Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Eylül '18

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
1764
 

"MasterChef" Beni Şaşırttı!

"MasterChef" Beni Şaşırttı!
 

TV8 'de yayınlanan MasterChef Türkiye'yi ben sevdim.


MasterChef  'in orjinalini çok seven ve izleyen biri olarak bildiriyorum; TV8 'de yayınlanan MasterChef Türkiye'yi ben sevdim.

"Ama" ile başlayan cümlelerim yok mu?

Tabi ki var ama onları yazının ilerleyen bölümlerine sakladım.

Zira programla ilgili en büyük endişemle başlamak istiyorum.

Yani bizim şeflerin İskoçya doğumlu İngiliz şef Gordon James Ramsay 'in benzeri olmak için kırk takla atma ihtimalleriydi...

Öyle ya; yapım şirketi tamamen büyük bir strateji hatasıyla tanıtımlarda seyirciye bunu pazarladılar.

Tam da bu nedenden, şimdi sinirim bozulacak diyerek, pek de istemeyerek oturdum ekran karşısına.

 

Programın üç şefi var; Hazer Amani, Somer Sivrioğlu ve Mehmet Yalçınkaya...

Hazer Amani'yi daha önce de takip eden biriyim.

Bein Gurme'de yaptığı programları da kaçırmam.

Peki MasterChef performansı nasıl?

Ben arada derede buldum zira anlaşılmakla ilgili bir problemi var.

Söylediklerini, mutfakla alakası olmayan seyircilerinin de anlaması gerektiğini aklından çıkarmaması gerekiyor.

Mesela..?

Uğur isimli yarışmacının yaptığı ciğeri aslında oldukça beğenmiş olmalarına rağmen,

Hazer Amani yarışmacıya "az önce bazılarınız kendine çok güvendi ve gaza çok bastı dedim,,, biraz yavaşla" dedi.

Şimdi biz bu cümleden ne anlamalıyız?

Ciğeri beğendiniz, hatta çok beğendiniz...

Eeeee...

Uğur lezzetsiz bir şey mi yapmalıydı yani?

Niye yarışmacı gazı açmasın ki?

Yani elenmek istemiyorsa, her etapta gazı açması zaten gerekmiyor mu?

Demem o ki; bu cümlenin illa ki mantıklı bir açıklaması var ama orada kendi mutfağınızda değilsiniz ve dolayısıyla da ekrandaki seyircinin anlayabileceği, burada ne demek istedi ki şimdi demeyeceği bir dille konuşulması gerekiyor.

Somer Sivrioğlu içinse çok da söyleyebileceğim bir şey yok.

Zira hem sakinliği, hem üslubu hem de "nezaket gereği söyleyecek iyi bir şeyin yoksa, bir şeyler söyleme kuralına uyuyorum" demesiyle benim kalbimi kazandı.

Kendisine tek kelimeyle bayıldım...

Ve Mehmet Yalçınkaya...

Bence zaman zaman kantarın topuzu kaçırdı, net bilgi.

Özellikle başlarda...

Sonra ya birileri uyardı ya da yanındaki jüri üyelerinin sükuneti kendisine fren oldu bilmiyorum ama bir anda sakinleşti.

Ve sevimli bir adama dönüştü.

Programın ilk yirmi dakikasını atarsak, sonrasında geldiği hali ben sevdim.

Bu arada programda her şey çok hızlı oldu; özellikle de  elemeler...

İçeriği, nasıl yol alacaklarını anlatmak için uzun uzun cümleler kurmaya çalışmadılar.

Her şeyi eylemle gördük.

İlk soğanlar doğrandı, bir kısım yarışmacı elendi.

Sonra herkes en güvendiği yemeği yaptı, yine bir kısım yarışmacı elendi, geriye on dört kişi kaldı.

Sonra 7-7 iki takıma bölündü, birer kaptanla; çorba, ana yemek ve tatlı yapıldı.

Sonunda da iki eleme adayı çıkarıldı.

Program bir saniye olsun duraklamadı.

Yani her şey tıpkı orjinalinde olduğu gibi net ve akıcıydı.

Gelelim eleştirdiğim noktalara;

Yarışmacıların büyük çoğunluğunun, geçmişte Yemekteyiz de yarışmış olmaları, işin en sevimsiz tarafıydı.

Bile isteye yaptıkları işi sulandırmışlar.

Amerika'da çocukların yarıştığı MasterChef Junior'ı izlediğinizde bile, küçücük çocukların tabaklarda neler yapabildiğini hayretle izlerken,

Burada Yemekteyiz kökenli bazı yarışmacıların başrolü erik olan bir yemek yapın denildiğinde, meyve tabağı yapıp şeflerin önüne çıkarabiliyor olması, yemeği bitince kahve istemesi, garip davranış bozuklukları ile sivrilmeye çalışması, "o yarışmacıdan" değil YARIŞMADAN yiyor.

Yemekteyiz'de bu adamın böyle olduğu belliydi, niye davet ettiniz?

Hadi davet ettiniz, yine aynı tavırla yürüdüğünü gördünüz, o zaman niye hemen göndermediniz?

Bu durum elbette ki yapımcının tercihi...

Ve neden bizde programcılık deyince, yapımcılar her işi vıcık vıcık bu noktaya vardırıyorlar, gerçekten anlamıyorum.

Yemekteyiz zaten var, orada bu rezilliğin suyunu çıkarıyorsunuz.

Bari burada yapmayın.

Ne işi var o Murat denen adamın orada?

Onca aday içinden ilk 14'e o kaldıysa, vay memleketin haline.

Kendi elinizle "bu iş de kurmaca" dedirtip, işe yazık ediyorsunuz, haberiniz olsun.

"Yemekteyiz" den devşirme yarışmacılardan sonra programla ilgili ikinci en büyük itirazım ise; yönetmenle ilgili.

Biraz sert olacak ama hemen değiştirilmesi gerekiyor, net bilgi.

Program boyunca kamera gölgesi görmekten içim şişti.

Mesela...

İlk 14'e kalan yarışmacıların ailelerinin olduğu odada kameramanın gölgesi dolabın yanındaki duvarda görünüyordu.

Jüri tarafından arkadaki açılıp kapanan kapıya doğru, jimmy Jeep her hareket ettiğinde gölgesi görünüp durdu.

Bu arada yere seçilen taşlar hatalı.

Tavandaki ışıklar yansıyor.

Bunun çözümünü dünya bin tane yolla bulmuş.

Işık yansımasın diye seçilen özel malzemeler, kimyasallar, spreyler, filmler var.

Hani sıfırdan bir şey bulmaya da gerek yok.

Adamlar yapmış yani...

Al kullan, o kadar.

Bu arada tezgahları kullanmayla ilgili tercihler de hatalıydı.

Bazı jimmy hareketlerinde tezgahın görmememiz gereken tarafını, yani yarışmacıların çalıştığı tarafı gördük.

Takım yarışmasında da nedense tezgahları sırt sırta vermişlerdi.

Bu nedenle de yine aynı tarafı devamlı gördük, durduk.

Yani programın estetikten uzak, bağırsaklarını gösterdiler bize.

İvedilikle MasterChef 'in açıları belirlenmeli, çekim matematiği önce kağıt üzerinde oluşturulmaları.

Söylemeden edemeyeceğim bir diğer nokta da, programın başında stüdyonun ortasındaki çuval ile ilgili...

Belli ki altında bir şeyler saklanmış.

Mehmet Yalçınkaya çuvalın yanına gitti ve yarışmacılara, ilk elemeyi neye göre yapacaklarını söyledi.

Sonra da çuvalı kaldırdı.

Hop alttan soğan kasaları çıktı.

Ama köşede 3-4 soğan kasasının üzerinde küçük bir çuval daha kaldı.

Yahu paranız mı yetmedi 3 metreye 3 metre ya da neyse 4 metreye 4 metre çuval alıp, kasaları tek bir örtü ile kapatmak için.

Hadi o olmadı; o zaman o küçük çuvalın altındaki kasaları koymayın.

O kasaları yarışmacılar almış gibi koyun tezgahlara...

Geçekten bazen televizyon sektöründeki bazı kafaların çalışma şeklini anlamakta zorlanıyorum.

Bu arada kurgu da fenaydı...

Mesela Ezgi isimli yarışmacı yemeğini getirdi, yemeği tadan jüri Hazer Amani 'ydi ama yorum yapan başka jüri oldu.

Yine bir karede Hazar Amani görüntüde konuşuyordu ama ses yoktu.

Çoğu yorumu yarıda kestiler.

Bazı yarışmacıları gördük, bazılarını göremedik.

Söz konusu TV8 olunca, montaj deyince, böyle bir şey izlemek insanı şaşırtıyor.

Şimdi hemen "beğendiğini yazmışsın ama ne çok şey sorun sıraladın diyeceksiniz", haklısınız.

Ama şu abudik kubidik yarışmacıları biran önce gönderip, şeflere yakışır oyuncuları sahada bırakırlarsa ve yeni bir yönetmenle şu yukarıda yazdığım çapakları temizlerseler, ortaya şahane bir iş çıkar.

Ve ayrıca şu haliyle bile, ben izler miyim?

İzlerim, net bilgi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 172
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1920
Kayıt tarihi
: 08.06.06
 
 

Okur, gezer, izler ve yazar...                 ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster