Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ocak '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
2967
 

"Normal adam"a hasret

"Normal adam"a hasret
 

Mavi bir İzmir gününe uyanamayınca canı sıkıldı. İyi de, ne olacaktı sanki?.. Sonbaharın son ayı değil miydi; olacağı buydu. Kahvaltı sonrası “daha vaktim var” diye düşünüp daldığı gazetesinden başını kaldırabildiğinde, neredeyse geç kalacağından korktu. Arkadaşıyla buluşacaklardı, o her zamanki yerlerinde. İki yıldır bunu alışkanlık haline getirmişlerdi; bazen ara uzasa da, aksatmadan buluşuyorlardı. En azından, birbirlerinin söylediklerini “olduğu” gibi anlayan dost bulmak kolay mıydı? Acaba olmamıştı hiç sohbetlerinde.

Aysel hazırlanmaya başlamadan, balkon kapısını açıp havaya bakmayı iyi ki unutmamıştı. Biraz serinceydi ama sabahki grilikler yerini maviye bırakmıştı; ah şu İzmir’in havasına da hiç güven olmazdı(!) Hoş güven olmasa ne olacak, ya hırka alır giyemezsin ya giydiğin hırkayı çıkarırsın. Canı etek giymek istedi, biraz kısa olan kahverengi eteğinin üzerine, kahverengi çiçekli, mavi, hem de cam göbeği mavi kazağını giydi; çok hoş olmuştu, aynada gülümsedi kendine. Kazağı örerken, ilk yaptığı örnek hoşuna gitmemişti de sonra bu örneği kareleyip yapana kadar az mı uğraşmıştı; olsun, deymişti verdiği emeğe.

Sonra, havanın soğukluğundan değil de, sanki kıskanırcasına, mavilerini daha da bir kahverengiyle; çorabı,mantosu ve çizmesiyle kapadı. Otobüs durağında beklerken, başka bir zaman gitmek istediğiniz yöne giden otobüsler gelir de sizin gideceğiniz yöne giden otobüs bir türlü gelmez ya, bu sefer öyle olmadı; çabuk geldi, İkiçeşmelik’ten geçen otobüs.

Şoföre “günaydın” diyerek gülümsedi. Pek kalabalık değildi, hatta oturulacak bir sürü yer vardı ama gidiş yönünün tersine olan koltuklar boştu. Ters yöndeki koltuğa oturacağına ayakta gitmeyi tercih ederdi; midesi bir hoş olurdu her seferinde. Yürüdü, en arkadaki beşlinin ortasındaki boş yere pek keyifle oturdu ; otobüse binenleri, inenleri… izlemek hoşuna gitmişti.

İneceği durağa geldiğinde “tam vaktinde” diye düşündü. Arka kapıdan indi, geriye yürüdü ki sanki birisi “Bayan, bakar mısınız?” diye seslendi kendine de arkadaşı dese, o erkek değildi ki. Otobüsten inen tek bayan da kendisiydi üstelik. Döndü, otobüsteki o kara gözlüklü adamla burun buruna geldi. Adam, “ Neden benimle bu kadar ilgilendiniz?” dedi. Şaşırdı kadın, “Ne ilgisi beyefendi, tanışmıyoruz bile.” dedi, yolunun kesilmiş olmasına sinirle. “İyi de o zaman, niye otobüste ısrarla bana baktınız? Üstelik ben sizinle gözgöze gelmemek için yerimi değiştirip, cam kenarındaki koltuğa oturdum, az sonra siz de bir öndeki koltuğa oturdunuz ve ısrarla bana baktınız. Bu durakta inmek için kalktım, siz de indiniz.” dedi. Bir an duraladı Aysel, adamın kendi yaptıkları hakkında söyledikleri doğruydu ama nedenleri o kadar farklıydı ki!.. Güldü ister istemez. Adam da, “Bakın, şimdi de bana gülüyorsunuz. Demek ki benimle ilgileniyorsunuz.” dedi. Aysel daha fazla dayanamadı; “Gülmeyip de ne yapayım, madem benden rahatsız oldunuz, sizi taciz ettim, niye otobüsten inince dönüp gitmediniz de peşimden geldiniz?” dedi ve arkasını dönüp karşıya geçiverdi.

En arka koltuğa keyifle oturduktan bir durak sonra, o kara gözlüklü adam binmişti otobüse ve otobüsün ortalarına doğru, sağ tarafta, hani o gidiş yönünün tersine olan boş koltuklardan birine oturmuştu. Aysel’e, simsiyah gözlükleriyle nereye baktığı belli olmayan adam kendisine bakıyor gibi gelmişti de, hemen başını sol yana çevirmişti. Ne zaman, istemeden de olsa, o yana dönse adamla göz göze, yani “göz-gözlüğe” gelmişti. O sıra yaşlıca bir hanım geldi, otobüsün ortasında, o kara gözlüklü adamın tarafında durdu. Onu çağırıp yer vermek istedi, ısrarla ona baktı aslında Aysel ama kadın yüzünü dönmedi bir türlü ve birkaç durak sonra da indi. O sıra adamı görmez oldu; rahatladı, oldum olası sevmezdi; kara gözlüklüleri; indiğini sanmıştı. Sonra önünde, sol taraftaki ikili koltuktan biri boşaldı, iki öğrenci kızdan biri oturdu, diğeri ayakta sohbete başladılar. Az sonra da Aysel’in yanında oturan adam indi. Aysel de öğrencilere seslendi, ikisi yan yana otursunlar diye, yerini onlara bırakıp bir öne geçti. İşte o sıra yine bir an adamla göz-gözlüğe geldiklerini anımsadı; içteki koltuğa geçmişti adam. “Hadise” bundan ibaretti.

Olanları az sonra arkadaşına anlatırken, hala siniri geçmemişti. “Normal adama hasretim.” derken, arkadaşı ne demek istediğini gayet iyi anlıyordu çünkü artık birbirlerinin arkadaşlarını da görmeden tanımaya başlamışlardı. Az sonra çaylarını içerken, ne o adam vardı akıllarında ne diğerleri. Her zamanki gibi, kahkahaları ile ara ara daha da mavilenen keyifli bir sohbete dalıp gitmişlerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Adam olunmuyor, doğuluyor... Rahmetli Barış Manço "Adam Olacak Çocuk" adlı bir program yapardı. Ne güzel de koymuş adını. Çocukluğunda adam olmayı öğrenmemiş-öğrenememiş birisi, işte böyle gözlük ardında kalıp insana normali aratabiliyor. O kadar da çok ki böyleleri. Keşke çocuklarımızı normal insanlar olarak büyütebilsek!

A y s a n c a 
 23.01.2009 18:59
Cevap :
Ah hem de ne çok, hele bu sayfalarda:) Evlatlarımızı "normal" olarak büyütürken, "normal" olmayanla başedebilmelerini de öğretmek gerekiyor; nasılsa karşılaşacaklar ki evladımdan biliyorum, şimdiden karşılaşıyorlar. Sevgiler kucak dolusu, uçuk kaçık mavilerle.:)  24.01.2009 11:29
 

NORMAL ADAMI KİM? KAYBETMİŞ Kİ BİZLER BULUCAĞIZ. 3NF

3NF 
 22.01.2009 11:19
Cevap :
Benim ilk yazımı okudun mu?.. Lütfen oku; orda tanıdık başka isimler de bulacaksın:) Ben normal değil, "şekerliyim" zaten. Sevgiler, uçuk kaçık mavilerle.  22.01.2009 18:41
 

“Birliktelikteki katkı payı” Bu çok önemli, özellikle çalışan kadın için. Her şey bir yana, örneğin bir evlat oluyor ama nedense sadece “anne”nin oluyor. “kadın” deyip “aşağılamanın” tam tersine “kadın” deyip süperman yerine konuluyoruz. Oysa değiliz. Bu yüzden eşitliğin olmadığı o noktada hele bir de birlikte örneğin bir sinemaya bile gidilmiyorsa… Yani, boşuna değil bitişler. “Bitmemek” için "sevgiyi" bitirmemek için, bitirmek gerekiyor. Zülfü Livaneli bir şarkısında der ki: “Nice serden sonra, yarı geceler, kardeşin duymaz el oğlu duyar” Bu şarkıyı severek dinlerim ama her seferinde içimi acıtmadan bırakmaz. Milimetreler öyle bir ayırır ki iki insanı.. bağırsan duymaz.. Ama duyacak olan kilometrelere rağmen duyar. Sevgili Birkan Bey, görüyorsunuz ya, öyle bir konuya parmak bastınız ki, günce yazmış kadar oldum. Sevgiler, sonsuz maviyle.

derinmavi.. 
 15.01.2009 19:52
 

Sevgili İzmir Mavilim, değişim hayatın zamana göre türevidir. Bu en temel doğa yasasıdır. "Diyalektik"diyecektim, "başlarım diyalektiğine" dersiniz diye demedim. Ben derim ki; sevgi eğer var ise,eğer sevgi emek temelli ise bu ilişkide karşılıklı etkileşim ve o anlamda değişim var. Çünkü sevgi temelindeki beraberliklerde öğrenme-öğretme ve karşılıklı anlayış içinde verilen tavizlerin varlığı esastır ve o değişim bu esastan olandır. Siz eğer seviyor ve seviliyorsanız ve eğer "adamınız"a kahvaltı hazırlamasını öğretebilirsiniz. En azından onun öğrettiği veya öğretmesi gerektiği bazı şeylerin hatırına. Bence sorun, birliktelikteki katkı payında düğümleniyor. Bu noktada bir eşitlik yoksa zaten tartışma boşunadır.Sevgilerimle...

Birkan Can 
 15.01.2009 14:31
Cevap :
“Diyalektik” ya da “Değişim hayatın zamana göre türevidir” Bu ikincisi daha anlaşılır değil mi:)) Aslında aynı şeyi yazmışız. Ben sadece “yaşadıklarımdan” edindiğim deneyime göre yazmışım, siz yaşadıklarınıza, yaşamınıza ilaveten, bilgi birikiminizin getirdiği bilinçle yazmışsınız. Ama sonuçta emeğin hele sevginin değerinin siz de farkındasınız ben de. Bu yüzden “…eğer sevgi emek temelli ise bu ilişkide karşılıklı etkileşim ve o anlamda değişim var. Çünkü sevgi temelindeki beraberliklerde öğrenme-öğretme ve karşılıklı anlayış içinde verilen tavizlerin varlığı esastır ve o değişim bu esastan olandır.” Deyişinize yürekten katılıyorum ve bu yazdığınızı kendimce şöyle ifade etmek istiyorum: Seven insan sevdiğine kıyabilir mi hiç?.. Not: "başlarım diyalektiğine” Böylesi bir konuda sohbet ediyor olsaydık, kendi “doğam” gereği derdim gibi geliyor ya yazmak başka bişi:) Sevgiler, en derin mavilerle. (:devamı var:)  15.01.2009 19:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 209
Toplam yorum
: 2556
Toplam mesaj
: 478
Ort. okunma sayısı
: 3222
Kayıt tarihi
: 29.03.07
 
 

Yazmak... Öyle güzel, öyle hoş ve öyle derin bir eylem ki!.. Olmazları bile oldurabiliyorsun. "Ke..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster