Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mayıs '17

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
74
 

“Neyse canım, sonra yaparım” Diyenlerden misiniz?

“Neyse canım, sonra yaparım” Diyenlerden misiniz?
 

Çok güldüğüm bir tişört üstü yazısı görmüştüm:
 
“Bir erkek yapacağını söylemişse yapacaktır. Her 6 ayda bir hatırlatmanıza gerek yok!” 
yazıyordu tişörtte. Çevremde birçok kişide duyduğum gördüğüm bir şikayet bu, kocaların erteleme huyu: “Tablolar var asılacak, kocam çivi çakmadığı için bekliyor.” “Musluk damlatıyor. Hala tamirci çağıracak.” “Seyahatten getirdiği bavul öylece duruyor. Ben boşaltmazsam daha aylarca durur.” Cümleler uzar gider. Peki erkekler böyle de kadınlarda durum farklı mı? Bir arkadaşım yılbaşı için süsleyip püslediği yılbaşı ağacını üç yıl boyunca salonunda öylece bıraktı desem?
 
Bir diğeri bir türlü çocuklarının küçülen kıyafetlerini ayıramadığından yakınıyor, çocuklarının dolabında bebeklikten itibaren her yaşa hitap edebilecek kıyafetler var yani anlayacağınız. Bir başkası doktora gitmeyi erteliyor. Çocuklarda, gençlerde de benzeri tablolar yaşanıyor: anlamadığı dersin ödevini yapmayı sonraya atıyor, arkadaşına doğum gününe gidemeyeceğini söylemeyi sonraya atıyor… 
 
 
Yani aslında hepimiz zaman zaman “erteleme” denen canavarın girdabına kapılabiliyoruz. Bunu neden yapıyoruz? Neden erteliyoruz?  Bir insan neden erteler?
 
Bilmemek:  Ertelemenin en önemli nedenlerinden biri bilinmezlikler. Yapacağımız şeye çok hakim değilsek, yapmakta çok zorlanacağımızı, yapamayıp başarısız olacağımızı düşünüyorsak, başkalarının önünde küçük düşeceğimizi, eleştirilere maruz kalacağımızı, beğenilmeyeceğimizi düşünüyorsak o ilk adımı atamıyoruz. Yani düpedüz korkuyoruz.
 
Mükemmeliyetçi yapıya sahip olmak: Bir işi en ince ayrıntısına kadar planlamadan, olası bütün problemlere karşı senaryolar oluşturmadan, mutlak başarısından emin olmadan harekete geçmeyenlerden bahsediyorum. Yanlış yapmayı en büyük felaket olarak görenlerden…
 
Motivasyon eksikliği: İşte bir türlü o ilk adımı atamamanın en büyük suçlularından biri: kişi ertelediği o işe başlamak için bir sebep bulamıyor! O işi neden yapması gerektiğini anlamlandıramıyor, kendi kendini tetikleyecek bir kıvılcım bulamıyor. 
 
Negatif duygudan kaçmak: Angarya bir işle uğraşmak yerine keyifli bir şey yapmayı kim tercih etmez ki? Sıkılacağımız, üzüleceğimiz, karşımızdakini üzeceğimiz, çatışma yaşayabileceğimiz, kısacası hoşumuza gitmeyen bir duygusal durum yaşayacağımız için de erteliyoruz.
 
Planlama becerilerindeki eksiklikler: Bazen deöncelikleri belirleyemez, zamanı planlayamaz ve diğer işlerin sarkması sebebiyle erteleriz. Yani zaman yönetimini yapamamaktan. Hatta başka bir deyişle öz-disiplin eksikliğinden.
 Bu son madde bir şey çağrıştırdı mı?
 
Zaman yönetimi ile ilgili yazımda da bahsetmiştim, DEHB’liler yönetici işlevlerinin farklı çalışması sebebiyle zamanı da farklı algılarlar. Bu sebeple zamanı yönetemez, planlayamazlar. Doğal olarak da sonuçta birçok şeyi ertelemek zorunda kalırlar. Yani aslında DEHB’lilerde erteleme (procrastination)  aslında patalojik bir durum. 
 
Ve eğer bir DEHB’liyseniz, büyük ya da küçük, önemli ya da önemsiz, zor ya da kolay, üzücü ya da keyif verici her türlü işi öteleyebilir, yapılmasını ileri bir tarihe bırakabilirsiniz. Faturalar ödenmeyi bekler, mailler cevaplanmayı, kitaplar okunmayı. Masanın üstündekiler, iş listesindeki maddeler birikir de birikir. 
 
 
 
Nöropsikolog Laura Rabin’in 212 öğrenci ile yürüttüğü araştırma(1) ertelemenin yönetici işlevlerin alt başlıklarının hepsiyle korelasyonu olduğunu gösteriyor. Yani sadece zaman yönetimi ve organizasyon becerisi değil, dürtüsellik, öz değerlendirme, esneklik, işe başlama, işi değerlendirme, duygularını denetleme, işler bellek gibi fonksiyonlar da erteleme üzerinde etkili.
 
Bu patolojik erteleme sadece DEHB’lilerin problemi değil elbet. Birçok literatürde de kabul edilen DePaul Üniversitesi’nde öğretim görevlisi Psikolog Joseph Ferrari’nin araştırmalarına göre insanların neredeyse %20’si “kronik erteleyici.” (1) Yani 5 kişiden 1’i.  Hal böyleyken, “bunun bir tedavisi yok mu?” sorusu geliyor akıllara. 
 
“Bugünün işini yarına bırakma evladım, hadi kalk da yap,” demek pek işe yaramıyor ama başlamak da bir işi bitirmenin yarısı!  DEHB koçluğu yaptığım yıllar içinde gördüğüm bazı minik taktikler işe yarayabilir:
 
Madem bir işe başlamak için bir motivasyona ihtiyacımız var, bizi motive edecek bir şey bulmalıyız. Birçok kaynakta kendimizi ödüllendirmemiz yazıyor ama en işe yarayanı sonunda “bitirdim” diyeceğiniz andaki hazza yoğunlaşmak. Güzel bir rahatlama duygusu değil mi? Bunu biriken işlerin iç sıkıntısıyla, suçluluk duygusuyla, stresiyle kıyaslayıp, iç direncinizi kırabilirsiniz. 
 
Yaptığımız işi mecburiyet olarak görmeyip, keyif alınacak bir yön bulmak da işe yarıyor. Erteleme üzerine araştırmaları bulunan Tice ve Ferrari’nin bir grup öğrenciyle yaptığı çalışmanın bulgusuna göre de her şey kafada bitiyor.(1) Öğrencilere matematik soruları verilmiş. Patolojik ya da kronik erteleme bozukluğu bulunan öğrenciler soruları eğlence için çözdükleri söylendiğinde, dört elle problemle uğraşmaya başlarken, bunun bilişsel durumlarını değerlendiren bir test olduğu söylendiğinde, erteleme eğilimi göstermişlerdir.
 
O işi yapış şeklinizle veya sonucuyla ilgili çevrenizden gelecek yorumlara kulağınızı tıkayın. Hiçbir kurbağanın sıçrayamadığı kadar yükseğe sadece sağır bir kurbağanın sıçrayabildiğini anlatan hikayeyi anımsayın.
 
Yapılacak iş için en uygun zamanı belirleyip, mutlaka o belirlediğiniz saatte işe koyulun. Gerekirse hatırlatmalar koyun, bir tanıdığınızdan sizi iteklemesi için yardım isteyi
 
Gerçekçi programlar yapın. Aynı gün içerisinde İstanbul’un iki farklı yakasında iki farklı işe yetişebileceğini düşünmek biraz gerçek dışı mesela. Daha önceki tecrübelerinize göre neyi yapmanızın ne kadar sürebileceğini en iyi siz bilirsiniz.
 
Bir iş listeniz olsun, işleri önceliklendirmeyi, yaptıkça büyük bir zevkle üstünü çizmeyi de ihmal etmeyin.
 
Gözünüzü korkutan zorlukta bir iş varsa, onu küçük parçalara ayırın. Ekmeği bütünüyle ağzınıza atamazsınız ki, yemek için lokmalara ayırmanız gerekir.
Her şey o ilk adımı atacak gücü, azmi, isteği, cesareti kendinde bulabilmekte yatıyor. “Hedeflere ulaşmak” üzerine dinlediğim bir konuşmada çok güzel bir örnek vardı:
 
Diyelim arabayla daha önce gitmediğiniz bir yere gideceksiniz. Teknolojinin nimetlerinden de faydalanarak navigasyon cihazına gideceğiniz adresi girdiniz. O adrese ulaşmak için arabayı çalıştırmanız gerekli, değil mi? Bir kez yola çıktıktan sonra, yanlış yola da girmiş olsanız, cihaz size “Rotadan çıktınız. Yeni rota hesaplanıyor,” diyerek bir başka alternatif sunacak. 
 
Belki de bir adımı atmaya direndiğimiz anda kendimize “yola çıkmanın” önemini hatırlatmak en önemlisi. Çünkü alternatifi yerinde saymak. O zaman hadi, gözünüz korktuğundan, uzun süreceğini düşündüğünüzden, zaten beceremem endişesinden… Yani her ne sebepten olursa olsun ertelediğiniz ne varsa bugün ona doğru yola çıkmak için kontağı çevirin! 
  
Kaynaklar:        

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 121
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 263
Kayıt tarihi
: 04.05.09
 
 

Elgiz Henden 1968 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini 1989 yılında, yük..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster