Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Haziran '19

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
121
 

“Medya Olmazsa Sanatçı da Olmaz”mış

Gazanfer ERYÜKSEL
 
Çağdaş toplumlarda yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü kuvvetin medya olduğunu söylerdi Hocalarımız.
 
Çağımızda yerel ve uluslararası egemen güçler, günü kurgulayıp yarını tasarlarken medyayı toplum mühendisliğinin en önemli silahı olarak kullanmaktadırlar. Medya toplumsal algıları yönlendirmenin aracıdır. 
 
Medya üzerinden algıları yönetilen kitleler, tercihlerini kendi özgür iradeleri ile yaptıklarını zannetmektedirler. Ne vahim bir yanılgı…
 
Hâlbuki reklamlardan başlayarak her türlü film, dizi ve haber programları ile kitlesel beyin yıkma işlemi yapılmaktadır. 
 
Magazincilerin “Medya olmazsa sanatçı da olmaz” sözü Ülkü Tamer’in bir yazısını tetikler. (Yeni yıla gülümseyerek girelim, 02 Ocak 2015, Aydınlık Kitap Eki)
 
Sanat dünyasının yetkin isimleri üzerinden öyle kurgular kaleme alınır ki her birinin çekilecek kısa videoları seyrine doyun olmayan ironi görselleri olacaktır. Bizden söylemesi…
 
Sözü Ülkü Tamer ustaya bırakalım.
“Homeros, kendi köşesinde yaşayıp giden bir kördü. Olympos TV yöneticileri, ‘Şu garibin elinden tutalım’ dediler. Ona iki dizi ısmarladılar. Homeros bir çırpıda İliada ve Odyssia’yı yazdı, sanatçı oldu.
 
Van Gogh, sokağındaki çöplerin toplanmadığına kızarak, elinde bir bıçak, evin damına çıkmıştı. Medya hemen oraya damladı. Van Gogh, televizyon kameralarının önünde kulağını kesti. Keser kesmez de sanatçı oldu.
 
Anna Pavlova denize giriyordu. Bir magazinci fotoğrafını çekti onun. Pavlova o akşam, ‘Medya mayolu fotoğrafımı çekti. Beni sanatçı yapmaya kararlılar. Bari yüzlerini kara çıkarmayayım’ diye düşündü. Ertesi gün baleye başladı.
 
Beethoven’in kulakları duymuyordu. Adamcağız bir gün arkadan gelen Cheroke Jeep’in sesini duyamadı. Az kalsın eziliyordu. Oradan geçen bir magazinci, gazetede ‘Sağır herif papazı buluyordu!’ diye başlık attı. Gazete baskıdan çıktıktan beş dakika sonra Beethoven, senfonileri bestelemeye başladı.
 
Dede Efendi, yaşına başına bakmadan sarayın haremine girmişti gizlice. Harem kapısındaki bodyguardlardan biri paparazzi takımına haber verdi. O hafta bütün magazin dergilerinde Dede Efendi’nin yarı çıplak fotoğrafları yayımlandı. Padişah, çapkın ihtiyarı çağırttı. ‘Boynunu vurdururdum ama sen artık ünlü oldun, medya oklarını üstüme çekemem’ dedi. Dede Efendi de hemen oracıkta ilk şarksını besteledi.
 
Karacaoğlan çobanlık ediyordu. Bir gün koyunlarını güttüğü yerden geçen televizyoncunun biri, ‘Dur, şunu sanatçı yapayım’ dedi. Çobana mikrofonu uzatıp, ‘Merhaba telegülle’ dedirtti. Karacaoğlan da o anda sanatçı oldu.”
 
Körün fil tarifine rahmet okutan sözler günümüzün bakarkörleri tarafından söylenmekte ve medya eliyle geniş kitlelere ulaştırılmaktadır. 
 
 “Türkiye’deki sanatçıların imajı gerçekten çok kötü” diyen tırnak içinde bir sanatçının sözleri Ülkü Tamer’in yaptığı ironinin gerçeğidir. 
 
Yine Ülkü Tamer’in yazısından okuyalım.
“Sanatçılığımdan önce sporcuydum. 6 yaşımdan beri sporcu gibi yaşıyorum. Bu yüzden de Türkiye’deki sanatçıların imajını sevmiyorum. Aslında sanatçıların imajlarının insanların düşündüğü gibi olmadığını görüyorum.”
 
İşte sanatçı tanımı…
“Sanatçı dediğin sabah erkenden kalkar, sporunu yapar, erken yatar, her tarafından yağ fışkırmaz, figürüne dikkat eder, işine önem verir. Benim yaşadığım gibi bir yaşam tarzı, bir sanatçının olması gereken yaşam tarzı.”
 
Küresel çetelere hizmette sınır tanımayan medyanın işlevi budur işte. Kitlelerin algılarını bulandırarak gerçekdışını gerçek diye benimsetmek. 
 
Sanatçı dendi mi toplumun ezberi şarkıcı, türkücü ve mankenlerden ibaret bir çembere hapsediliyor. Televizyon kanallarına bakınız sanatçı diye halka gösterilenler kim?  
 
İçi boşaltılan kavramlar ve bilgi kirliği sonucunda düşünemeyen kitlelerin yaptıkları tercihler ne yazık ki kendi tercihleri değildir. Hep diyorum ya eski çağın köleleri, köle olduklarını biliyorlardı. Yeni Köleci Çağ olan günümüzde insanlar köle olduklarının farkında değiller ne yazık ki. “Demokrasi” müsameresinde medya kumandalı milyonlarca figüran başrolde…
 
Yakın dönemde bir yerel seçim yaşayan Türkiye’de siyaset bağlamında da durum yukarıda değindiğimiz “sanatçı” örneklerinin geniş açılı bir yansıması olmuştur ne yazık ki… Öğretilmiş çaresizlik…
 
Meraklısı için ek:
Heykeltıraş Bihrat Mavitan, Galeri Selvin’de açtığı bir sergisinin davetiyesinde Kuzguncuk’taki atölyesinde yaşadığı ilginç, trajikomik anokdotlara yer vermiş. 
Atölyeme bir kadın girdi. “Bütün bunları siz mi yapıyorsunuz?” dedi. 
“Evet”i deyince ben, “Arkada kaç kişi çalışıyor?” dedi.
***
Atölyeme genç bir erkek girdi. “Ayakkabı dikiştiriyor musunuz?” dedi.
“Hayır, anam dikiştirmem… “ dedim ve gitti. Hemen vitrindeki ayakkabı heykelini kaldırdım…
***
Atölyeme bir kadın girdi. Uzun bir zaman inceledi ve buradaki en ucuz şey hangisi?” dedi. “Benim” deyince “Hıh” dedi. Süratle neden gitti anlamadım. 
 
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 69
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 184
Kayıt tarihi
: 16.12.15
 
 

1952 Yılında İstanbul'da doğdu. Pertevniyal Lisesi'ni ve İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster