Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Kasım '06

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
2295
 

'Oy Merik Merik'

'Oy Merik Merik'
 

Okula gelişimde O'nu hep aynı yerde görüyordum. O'na baktığım zaman arkasını dönüyor veya çitlerin arasında kayboluyordu. Ders yaptığım sınıfın penceresinden de O'nu görüyordum. Sanki bir şeylerle oyalanıyormuş gibi yapıyor, ara sıra kayboluyor, tekrar aynı yere geliyordu.

Doğrusu tedirgin olmuştum. Yurt dışında öğretmen olarak görevlendirildiğim Almanya'da her şey o kadar da güvenli gözükmüyordu. Yurt dışında göreve başlamadan önce altı ay Almanca dil kursu görmüştük. İlgili makamlar bizi güvenlik konusunda uyarmışlardı. Bilgilendirme toplantıları yapmışlardı.

Okula aynı yoldan gidip gelmeyip, ara sıra yolumuzu değiştirmemizi; toplantılara geç gidip erken ayrılmamız gerektiğini söylemişlerdi. Gideceğimiz ülkenin istihbaratının bizi dinleyebileceği de eklenmişti. Bunlar neden söylenmişti. Biz bu ülkeye öğretmen olarak gidiyorduk, Türk Çocuklarının eğitimi için. İşin garip tarafı Alman meslektaşlarımızın bazıları da Türkiye'den gönderilen biz öğretmenleri ajan olarak görüyorlardı. Bunda Almanya'da yaşayan Türkiye karşıtlarının önemli rolü vardı. Alman öğretmenlerin bu önyargıları bize çok tuhaf ve gülünç geliyordu.

Onbeş kişilik öğrenci grubuyla dersim başlamıştı. Bu grup sekiz, dokuz ve onuncu sınıflardan oluşuyordu. Çocuklar öğleye kadar Alman sınıfında ders yapıyorlar, öğleden sonra Türk sınıfına geliyorlardı. Genellikle yorgun oluyorlardı.

Sınıfımız okulun giriş katında yeşilliklerin içindeydi. Ara sıra pencereden dışarı bakıyordum. O, yine oradaydı. Benim O'na baktığımı görmüştü. Her zamanki gibi çitlerin arasında kaybolmuştu.

Kimdi, amacı neydi, iyice meraklanmaya kaygılanmaya ve korkmaya başlamıştım. Bu durumdan öğrencilerime bahsetmiyordum. Onları bu işe bulaştırmak olmazdı. Ne olursa olsun onunla yüzleşmek istiyordum. Ne istediğini amacını öğrenmek istiyordum.

Kararımı verdim. Öğrencilere on dakikalık bir ödev verip; beş dakika sonra geleceğimi söyleyip dışarı çıktım.

Doğru yapıp yapmadığımı bilmiyordum. Ama bu işten çok sıkılmıştım.

Yavaş ve sessizce çitlere doğru yürümeye başladım. O ortalıkta gözükmüyordu. Çok heyecanlıydım, kalbim duracak gibi oluyordu. Cesaretimi toplayıp çitlerin yanına geldim. O'nunla göz göze geldim. O şaşırmıştı, bana doğru gelmeye başladı. İstem dışı bir iki adım geriledim. Birden ellerime doğru uzandı:

- "Öpeyim öğretmenim ellerini" diyerek ellerime sarıldı. Şaşırma sırası bana gelmişti. Onbeş onaltı yaşlarında gözüküyordu. Kısa kesilmiş siyah saçlarını gür ve çatık kaşları mavi gözleriyle tamamlıyordu.
Kendime gelmiştim. Karşımda Türkçe konuşan, mahcup, sıkılgan bir genç vardı.
- Adın ne senin
- Halil İbrahim, öğretmenim. Biz Gaziantepliyiz. (Ses tonu yumuşamış, ağlamaklı bir hal almıştı) Almanya'ya gelebilmek için, ...'ya para verdik. Sığınmacı(ASLY) olduk. Ama öğretmenim bizim o örgütle işimiz yok. Sadece Almanya'ya gelebilmek için. (Üstüne basa basa söylüyordu bu sözleri) Rahatlamış gözüküyordu. Artık gözlerime de bakmaya başlamıştı.
- Derslerimize neden katıl mıyorsun Halil İbrahim?
- Ben de çok istiyorum ama...
- Aması ne ?
- Okul idaresinden, Alman öğretmenlerimden çekiniyorum. Biz buraya sığınmacı olarak geldik. Okul idaresi ve öğretmenler bunu biliyor. Türkiye'yi kötüledik, bize baskı yapılıyor dedik. (Başını öne eğmiş. sesinde bir yumuşaklık vardı. Ara sıra sağa sola bakıyordu) Şimdi bize diyecekler ki öğretmenim; "madem Türkiye'de size baskı yapılıyordu neden burada Türk sınıfına gidiyorsunuz" diyecekler ve bizi kovacaklar.
- Haydi gel dersimize katıl, içerdekilerde senin arkadaşların.
- Ben de istiyorum öğretmenim. Ama beni kayıtlı göstermeyin Alman makamları bilmesin.
- "Bak arkadaşlarının gürültüsü geliyor, haydi dersimize başlayalım" dememle elime içtenlikle sarıldı ve öptü. Ben de O'na sarıldım. Birlikte sınıfa girdik. Halil İbrahim'i herkes yanına oturtmak istedi. Sınıfta gürültü oldu. Tam bu sırada Halil İbrahim, öğretmenim, sizin ve arkadaşlarım için bir türkü söyleyebilir miyim demesiyle elini kulağına attı ve "Maraştan bir haber geldi, dediler ki Merik ölmüş. OY MERİK MERİK.

Bu türküyü daha önceleri dinlemiştim. Bu türkünün bu kadar güzel olduğunu Halil İbrahim'le anlamıştım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu ülkeyi parçalayamayacaklar. Türkiye halkı öylesine kaynaşmış ki anlattığınız olayda olduğu gibi halkımızı parçalamak istiyenler, düşmanlaştırmak isteyenler bunu çocuklarımıza anlatamayacaklar. Çok güzel bir anıyla değinmişssiniz bu konuya. Sağ olun. Sevgiler...

Mehmet Ali Başkurt 
 03.12.2006 0:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1368
Toplam yorum
: 1900
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1014
Kayıt tarihi
: 04.11.06
 
 

Emekli öğretmenim ve  emeklemeye devam ediyorum.  Emeklilik yaşamın sonu değil, yaşama yeni amaçl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster