Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ekim '18

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
820
 

"Müslüm", Baba(sı)nın Ardında Bıraktıkları

"Müslüm", Baba(sı)nın Ardında Bıraktıkları
 

Damar  denilen şarkıları nedense benim damarım hiç kabul etmedi. Şarkıları beyinle ve yürekle algılamayı tercih ettim ve hayattaki müzik tercihlerim hep böyle oldu...

-Kendinle çelişkiye düşüyorsun, öyleyse filme niçin gittin?
-Edebiyatçıyım ya hikayeyi merak ettim, çok dramatik bir hikaye olduğu söyleniyordu, acayip merak ettim, "Müslüm"de de hikayenin Allahı varmış, öyle duydum, hikayeyi kaçırmayayım dedim.
-Bu hikayeye benzer binlerce, on binlerce var, daha geçenlerde bilmem kim karısını sokak ortasında öldürme "di" mi?
-Öyle de milyonlarca kişiyi peşinden sürüklemiş, hayranı tarafından bıçaklanmış, kendilerini  jiletle doğramış seyircisi olan Müslüm Baba özel merak gerektirmiyor mu?...

Sonunda merakıma yenik düşüp, filme gittim, fakat filmi izlerken  de başka çelişkilere düştüm; önemli olan hikaye değil, hikayenin nasıl anlatıldığı konusu bir kez daha beynimi yedi. Eh edebiyatçıyız ya öyle dümdüz anlatımlar bizi kesmiyor, damarlarımızı da kesmiyor, "iki damla gözyaşı" dökelim dedim o da her zaman şırıl şırıl   akan gözlerden damlacık desen akmıyor, yanımda yöremde ağlayanlara ayıp olmasın diye yalandan sesli sesli iç geçiriyorum. Film damardan girmeye çalışmış fakat damardan kan akmıyor, yalnız Malatya çay bahçesinde Muhterem Nur'un söylediği "Sen uzaklarda değil, damarımda kanımsın" şarkısı az kalsın beni gençliğimden vuracaktı fakat Müslüm baba Sahneye girip Muhterem'i öyle bir tokatladı ki, gençliğime duyduğum nostaljiyi yedi yerinden bıçakladı sanki. Tabii Muhterem olduğunu bilmeden, sanki diğer kadınlar tokadı hakediyormuş gibi...

-Anlatım biçimini beğenmediysen biz hikayeyi tersten okuyalım öyleyse. İstanbul'dan yola çıkalım..
- Yok yok ben halk evlerinden yola çıkacağım. Adana Halkevinden, Limoncu Ali'den.
- Şimdi öz yaşam öyküsünün içine limon sıkmayasın, olayı saptırmayasın..
-Endişelenmee, yola nereden çıkarsam çıkayım ben bir şekilde aynı kaynağa ulaşırım. Benim edebiyatçılığımı nerde kalacak...

" Partimizin, Halkevleriyle bütün yurttaşlara kucağını açması vatanda sosyal ve kültürel bir devrim yaptı."  Atatürk

Halk evleri cumhuriyetin değerlerini halka açan, halkla tanıştıran en önemli sanat merkezleri olmuştur (ki tanıdığımız bir çok yazar, sanatçı bu evlerden bilimin ve sanatın ışığında aydınlanıp toplumu aydınlatmışlardır) Her türlü sosyal ve kültürel anlamda hizmet veren halkevleri; edebiyatından tiyatrosuna, tarihinden güzel sanatlarına, müziğinden folklorüne halkın sanatla tanışmasına vesile olmuşlardır...

Bizim Müslüm on üç on dört yaşındayken türkü söylediği için babasının hışmına maruz kalmış Adana'nın sokaklarını çekirge gibi sıçrayarak koşarken izini kaybettirmek için rastladığı halkevine sığınır. (Belki de bilinç altındaki sığınmak istediği yere doğru bilinçle koştu) Saz ustası olan  ve halkevinde hocalık yapan Limoncu Ali oğlanı farkeder, içeri alır. Tabii halkevleri ışık yayarken, ışığı içinde olanları da farketmekte mahirdir. Hoca, Müslüm'deki bu ateşi ve ışığı daha ilk anda görür ve ona şu esaslı soruyu yöneltir: "Kaçtığın için mi yoksa kovaladığın için mi buraya geldin"...

Çocuk bu sorunun ne demek olduğunu anlamasa da cevap bellidir, her ikisi de...

İşkenceci bir babanın zulmünden kendini korumanın; kaçmaktan ve müziğe sığınmaktan başka yolu yokturdur. Türküler  çığrılmaya başlanmıştır artık."Haydar, Haydar, Uzun İnce Bir Yolda'yım, Adana türküleri" ve Kaygusuz Abdal'dan, yunus Emre'den başlayan halkevine yakışır bu evrensel yolculuk,  Müslüm Gürses'in kendi iç yolculuğunda arabesk'e dönmüş, notalar bi güzel haşlanmıştır. "İtirazım var" demiş ama hiç itiraz etmemiş, "İsyankar" olmak istemiş, isyanını acılı mezeye dönüştürmekten öteye gidememiş, insanın içini ezmiş de ezmiş; adeta "ben eziklerin en büyüğüyüm abi" insan figürü yaratmış, insanlar bu eziklikle bırak isyan etmeyi kendilerini jiletlemeyi seçmişledir...

-Bu jilet hikayesinin de derinine inmek gerekir.
-Aman kalsın, kan görmeye dayanamam şimdi.
-Gülhane Parkı konserine ne demeli...

Gülhane Parkında  solcuların boşaltıldıkkları alanlara doldurulan yeni insan figürlerinin ezik çığlığını duydum yalnızca, Solcular gibi kollarını havaya kaldırıp, solcular gibi bağırıp, solcular gibi bir ruh olmanın fotoğrafını  vermişler ama devrimcilerin gökyüzüne fırlattıkları sözcükler, bu kez onların ağzında yerlere dökülmüş. O coşkun ruhların yerini yerlerde sürünen ruhlar almış. Tıpkı Müslüm Gürses'in şarkılarında olduğu gibi bir haykırışla ayağa kalkıp sonra pelte gibi yere yığılmışlardır. Sene 1988'lerdedir, 80 darbesiyle solcular kazınmış yerini jiletçiler almışlardır artık ve toplumdaki dönüşüm başlamıştır. İsyanla başlayan toplum hareketi, yavaş yavaş kollarının yine yukarda tutarak teslim vaziyetini almıştır....

“Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda
Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında..

-Nereden hatırladın şimdi bu şiiri?
-Gülhane’nin adı geçer de Nazım hatırlanmaz mı!

Gülhane Parkının asil ceviz ağacı jiletçilerin gazabına uğramıştır artık….

Fakat “bu han garip yatağı/bülbüller dert ortağı”  ergenliğimizde kulağımıza çalan güzel şarkıydı, Arabeskin kapısını açan ilk şarkılardandı ama tam arabesk de değildi. Türkü ile şarkı arasında hoş armonisi olan şarkıydı, ilk önce Nuri Sesigüzel söylemişti galiba...

Hazır “ara” demişken bizim iki arada bir derede kalmış Türkiye aydınlarına ne demeli? Şaşkınlıklarını Müslüm Gürses  tavrında da göstermişler, Müslüm baba şair Murathan Mungan’ın şiirini şarkı yaptığı anda içlerinde gizli kalmış arabesk kurdu hemen ortaya çıkmış (bu kurtlar aydınların içini kemirirken dışarıya  çıkmış) yine onların öncülüğünde sanat ve kültür anlayışının içini kemirmeye başlamışlardır. Meğer içinde Müslüm sevgisi olan ne çok aydınımız varmış. Belki de o aklı da onlardan biri vermiştir; “Yahu Müslüm kardeşim, biz seni gizli gizli dinliyoruz ama bize ne derler korkusuyla şöyle  bir ortalığa saçılıp dağılamıyoruz baba, patlat Murathan’dan bir şarkı doya doya seni dinleyelim yahu”...

-Esrar mı dedi biri?
-Yoo ben filmde böyle bir şey görmedim, orada bol miktarda ayran vardı.
-Ne demek görmedim, adamın her şeyi anlatılmış, tüm özel hayatı deşifre edilmiş de öfke patlamalarına neden olan zehir mi gizlenmiş…
-Dur özyaşamın içine zehir sıkma şimdi.
-Zehiri atlayıp aşka gelelim. Muhterem Hanım’la yaşadığı aşka ne diyeceksin?
-Bir şey demeyeceğim tabi ki , aşkın üstüne ne söylenir ki….
-O kadar laf ettin de aşka gelince mi sustun?
-Onun psikolojik derinliklerine inersek bir türlü oradan çıkamayız! Ama Muhterem Nur ile yaptığı evlilikte Muhterem’i gerçekten hanım yapmıştır, evinin hanımı bunu da atlamayalım lütfen.

Sinema üzerine söyleyecek lafa yer kalmadı. Sağolsunlar acılı bir dizi filmi izledik. Acıyı onurla taşıyan Anadolu kültüründen arabesk acılarına gömüldük. Gömüldük de gömüldük..

Çok para harcanmış, ışık, ses, görseller iyiymiş, sinema eğitimi alan oğlum söyledi. Ama eminim bu parayı ona katlayan bir gelir elde edilecektir.

Başta çocuk oyuncular olmak üzere oyunculara söyleyecek laf yoktur.

Müslüm Gürses çok büyük zorlukların, bir aile dramının ve acıların içinde var olabilmiştir, hikayesinde gördük zaten, kimse bunu inkar etmiyor;  ancak bu yükselişi kendi kulvarı içinde değerlendirmek gerekir; yoksa Teoman’ın hit olmuş “paramparça” şarkısını söyleyerek tarz değiştirdiğini iddia edip; onu sanatın merkezine  oturtmak diğer sanatçılara haksızlık yapmak demektir.

Filmin bitiş sahnesinde (yanlış hatırlamıyorsam) Chopin'in Spring Waltz'ı çalmasına "pes artık" demekten başka bir şey demiyorum.


-Evet sayın seyirciler bir baba oğul filmi daha izlediniz. Nedir bu oğulların babalarından çektiği, Yok efendim "Karamazov Kardeşler" yok "Babalar ve Oğulları" yok "Ahlat Ağacı" yok "Müslüm"....

AMA NEDENSE
Babalarından çekenler sonunda babalarına çekiyorlar....

                                                                                                  28/10/2018
                                                                                           Nurbanu KABLAN

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kenan kardeşimin bloğunda belirttiği gibi filmin en olumlu tarafı Türk halkının ulus vatandaş oluşturma amacının bir parçası olan eğitim enstitülerinin yanında halk evlerine yapılan vurgudur. Ben eğitim sosyolojisi hatta saosyal bir proje olarak bu ülkede yarım asrı geçirmiş orta yaşlı bir mühendis olarak ayağı yere basan bu iki projeyi tanırım. Sonrası ise uzun ve blog tartışma konusunu aşar içerik taşır. Demem o ki sevgili Nurbanu hocam Arabesk bir ülkede müslüm baba bir şey bırakmamıştır, zaten tarla ve miras vardı ve halen yerindedir. Bu yazıya haksızlık edildiği kanaatı taşıdığımdan konuyu biraz uzattım affola, Ayrıca bu nitelikli blog yazısını yazan emeğinize dimağınıza sağlık, selamlar, saygılar, sevgiler efendim.

Nizamettin BİBER 
 21.11.2018 8:36
Cevap :
Nizamettin Bey bu yorumunuza cevap vermemişim, aslında bunun cevabını diğer yorumunuza yazmışım. Bir kez daha belirtmekte yarar var ki eğer köy enstitüleriyle başlayan eğitim süreci ve halkı bilinçlendirmek sanat faaliyetlerinin içine sokmak ve onlara bir nitelik, kalite kazandırmak için halkın ayağına kadar inen halkevleri kültür hareketi devam ettirilseydi; bugün bambaşka bir ortamda olurduk, Müslüm'ü değil Leyla Gencer'i, Suna Kan'ı, Fazıl Say'ı, Türk Halk Müziğine hizmet etmiş sanatçıları ve daha başka sanatçıları konuşuyor olurduk. Halkın sevdiği müzik deniliyor. Köy enstitüleri döneminde müziğin "do" sunu bile bilmeyen çocukların, gençlerin nasıl mandolin, flüt, piyano, saz çaldıklarını ve severek çaldıklarını benimsediklerini unutmuş gibiyiz. Yani halka ne verirsen onu alırsın. Selamlar...   27.11.2018 12:14
 

Ancak Baba konusunda da bir iki şey söylemeden geçemiyeceğim. Atatürk Ülkemizin şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz, sözünü sanki evet olur olacak diyen güruha karşı söylemişti. Reiscilik, Babacılık, dayıcılık patronaj ilişkileri ile yaşayan ülkemizde halen alan buluyor. Mesele şu ki hukukun üstünlüğüne dayalı bir toplum yaratamadığınız sürece çağdaş olamazsınız. Her ülke veya toplumun genel kültür bütünü İçinde, etnik, dini, yerel ve mesleki ne­denlerle farklılık gösteren dilleri, elbiseleri, evleri, çocuk yetiştirme tarzları, hayat ve Dünya görüşleri, yaşama biçimleri olan alt kültürler vardır. Asıl sorun bu alt kültürün ana kültürün üzerinde daha baskın olmasıdır. Ülkenin entelektüel alanları, akademisyen dünyası, aydınları da alt kültür üyesi ve niteliğine bürünmüşse sorun ordadır. Maalesef bugün sosyolojik olarak yaşanan tam da budur. Epistomolojik açıdan köy muhtarlığı bile yapamayacakların rektör, genel müdür vb. olması somut örneklerdendir.

Nizamettin BİBER 
 21.11.2018 8:28
Cevap :
Evet ben de o yüzden halk evlerinden giriş yaptım eleştirime, Atatürk'ten de bir alıntı yaparak. Alt yapı üst yapı demiştim. Bir yandan fabrikalar kurulup, tarımda mucizeler yaratılırken bir yandan da köy enstitüleri ve halk evleri vasıtasıyla üst yapı inşa ediliyordu. Tiyatrosundan müziğine, edebiyatından sinemasına kadar...Bir yandan Anadolu'da söylenmiş türküler toplanırken diğer yandan operalar, klasik müzikler hayata sokuluyordu. Yani evrensel değerler taşıyan bütün sanat kolları ülkeyi baştan başa kucaklıyordu. Cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrası, devlet opera ve balesi bizzat devletin eliyle kurulmuş bu kurumlar kültür hizmeti sunuyordu. Celal Güzelses'i mücadele yıllarında tesadüfen dinlemiş olan Atatürk, cumhurriyetten sonra onu bizzat getirtiyor... Hangi birini anlatalım ki... Siz en iyisi yozlaşmanın ilk adımı olan tarihe bakın..   21.11.2018 23:53
 

İnsanlarda, arabeskin toplumsal reel gerçekliğini kabul etmediğiniz kanısına nasıl varmış anlamış değilim, okuma ve anlama özürlü bir toplumun tezahürü olsa gerek tüm sosyolojik hareketler konjüktürel dönemin bir tezahürü yazınızda dönemselliğe değinen belirgin notlar var. Biz mühendisler aldığımız eğitimgereği neden sonuç ilişkisini fazla irdeleriz. Bir dönemin toplumsal realitesini, alt kültürün yönelimini birileri kapitalist bir ruhla duygulara oynayarak filmleştirmiş, parasını da kazanmış, filmi görmedim görmek amacı da gütmüyorum, hayatımı ve dış dünyayı gözlemlerken yeterince arabesk yediğim için doymuşum, eski kitap müzayedesinde tanıdığım bir grup var periyodik olarak Müslümün mezarını ziyaret ediyorlar, onun kasetlerini toplayarak diğer çömez müslümcülere satıyorlar, anlaşılan Marksın dediği gibi tüm ilişkilerin temelinde ekonomi var sözü de gerçekleniyor. Onca niteliksiz eğitim varken sadece dincilik palazlanmıyor tabii başka alt kültür uzantılarına da habitat alanı oluşuyor.

Nizamettin BİBER 
 21.11.2018 8:10
Cevap :
Nizamettin Bey, nasıl da gerçekleri yüzümüze çarptınız böyle, durun gidip banyoda bir yüzümü yıkayayım. Mühendissiniz herkesten iyi siz bilirsiniz. Alt yapı sağlam olmayınca üstü ne kadar cilâlarsanız cilalayın o yapı çürüktür. Yapının önce temelleri sağlam atılmıştı, (hem alt yapısı hem üst yapısıyla)ama yeniden kepçe vuruldu içi oyuldukça oyuldu. İşin en acı tarafı ise sizi de o çukura çekmek istiyorlar. içine girmeyince de kızıyorlar, halktan kopuk kibir abidesi gözüyle bakıyorlar. Bilmiyorlar ki halkı aydınlatıp bilinçlendirip arkalarına takmayı, Aslolan peşine takılmak değil o birikim,bilgi,kültür, sanat sendeyse peşine takmayı bececeksin... Bu dönemde birisi bir şey söylüyor herkes oraya koşuyor... Aykırı ses çıkaranı da anında un ufak...  21.11.2018 23:35
 

Kardeşşş! ne ayaksın diye yorumlar bile olabilirdi inanın bunca yoz sözüm ona "Müzik kültürü olanlarca".. hişştt derler!.. yapma yavvv diye uzatırlar sonra.. adı her ne olursa olsun Arap,Rock yada bir başka akım.. sözettiklerine bakmalı müziğin ritmi değil tartışılan o başka bir profesyonellik konusu.. Kadını aşağılayan, ezilmişliği kader gören uyuşturucuyu, kesmeyi, biçmeyi körükleyen müzik?.. adı bu coğrafyada arabesk!.. ne diyeceğiz şimdi çocuklara gençlere Müslüm bir idolmuydu diyeceğiz.. Kardeşşş hadi bakem mi diyeceğiz satır aralarında.. Harika bir tespit bloğu yazmışsınız.. Emeğinize sağlık.. Saygılar herkesten.. selamlar..

yucel evren 
 20.11.2018 10:47
Cevap :
Yücel Bey inanın hayatım boyunca ilk kez argo dilini kullandım. Konsepte böylesi uygundu çünkü. Başka türlü bu eleştiriyi yazamazdım. Fakat uzattığımız diller de neredeyse kesilecek gibi oldu. Sizin söylediklerinizi duyar gibi oldum, hişşt kendine gel, sen nasıl Müslüm Baba'ya dil uzatırsın, nasıl arabesk gibi halka mal olmuş müziğe dil uzatırsın..." Halbuki benim sözüm ona ve hayranlarına değildi onu ilahlaştıran belli bir kesimeydi... Ne diyelim, akıl tutulması mıki?... Bu arada argo bir yazıya argo kullanılmış bir yorum da konseptine uygun oldu. Teşekkürler yorumunuz için. Selamlar.   20.11.2018 21:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 70
Toplam yorum
: 179
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1033
Kayıt tarihi
: 10.08.11
 
 

Hacettepe Fransız Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Öğretmenim, şu anda yurt dışında görev yapıyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster