Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ağustos '08

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
4884
 

"Muasır medeniyetler seviyesine" çıktık mı?

"Muasır medeniyetler seviyesine" çıktık mı?
 

Mustafa Kemal'den geriye ne kaldı? Korkmadan tartışabilir miyiz?


Mustafa Kemal'in büyük bir hedefi vardı: "Muasır medeniyetler seviyesine çıkmak."

Dikkatinizi çekerim, Mustafa Kemal herhangi bir ülkeyi ya da kıtayı işaret etmemiştir. Çünkü, o yıllarda Avrupa çağdaş uygarlığı yakalamış olabilir. Ancak, elli sene sonra Avrupa'nın ne duruma düşeceği belli değildir ya da bir başka kıta ülkesinin ya da ülkelerinin Avrupa'yı geçip çok daha çağdaş olması olasıdır. Bu nedenle Mustafa Kemal "Muasır medeniyetler" derken bir ülkeyi örnek göstermemiştir.

Aradan çok zaman geçti. Neredeyse Mustafa Kemal'le birlikte yola çıkıp Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra yeni rejimlerle yeni devletler kuran liderlerin kurmuş oldukları devletler seksen yaşını görmeden yıkıldılar. Bir tek Mustafa Kemal'in Türkiye'si 1923 yılından bu yana lâik, hukuk ve sosyal devlet olarak ayakta kalabildi.

Ancak, Türkiye Cumhuriyeti'nin şu an ayakta kalması onun yıkılmamış olduğunun kanıtı değildir. Çünkü, uzun yıllardır içinde yaşadığımız Türkiye Cumhuriyeti ile Mustafa Kemal'in temelini attığı Türkiye Cumhuriyeti arasında korkunç farklar vardır. Yani, Türkiye'de 1923 ilâ 1938 yılları araında yaşamış bir kişiyi 1990'lı yıllarda yeniden Türkiye'ye getirseniz şaşar kalır ve o eski Cumhuriyet'in yıkıldığını sanır. Hele şu an Türkiye'yi yöneten insanların, bazı yargı organlarının, bazı rektörlerin, belediye başkanlarının, bazı milletvekillerinin eşlerinin tesettür denen giysilerle eşlerinin yanlarında yer alması uzun yıllar yurtdışında kalmış bir kimseye "Bu ülkede karşı devrim olmuş" düşüncesini yaşatacaktır. Çünkü, yalnız şeriat düzeni ile yönetilen ülkelere özgü bu giysilerin içindeki bayanların düşüncesi ne ise onları yanlarında gezdiren bayların da düşüncesi odur. Ki bu düşünce 1923 yılında kurulmuş bulunan çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'ne ve onun kurucusu Mustafa Kemal'e tamamen terstir.

Bakınız, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal'in hepimizin bildiği altı temel ilkesi üzerine kurulmuştur: Cumhuriyetcilik, Milliyetcilik, Halkcılık, Lâiklik, Devrimcilik, Devletcilik. Bir başka yazımda da sizlere belirtmiştim, bu ilkeler içinde "Demokratlık" yoktur diye. Evet, yoktur, çünkü Mustafa Kemal'in yakın bir zaman içinde çok partili siyasi yaşama geçmek gibi bir düşüncesi yoktu. Çünkü, imparatorluktan henüz çıkmış bir halkın önüne yeni kurulan devletin ve sistemin değerlerini anlatmadan seçime giderseniz, İsmet İnönü'nün uğradığı yenilgiyle uğrar ve devletiniz de karşı devrimcilerin eline geçer. Nitekim, İsmet İnönü "Benim en büyük yenilgim ülkem için en büyük kazançtır" derken yanılıyordu. Çok geçmeden ne kadar yanıldığını kendisi de anlayacaktı. Ama, çok partili sisteme erken geçmekle ne büyük bir hataya düştüğünü hiç bir zaman kabullenemeyecekti.

Mustafa Kemal'in Cumhuriyetcilik ilkesi demokrasi ile ilgili değildir. Cumhuriyet, kökü "halk" demek olan "cumhur"dan kaynaklanır ki bir ülkede yaşayan halk topluluğunu belirtir. Örneğin "İran İslâm Cumhuriyeti" diyorsanız bu size o cumhuriyette İranlıların yaşadığını gösterir. Ya da Çin Halk Cumhuriyeti dendiğinde o cumhuriyetin Çinlilere ait olduğu anlaşılır. Türkiye Cumhuriyeti'de böyledir. Bu cumhuriyette Türkler yaşar. Ancak, örneklerini verdiğim ülke adlarında cumhuriyet var diye hiç birinde demokrasi de vardır diyemeyiz.

Mustafa Kemal'in demokrasiyi istediğini söyleyen bazı bilim adamları, bunu Mustafa Kemal'i daha hoş göstermek için yaptıkları kesindir.

İşte tam bu aşamada bizim de Cumhuriyetimizi sorgulama sırası gelmiş bulunmaktadır. Cumhuriyetin "Bu topraklar Türklere aittir" anlamına geldiğini belirtmiştim. Fakat, şimdi bu durum tehlikededir. Uzun bir zamandır Türkiye'nin Güneydoğusunu tehtid eden bölücü hareketler, Irak'ın ABD tarafından işgâl edilmesi ve Kuzey Irak'ta Kürt devletinin kurulmasına izin verilmesiyle daha da büyük tehtid durumuna gelmiştir. Bu nedenle de Cumhuriyet yani Türkiye'nin bütünlüğü tehlike altındadır.

Milliyetcilik, küresellik adı altında silinmiştir. Halkçılık popülistlik olarak kabul edilmiş ve ortadan kaldırılmıştır. Lâiklik ise artık yoktur. Siz istediğiniz kadar lâiklik ilkesini savunacağız deyin yalan olur. Çünkü, tesettürle yönetilen bir ülkenin lâiklik diye bir ilkesi kalmamıştır. Devrimcilik çok başka anlamlara çekildiğinden 1980 yılının 12 Eylül'ünde zaten İnkılâpcılık olarak kaldırılmıştı. Şimdi ise hepten kaldırıldı. Meydan da karşı devrimcilere kaldı. Devletcilik ilkesi her ne kadar I.İzmir İktisat Kongresinde Mustafa Kemal tarafından dillendirilse de asıl 1933 yılında bütün dünyanın etkilendiği ve ABD'de başlayan ekonomik krizden sonra altı ilke arasında yer almıştır. Fakat, şimdi bir özelleştirme tutkusu ile bu ilke de yıkılmıştır. Artık devletçi olmak dinozorlukla eş görülüyor.

Pekiyi ne kaldı elimizde? Sizlere Cumhuriyet'in temel altı ilkesini saydım ve altısının da yıkıldığını söyledim. O halde, Mustafa Kemal'in çağdaş Türkiye'sinden geriye bir tek adı mı kaldı?

Ya Mustafa Kemal'in en büyük hedefi olan "Çağdaş uygarlıklar düzeyine" çıkma sevdamız ne oldu?

Çağdaş insanlar okuyor, biz okumuyoruz.

Çağdaş insanlar kurallara uyar, biz uymamayı efelik sanıyoruz.

Çağdaş insan yolda giderken aniden yere tükürmez, biz tükürüyoruz.

Çağdaş insan kadın-erkek eişitliğini savunur, biz çıkarttığımız yasalarla bile kadını ikinci sınıf vatandaş saymaya devam ediyoruz.

Çağdaş ülkelerde bebek ölüm oranları azdır, bizde rekor düzeyindedir.

Çağdaş ülke insanlarının okuma-yazma oranları % 100'dür. Bizde beş satırlık yazıyı bir saatte okuyan insanlar "okur" olarak sayıldığından oran yüksek gözükür. Fakat, kendi dili ile yazma sanırım % 10-15 cıvarındadır.

Çağdaş insan karşısındaki insana saygılı olur, bizde saygı kavramı yok artık.

Çağdaş insan giyimiyle, konuşmasıyla, yürüyüşüyle kendisini belli eder, bizdeki durumu söylemeye gerek var mı?

Çağdaş ülkelerde bir işe getirilecek kişide o işi yapacak yetenek aranır, bizde tarikat, sakal, tesettür aranıyor.

Çağdaş ülke insanı eline geçen gelirle insan gibi yaşar, bizde alınan asgari ücret ve emekli ücretleri bir insanın yaşamaması için hesaplanmaktadır.

Çağdaş insan hiç korkmadan haberleşme ve iletişim kurma hakkına sahiptir, bizde herkesin birileri tarafından dinlendiği ortaya çıkmıştır.

Çağdaş insan düşüncesini korkmadan açıklar, bizler başımıza bir dert açılır diye iki satır eleştiriyi bile çekinerek yapıyoruz.

Çağdaş insan sanatla, sporla uğraşır, bizim bu tür etkinliklere ayıracak zamanımız yoktur.

Çağdaş insan bir birinin kuyusunu kazıp, arkasından dedikodusunu yapmaz, bizde yapılan en çok şey budur.

Çağdaş insan dini görevlerini yerine getirirken gösterişten kaçınır, çünkü din ruhsal rahatlamanın kişisel bir boyutudur. Siz dünyanın her hangi bir yerinde kutsal sayılan bir gününde ve kutsal sayılan bir ibadet saatinde anayollara kadar taşıp ibadet edildiğini gördünüz mü?

Çağdaş bir ülke kendisini ziyarete gelen konuk siyasetçi için yolları kapatıp kendi vatandaşına işkence yapmaz, bizde bu en sık yapılan bir uygulamadır.

Çağdaş ülke insanı yolları kapatıp kendisine işkence yapan yöneticilerden hesap sorar, biz hiç bir şey olmamış gibi geçer gideriz.

Çağdaş ülke insanı kendisini çağdışına itecek partileri asla iktidara getirmez, bizde böyle partiler iktidara getirildiği gibi, en aydın yazar çizer takımı da bu iktidara destek verir.

Çağdaş insanın estetik bir duygusu vardır, her konuda seçici olur, bizde böyle bir duygu yoktur.

Çağdaş insan sözcüklerle konuşur, siz çevrenize dikkatli bakın, bizdeki konuşmalar genellikle "ha-hı-ho-" gibi henüz dil yaratılmadan önceki seslerle yapılır.

Çağdaş ülkelerde bir kafeye oturursunuz ve garsondan içecek ya da yiyecek birşey istersiniz, istedikleriniz gelir ve hesap ödeyene kadar bir daha da garsonu başınızda görmezsiniz. Bizde bir kafeye oturduğunuzda apış arasını avuçlaya avuçlaya gelen garsona siparişinizi verirsiniz, o garson iki daikada bir başınıza gelir "Başka ne istersiniz?" diye sorup durur ve sizi bıktırır.

Çağdaş ülkelerde ikiye bölünmüş yolda her sürücü kendine ait yoldan gider, bizde bir bakarsınız ki size ait yoldan üzerinize doğru hızla bir araç geliyor.

Çağdaş bir ülkede vatandaş hakları korunması gereken en önemli haklardandır, bizde vatandaşlık kavramı unutuldu.

Çağdaş ülkelerde hukuk en üstün değerdir, bizde hukuk bile halk üzerinde endişe yaratmak için kullanılmaktadır.

Şimdilik "muasır medeniyetler seviyesi" deyince aklıma gelen bunlar oldu.

Ne dersiniz ulaşmış mıyız Mustafa Kemal'in "Çağdaş uygarlıklar düzeyi" ülküsüne?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ellerine yüreğine sağlık. Bende size yüzde yüz size katılıyorum. Ve bir ekleme yapmak istiyorum izninizle. Çağdaş insan ormanları korur. Bizler ormanları yakarız ya da evler yapmak için güzelim ormanları yok ederiz. Çağdaş insan gideceği yere gitmek için motorlu araca binmez havayı kirletmemek için. Onun yerine bisklet kullanır ve sağlıklı olur ve dolayısıyla sporda yapar. Biz bisklete binmediğimiz gibi yolda bisikletle gidenlere saygısızca davranıp onları küçük görürüz. Benim de aklıma şimdilik bunlar geldi. Sevgi ve saygılarımla.

Ahmet Üstündağ 
 31.08.2008 13:51
Cevap :
Katkınız için teşekkür ediyorum. Gerçekten yazdıklarınız önemli ve benim aklıma gelmemişti.  31.08.2008 14:11
 

Merhaba...Bloğunuzdaki düşüncelerin çoğuna katılıyorum. Tam anlamı ile çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmadığımızı da biliyorum. Atatürk'ün, çağdaş uygarlık derken, o sıralarda çağdaş uygarlığın Batı'da olduğunu biliyordu. Atatürk, Batı'ya rağmen Batı düşüncesinden yana idi.Ama şimdi, çağdaş uygarlığın nerede olduğu tartışılabilir. M.Kemalin cumhuriyetçiliğinin, demokrasi ile ilgisi olmadığı görüşünüze başlangıçta "evet", ama devrim niteliğindeki değişimler tamamlandıktan sonrası için "hayır" diyorum. Bunu, Atatürk'ün bir sözü ile desteklemek istiyorum. Bakın Atatürk ne diyor: "Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir". Bence demokrasiyi tüm kurum ve kurallarıyla uygularsak sizin sıraladığınız olumsuzluklar bir bir ortadan kalkar diye düşünüyorum. Selamlar

cdenizkent 
 31.08.2008 13:42
Cevap :
Atatürk elbette demokrasiden yana idi. Ancak, çok partili siyasete geçmenin zamanı ve zemini oluşturulmalıydı. Örneğin, eski bir başbakan "Siz hilafeti isteyin biz getiririz" demişti. Yakın tarihimizde bir lider ise "Halk istemezse lâiklik kalkar" demişti. İşte halka bu sözleri söyletmemek için Kemalizmin ve çağdaşlığın ne olduğunu öğretmek gerekirdi. Fakat, bu öğreti derslerle değil yaşamın içinden olmalıydı. 1938 yılına kadar bu başarıya ulaştı da. Ancak, Atatürk'ün erken aramızdan ayrılması onun yapmak istediklerini de yarım bıraktı, halkın bilinçlenmesini de yarıda bıraktı. Yoksa, elbette Atatürk de demokrasiden yana idi. Demokrasinin bütün kurallarıyla uygulanabilmesi için önce liderlerin ve partilerin demokrat olması gerekmektedir. İstisnasız bütün parti liderleri diktatördür ve partileri onların kuklalarıdır. Böyle bir ülkede hangi demokrasiyi yaşatacağız? Şu an durum daha da tehlikeli. Ben AKP'nin seçim kaybetse bile gideceğini tahmin etmiyorum. Neden mi? Onu da yazacağım.  31.08.2008 14:22
 

ve çalışmanız, taşekkürler.

Yaman Hasret 
 31.08.2008 13:39
Cevap :
Teşekkür ediyorum.  31.08.2008 14:22
 

Bırakın çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı, biz daha birey olarak insan olmayı beceremedik. Zaten verdiğiniz örneklerle nasıl bir kültüre ya da kültürsüzlüğe sahip olduğumuz ortada! Siyasette, ekonomide, modernlikte, futbolda, olimpiyatta ve hatta insanlıkta değil, biz en fazla "en çok porno peşinde olan ülke" kategorisinde şampiyon oluruz.

Utku Baran 
 31.08.2008 13:13
Cevap :
Çocuk ölümlerinde de birinciyiz, töre cinayetlerinde de, trafik kazalarında da ve tabi ki pornoda da... Hiç mi olumlu yanımız yok? Benim aklıma gelmiyor. İnsanını mutlu eden bir siyasal sistem Türkiye'de yok ki güzel şeyler olsun.  31.08.2008 14:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 681
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3229
Kayıt tarihi
: 26.05.07
 
 

İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdum. Bir daha da Kadıköy'den ayrılmadım. İstanbul Üniversitesi, Ede..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster