Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Haziran '11

 
Kategori
Sanat Eğitimi
Okunma Sayısı
541
 

"Mış" gibi sanat eğitimi

"Mış" gibi sanat eğitimi
 

Okullarda sanat eğitimi


Her birey üzerinde yaşadığı coğrafyada farkında olarak ya da olmayarak, geçmişten bugüne taşınarak gelen kültürel birikime az ya da çok katkıda bulunur.Bu birikimle oluşan kültürel kimlik, bir toplumun kendine ve dış dünyaya dönük nasıl bir duruşa sahip olduğunun göstergesidir. Bizim coğrafyamızın kültürel haritasındaki dağılıma bakıldığında oldukça zengin, şaşırtıcı ve özgün renklerle karşılaşmak mümkündür. Bu durum tarihsel, ekonomik, iklimsel ve coğrafik birçok özellikle açıklanabilir. Peki, böylesine zengin bir birikime sahip çıkmak, yeni kuşaklara aktarmak ve onu dünyaya açmak konularında neden bu kadar kör ve sağır davranılıyor? “Eğitim” başlığının altında çözülmeyi bekleyen pek çok sorun gibi, sosyal ve kültürel bilincin oluşumunu hazırlayan “sanat eğitimi” konusu da görünmezlik örtüsünün üzerinden kaldırılmasını bekliyor. Okullarda adeta “olsa da olur, olmasa da” anlayışıyla “seçmeli boşluklar” dolduran sanat dersleri, etkisiz eleman sıfatıyla değersizleştirilmeye devam ediliyor. Her biri sanat öğretmenlerinin gönüllülüklerine, emeklerine, eğitimlerine çizikler atan bu olumsuz durumlar bu öğretmenleri seyreden sistem karşısında zor durumlarda bırakıyor. Sanatın işlevleri ve insan üzerindeki olumlu etkileri ile ilgili duygu, düşünce ve eylemlerinde yalnızlaştırılan ve okullarda “yokluğu kayıp sayılmayan” branşların öğretmenleri gözüyle bakılan müzik, görsel sanatlar, teknoloji tasarım(aynı şekilde beden eğitimi) öğretmenlerinin durumu uzun zamandır konuşuluyor. Eğitimin birçok alanında olduğu gibi sanat eğitimi konusunda da “mış gibi” bir yöntem izlenmesi, bahsettiğimiz kültürel kimliğe hiçbir katkıda bulunmadığı gibi her geçen gün onun biraz daha yozlaşmasına neden olmaktadır Peki bu ilgisizlik ne kadar zorunlu ne kadar keyfi bir durumdur? Türkiye’de yaşayan insanların ihtiyaçlar listesine bakıldığında sanat aktivitelerinin ve sanat eğitiminin alt sıralarda yer aldığı su götürmez bir gerçektir. Bu listeyi alır, belli başlıklarda toplar ve ters çevirirsek Maslow ‘un ünlü “İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramidi” karşımıza çıkacaktır.Piramidin en alt basamağından en üste doğru değerlendirirsek, 1. Physiological Needs (Fiziksel İhtiyaçlar) => Yemek, içmek, cinsellik 2. Safety Needs: (Güvenlik İhtiyacı) => Barınacak yer, iş, güç, para 3. Belonging Needs (Sosyolojik İhtiyaçlar) => Sevme, sevilme, aidiyet, saygınlık 4. Esteem Needs( Benlik İhtiyaçları) => Özgüven, takdir, saygınlık 5. Self Actualization Needs( Kendini Gerçekleştirme İhtiyacı) => İdealleri gerçekleştirme, yaratıcılık, kendi kendine yetme, anlamlılık Maslow’un bu piramidine ait teori, insan gereksinimlerinin öncelik sıralarına konduğu ve buna göre alt düzeyde bir gereksinim belli ölçüde karşılanmadıkça bireyin bir üst düzey gereksinmeyi karşılamayı yönelmeyeceği varsayımına dayanır. En üst katmanda bulunan “kendini gerçekleştirme ihtiyacı”, alt kategorilerde ihtiyacını karşılamış olan bireyin son aşamada ideallerini ve yeteneklerini geliştirdiği yer olarak açıklanır. Ve sanat, bir tür kendini gerçekleştirme durumudur. Bu açıdan baktığımızda Türkiye’de sanatsal faaliyetlerin aktif ya da pasif olarak yaşantıya geçirilme oranının neden düşük olduğu anlaşılabilir. Bu hiyerarşik sıralama, henüz “yaşamsal” diyebileceğimiz ihtiyaçları karşılamada sorunlar yaşayan insanların, “sanat eğitimi ve sanatsal düşünceye ulaşma” konusunda neden yol alamadıklarına verilecek yanıtlardan biri olabilir mi?.Belki… Peki bilinçlenme eksikliği mi yoksunluktan çıkar, yoksunluk mu bilinçlenme eksikliğinden? İşte sizi bu soruya yanıt oluşturabilecek fevkalade bir tespit. 

* “Zengin ülkeler ile yoksul ülkeler arasındaki fark, geçmişlerinden kaynaklanmaz. 2000 yıllık bir tarihe sahip olduğu halde hâlâ yoksulluğu yenemeyen Hindistan ve Mısır gibi ülkeler buna örnektir. Diğer taraftan, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda 150 yıl öncesinde bir anlam ifade etmiyor iken, bugün gelişmiş ve zengin ülkeler arasındadırlar. Zengin ve yoksul ülkeler arasındaki fark; mevcut, kullanılabilir doğal kaynakları da değil. Japonya yüzde 80 oranında dağlık, tarım ve hayvancılık için elverişli olmayan bir ülke; fakat ekonomide dünyada ikincisi. Hammadde ithal edip, bütün dünyaya işlenmiş maddeyi ihraç eden, çok geniş, dinamik ve esnek bir fabrika gibi. Diğer bir örnek ise kakao yetiştirmeyen fakat dünyanın en iyi çikolatasını yapan İsviçre. Kendi sınırlı alanında hayvancılık yapıp, toprağı her yıl dört ay ekiyor. Bununla yetinmeyerek, en iyi kalitede süt ürünleri imal ediyor. Küçük bir ülke olarak, dünyanın en sağlam kasası imajına sahip. Zengin ülke yöneticilerinin, iletişim halinde oldukları fakir ülkelerdeki meslektaşlarıyla aralarında önemli entelektüel farklar yoktur. Ayrıca ırk ve ten rengi de önemli değil: Kendi anavatanlarında tembel olarak tanımlanan göçmenler, zengin Avrupa ülkelerinin üretici gücünü oluşturuyor.” O halde aradaki fark nedir? Fark, yıllar boyunca eğitim ve kültürün biçimlendirdiği insan davranışında. Zengin ve gelişmiş ülkelerde yaşayanların davranışlarını analiz ettiğimizde, büyük bir çoğunluğun yaşamlarında şu temel ilkelere uyduğunu saptarız. 1. Temel kural olarak ahlak 2. Dürüstlük 3. Sorumluluk 4. Kanun ve kurallara saygı 5. Diğer yurttaşların haklarına saygı 6. Çalışma sevgisi 7. Birikim ve yatırım için çaba 8. İş yapma isteği 9. Dakiklik Yoksul ülkelerdeyse, sadece küçük bir azınlık günlük yaşamlarında bu kurallara uyar. Bizler doğal kaynaklarımız olmadığı ya da doğa bize karşı cömert davranmadığı için yoksul değiliz. Yoksuluz, çünkü davranış biçimimiz yanlış 


Evet! Davranış biçimimiz bu ülkenin her türlü ekonomik, sosyal ve kültürel yaşantısını durmaksızın yokuşa sürecek derecede yanlış! Bizler eğitimi, bireyde hedefler doğrultusunda istendik davranışlar oluşturma şeklinde tanımlıyoruz.O halde “eğitim yapıyoruz” diyorsak ya hedeflerimizde sorun var ya da uygulama biçimlerimizde… Sanatsal Bilinçlenme Hayali… Toplumu toplum yapan bireyler, insanı birey yapan doğumundan ölümüne dek kendiyle ve içinde büyüdüğü çevreyle, dünyayla ilgili geliştirdiği farkındalık yeteneğidir. Bu farkındalık düzeyini besleyen unsurlardan biri de “sanatsal bilinçlenme” dir . Sanatsal bilinçlenmeye uzanan yolda en vazgeçilmez araç kuşkusuz sanat eğitimine gösterilen önceliktir. Bugün, MEB’e bağlı ilk ve ortaöğretim kurumlarında sanat dersleri vermekle yükümlü bulunan eğitimciler mevcut müfredatlarla ders anlatırken türlü sorunlarla karşılaşmaktadırlar. 

  • Örneğin müzik kitapları müziğin insan üzerindeki etkilerini , inceliklerini, insan davranışlarına yansımasını vurgulamaktan çok, teorik ve sıkıcı konu başlıklarına yer vermektedir. Amaç müzik teorisini öğretmekten ziyade, müziğin sanatsal içeriğini duyurup, müziksel yaratıcılığı öne çıkarmak , müziğin insan hayatındaki diğer alanlarda yarattığı ayrıcalığı, tetiklediği olumlu motivasyonu , ortaya çıkardığı özgün bakış açılarını ve bunların getirdiği kazanımları vurgulamak olmalıdır
  • Tüm sözel ve mantıksal dersler gibi sanat dersleri de ardışıklık ilkesine dayandığından, örneğin temel resim ya da temel müzik eğitimi almamış öğrencilerle ilgili “hazır bulunamamışlık durumları” mevcuttur.Bu durum, bir türlü ihtiyacı karşılayamayan öğretmen sayısının, okullar tarafından bir türlü edinilemeyen araç-gereç ve uygulama ortamlarının hazin bir sonucudur.
  • Çoğu öğrencinin öğrenim hayatının tamamında ya da bir kısmında eksik bırakılan sanat eğitimi, ülkemizde artık eğitimciler için bile olağan durumlar listesine girmiştir. Özellikle son yıllarda zirve yapan ÖSS, SBS maratonu sanat derslerinin öğrenciler ve veliler gözünde de puanını düşürmüştür.
  • Sanat dersleri öğretmenleri yalnızca defter dolduran, yoklama alan, asla uygulayamadığı müfredatlara ait planlar yapan, küçük zamanlara sıkıştırılan, geçiştirilen ya da yok farz edilen, insan gelişimindeki payı küçümsenen bir pozisyona itilmiştir.

Sanat eğitiminin amacı nedir? Dünyada örnek gösterilen bir çok eğitim sistemi, bireysel farklılıkları öne çıkarmayı hedeflerken bizde yıllardır “aynılaştırma” politikaları sürüyor. Bu “tek tipleştirme” yöntemleri, gelişmiş dünya ölçeklerinde insan yetiştirme hedeflerimizle taban tabana çelişiyor. Sanat eğitiminin amacı bilgi belleticiliği yapmak, alışkanlıkları, becerileri, eğilimleri, gelecekten beklentileri benzer bireyler değil,  

  • bireysel farklılıklarının ayrımında olan,
  • kendi tercihlerini yaşayan, kendi doğru ve yanlışlarını deneyimleyen,
  • yaratıcı , girişimci ruha sahip
  • beğenileri gelişmiş,
  • estetik kaygılar duymayı başaran,
  • kültür yozlaşmasının farkına varan ve buna karşı direnç gösteren,
  • geçmişini tanıyan ve geleceğine özgün yöntemlerle yön veren bireyler yetiştirmektir.

    Bu özelliklere sahip insanlardan oluşan bir toplumun anlama , sorgulama ve ayrıntılar üzerine düşünme yeteneği de gelişecektir. , Sahip olduğumuz tarihsel, kültürel ve sanatsal değerlerin daha iyi anlaşılması ve her alanında daha tatminkar süreçlerin yaşanması ancak bu yeteneğe bağlıdır. Fakat tüm bunlar “mış gibi” yani özden yoksun sözde eğitimlerle mümkün olmayacaktır.

Ne yapılmalıdır? 

  • Genel eğitim başlığı altında yer alan “sanat eğitimi” konusuna ait hedefler tekrar gözden geçirilmelidir.
  • Sanat eğitimi kendine ait özel alanlar gerektirir. Hedeflenen davranışlara ulaşmada fiziksel ortamların uygunluğu büyük ölçüde etkilidir. Bu nedenle okullarda derslik sistemi yaygınlaştırılmalı ve sanat dersleri için de sabit ve o dersin gerektirdiği kriterlere göre düzenlenmiş derslikler oluşturulmalıdır.
  • Yeniden yapılanma girişimleri kapsamında, düşünen, sorgulayan, araştırmacı, yaratıcı, bilgi üretiminde ve uygulamada öğrenciyi merkeze alan sanat eğitimi programları ve yöntem teknikleri geliştirilmeli, gerekirse yurt dışındaki programlar incelenmeli, bu konuda yurtiçi ve yurtdışında çalışmalar yapmış uzman eğitimcilerin görüşlerinden yararlanılmalı, sanat dersi öğretmenlerinin ve okul yöneticilerinin bu uzmanlardan hizmet içi eğitimler almaları sağlanmalıdır.
  • Çocuğun düşünsel ve duygusal gelişimini destekleyen sanat derslerinin her öğrenci tarafından alınması zorunlu olmalı fakat hangisini seçeceği öğrenciye bırakılmalıdır. Bunun için okullardaki branş öğretmeni yetersizliğine çözüm getirilmeli, ihtiyacın gerektirdiği sayıda öğretmen alımı yapılmalıdır.

( Ör: 7 lise, 8 merkez ilköğretim, 12 köy ilköğretim ve 22 birleştirilmiş ilköğretim ile toplam 49 okul bulunan Samsun/Havza ilçesinde yalnızca 3 adet müzik öğretmeni bulunmaktadır. Zorunlu müzik derslerine başka branşların öğretmenleri ders ücreti karşılığında sokulmaktadır


Bu yazının yalnızca bir bölümünde anlatımı güçlü kılma adına alıntı yapılmıştır. Yazı şahsıma aittir. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 49
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 267
Kayıt tarihi
: 16.11.08
 
 

Eğitimci ve tiyatro oyuncusu. Yaşadığım Dünya'ya saygım vardır benim.  Ağacına, suyuna, havasına ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster