Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ağustos '14

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1970
 

"Öz"ü gür olmayan insan "özgür" olamaz

"Öz"ü gür olmayan insan "özgür" olamaz
 

"Yaşamdaki asli görevimiz her birimizin derinlerindeki potansiyele erişmektir. Böylelikle içimizdeki tırtıl bir kelebeğe dönüşür." Carl Gustav JUNG

Kelimelerin kökeni bir diğer anlamıyla “etimoloji”, kullandığımız kelimelerin derin anlamını öğrenme konusunda adeta bize bir anahtar görevi görmekte. “Özgürlük” kelimesini de bu açıdan ele alırsak eğer; birçok insan özgürlüğün, insanın hür ve bağımsız olarak dilediğini yapabilmesi, eylemlerinde herhangi bir kısıtlama ve engelle karşılaşmaması şeklinde tanımlar. Belli oranda doğruluk payı bulunan bu tanımlama kelimenin asıl kast ettiği mana itibariyle eksiktir. Şöyle ki, Özgür kelimesi köken olarak “ÖZ” den gelir ve etimolojik anlamı insanın Öz’ünü gürleştirmesidir.

Peki “ÖZ”’den kast edilen nedir? Oldukça soyut kalan bu kavramı tam olarak anlayabilmek için felsefe ve psikolojiye başvurmamız gerekiyor, zira bu kavram bu alanların her birinde farklı ifadelerle geçmektedir.

“ÖZ” kavramına denk gelen kelimeyi ilk olarak kullananlardan biri de Platon’undur. Platon algılanabilir  dünyan nın bir yanılsamadan ibaret olduğunu, asıl gerçekliğin “İdealar Alemi” olduğunu savunur. Mağara Mitosu’nda anlattığı üzere, insanın farkında olduğu dünyadaki her şey "yukarıdaki" İdealar Alemi’nin birer gölgelerinden ibarettir dolayısıyla Platon’a göre hiç biri gerçek değildi. Platon, doğadaki her şeyin en mükemmel halinin "yukarıda" arketip olarak bulunduğunu ve dünya da var olan her canlı ya da cansız nesnenin yegane amacının mükemmele, kendi özüne, idealine, bir diğer deyişle arketipine ulaşma çabasında olduğunu ifade eder.

Platon’ın görüşünü şöyle bir örnekle daha da netleştirelim. Kadın ya da erkek olarak herhangi bir isimle bu dünya da belli bir ömür yaşıyoruz: Doğuyoruz, büyüyoruz, seviyoruz, üzülüyoruz, öfkeleniyorsunuz, mutlu oluyoruz, evleniyoruz, meslek sahibi oluyoruz vs. Platon’a göre sergilediğiniz olumlu ya da olumsuz her türlü eylemlerimizi nihai olarak İdealar Alemin’deki en mükemmel ve ideal benliğimize, yani ÖZ’ ümüze ulaşmak için yapmaktayız.

 “ÖZ” kavramına denk gelen arketipleri, Analitik Psikoloji Kuramı’nın kurucusu Carl Gustav Jung da kullanmıştır. Jung’a göre insanın bu dünyadaki asıl amacı “Bireyselleşmek” tir. Bireyselleşmek kavramını biraz açarsak eğer; Jung, insanın kendi içinde kendi benlik parçalarını adeta bir bulmaca gibi çözümleyip birleştirmekle kodlanmış bir varlık olduğunu ifade eder. Ancak çoğu bilinçdışımızın karanlıklarında var olan bu benlik parçalarımızı bilince çıkartıp onları yönetemediğimiz takdirde bizim gerçek benliğimizi bularak bireyselleşmemize engel teşkil ettiğini iddia eder.

Başka bir yazısının konusu olabilecek kadar uzun olan bu benlik parçalarına bu yazıyı kısa tutmak amacıyla girmiyorum ancak konuyu anlaşılır kılmak için şunu söylemekte fayda var. Jung’a göre insan aslında kendi içinde var olan dürtülerinin ve bilinçdışın çeşitli güçlerin yönetimi ve kontrolü altındadır, ancak insan kendi içinde benliğinin Öz’ünü de barındırır. Bu “öz benliği” Jung “Self” olarak tanımlar. Jung’un tanımladığı bu “ÖZ”ümüz ona göre çoğu zaman yarı uykudadır. Yaşamdaki ana görevimiz onun bir parçası olan irademizi kullanarak O’nu gün yüzüne çıkarmaktır. Böylelikle insanın kendi arketipine, yani mükemmel formuna erebilmesi mümkün olur. Ruhsal sistemimizde devreye girmesiyle gürleşen bu Öz benliğimiz –Jung’a göre “self”- tüm dizginleri ele alarak bireyselleşme ve gerçek manada özgürleşme yolunda durmaksızın ilerler. Bu durumun sonucu olarak ortaya; kendine hâkim, yaratıcı, özgün, üreten ve var oluşunu anlamlandırmış tam anlamıyla bir “Birey” ortaya çıkar. Bunu başaramayan insanlar Jung’a göre “uyanamamış” bir şekilde yaşar ve ömrünün sonunda bu dünya dan göçüp gider.

Kuramının anlaşılması diğerlerine göre oldukça zor olan Jung’un kast ettiği “özgürlüğe” denk gelen “bireyselleşme” kavramlarını metaforlara başvurarak anlatmaya çalıştım, şimdi de özgürlük kavramını psikolojideki bağlanma kuramına bağlı olarak anlatmaya çalışacağım.

Birçok bağlanma kuramcısına göre her insan kendini gerçekleştirme, bir diğer deyişle Öz’ünü gürleştirme yolunda ilerleyen bir varlıktır ancak özellikle ilk çocukluk dönemlerinde ona ilk bakım veren kişilerle kurduğu ikili ilişkilere bağlı olarak bu ilerlemenin önü açılır ya da tam tersi ilerlemesi duraksar.

Eğer ona bakım veren kişiler çocuğun ihtiyaç duyduğu değeri, sevgiyi, güveni ve yeterli olduğunu ona hissettirebilirse, çocuk hayata ve diğer insanlara karşı güvenli bir bağlılık geliştirerek kendini var etme yolunda ilerlemeyi başarabilir.

Güvenli bir bağlılık geliştiren bu çocukların ilerleyen yaşlarında- eğer önlerine ruhsal gelişimlerini tıkayacak başka engeller çıkmazsa- gelebilecekleri nihai nokta kendini gerçekleştirmeleri ve gerçek manada bir birey haline dönüşmeleridir. Bunu başaran bir kişi; üretken, yaratıcı, duygularını yönetebilen, yaşadığı hayat ve insanlarla uyumlu, dürtülerini farkında olan ve kontrol edebilen Öz’ü gür bir insan olmaktadır.

Güvensiz bağlılık geliştiren diğer kişiler ise kendilerini gerçekleştirme yolunda önüne çeşitli engeller koyulmuş; yeterliliklerinden, güvende olduklarından ve sevildiklerinden hiçbir zaman emin olmayan insanlar olmaktadır. Bu durum, başkalarına bağımlı, duygularını yönetmekten uzak, hayata ve kendine dair farkındalıkları az, taklitçi ve üretken olmayan, sorgulamadan kabullendiği inançların baskısı altında, Öz’ünü gürleştirememiş bir insanı karşımıza çıkarmaktadır.

Sonuç olarak özgürlük öyle kolay elde edilen ve basite alınacak bir kavram değildir, içinde yaşamın ve var oluşun anlamını barındıracak derecede derin bir içerik barındırır. Kişinin geçmişiyle, korkularıyla, kaygılarıyla, bilinçdışında barındırdıkları malzemelerle yüzleşme cesaretini göstererek ruhunu “kafes” ten kurtarabilmeyi başarmış, iradesi ile kişiliği üzerinde bir hâkimiyet kurabilmeyi öğrenebilmiş gerçek manada bir “BİREY” olması demektir.

Her ne kadar günümüzde birçok insan “özgür” olduklarını ifade etseler de, “Öz” ü gür olmayan bir insan ya da topluluk, ÖZGÜR olamaz, ancak tutsağı olduğu kişilerce öyle olduğuna inandırılır.

“Özgür ruhlar enderdir, ama gördüm mü bilirsin, - en basitinden onlarla veya yanındayken iyi, çok iyi hissedersin.” Charles Bukowski.

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 89
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 3356
Kayıt tarihi
: 06.12.11
 
 

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ,“Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık” bölümünden mezun oldum. Yüksek lisans..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster