10
 
 

İstanbul'da başlayan yaşamım, eski İstanbullu ailemden edindiğim kültürle gelişti. Birinciliklerl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster