Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ocak '14

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
3821
 

"Pi'nin Yaşamı" Üzerine gecikmiş bir Yazı - Mecazlar, İmgeler

"Pi'nin Yaşamı" Üzerine gecikmiş bir Yazı - Mecazlar, İmgeler
 

Pi … Daireyle ilgili problemlerin çözümünde kullanılan sonsuz uzunlukta irrasyonel sayı. Kahramanımızın adı. Bir insanı tanımlamak nasıl uzunsa ve sonsuz kelimeler dizisi gerektiriyorsa, pi sayısı da o denli sonsuz. Dairenin çevresini çapına böldüğümüzde elde ettiğimiz oran. Daire ne denli büyük olursa olsun -ya da küçük- pi, aynıdır. Kainatta her şey bir döngü halindeyken, bu sayının isim olması boşa değil, birliğe işarettir. İşte kahramanımızın adı gerçekte bu yüzden Pi. Filmde ve kitabında bu ismin verilme nedeni kahramanımız tarafından bir Fransız yüzme havuzu olarak belirtilir. Ve yine kahramanımız tarafından pi sayısına dayandırılarak açıklanır. Matemetiksel olanı ayrı bir keyif elbette fakat diğeri de sanıldığı kadar boş değil. Zira onun adı bir havuzun hem de kahramanımızın babasının dünyanın her yerinde havuza girmek gibi bir merakı olan arkadaşı Mamaji’nin gördüğü ve girdiği en berrak suya sahip olan havuzun adıdır. Babası, arkadaşının anlattığına göre “bu kahve yapılabilecek denli temiz” suyun hatırına ona bu adı vermiştir.

Ne demişti Tales: Varlığın özü sudur. Her şey sudan gelmiştir ve suya dönecektir. Dünya da sonsuz suyun içinde (okeanos-okyanus) yüzer. Bizim edebiyatımızda da Fuzuli Hz. Muhammed (s.a.v) için yazdığı Su Kasidesinde, suya (suyun) başını taştan taşa vurarak o ulvi ruhu aratır. Bir diğer şairimiz yine 16. yy.den Rehayi:

“Dila sanki giyeh idim zemini gamda bittim ben

Baharı ömrümün geçdi hazana şimdi yetdim ben

Heman ağlayı geldim âleme ağlayı gittim ben

San ol nilüferem kim suda bittim suda yittim ben”     diyerek gam yüzünden sürekli göz yaşı döktüğünü, bu dünyaya ağlayarak geldiğini, bu sebeple suda biten ve suda olmasına rağmen ölüp giden nilüfere benzetir kendini. Hayat ana rahminde suyla başlar ve İslam’a göre abdestle mezara gömülünür. Su, “Marifetullah”tır.

Diğer dinler için de kutsal yönü bilinir suyun. Örneğin filmde Pi bir sahnede bir iddia üzerine kiliseye gidip gizlice kutsal suyu içer. Kendisini fark eden bir rahip ona “Susamış olmalısın?” deyip bir bardak su verir. Bir yudum içen Pi, rahibe yaradılışın sırrını sorar.

Daha en baştan sırf ismiyle bizi bu denli düşündürür kahramanımız. Film baştan sona bu istiarelerle örülüdür.

Pi rengârenk ve her çeşit canlıyla bir arada bir hayat yaşamaktadır. Bu masalsı huzurun renklerle, varlıklarla ve müzikle seyirciye yansıtılışı gerçekten başarılıdır Pi’nin anne ve babası çocuklarını inançları konusunda özgür bırakan insanlardır. Baba materyalisttir. Pozitivizmi destekler. Pi ise insanlığın ilk büyük medeniyeti olan Hindistan’ın çok dinli, çok kültürlü ortamında adeta sıkıştırılmış bir dünya mozaiğinde kendi aklıyla gerçek dini, varlığın sebebini, Allah’ı bulmaya çalışmaktadır. Yıllar sonra onun hayatını yazacak olan yazar da aynı sorunun cevabını merak etmektedir. Bu sebeple Pi’ye gelmiş ve ondan muhteşem hikâyesini anlatmasını istemiştir. Yazarın Pi’ye gelmesinin asıl sebebi yazacak güzel, etkili bir konu bulma arayışıdır. Ancak bir ara Pi’ye “Bana nasıl inanacağımı anlatacaktın?” diye sorar. Onu Pi’ye yönlendiren de, iki yıl emek verdiği bir kitabını yayımlamaktan vazgeçip yırttığı anda bir “tesadüf”  eseri olarak tanıştığı Mamaji’dir. Mamaji ona, Pi’nin hikâyesinin onun Tanrı’ya inanmasını sağlayacağını söylemiştir. Bir dine, bir yaratıcıya, bu yaratıcının dünyayı neden yarattığına dair sorularına Pi’nin verdiği ya da bulduğu- cevaptır aradığı. Ve Pi anlatır.

Hindistan’dan hayvanlarıyla birlikte ayrılmak zorunda kalıp da Tales’in okyanusunda nasıl fırtınaya yakalandıklarını anlatır. Bitmek tükenmek bilmez gibi görünür okyanus. Yetmezmiş gibi tüm ailesini bu kazada kaybeder. Bir sırtlan , bir kaplan, bir maymun ve bir zebra ile bir filikada yol almaya başlar. Önce çakal sırtlanlığını yapar. Zebrayı ve maymunu öldürür. Sonra kaplan çıkar ortaya. Doymak bilmeyen nefsiyle kaplan zaten zor olan okyanus şartlarını daha da zorlaştırır Pi için. Bu kaplanın adı Richard Parker’dır. Edgar Allan Poe’nun bir gemi kazasını ve açıkla savaşan insanları anlattığı romanının kahramanının ismidir.Kaplanla çok daha küçükken tanışır Pi. Babasına inat, hayvanın bir ruhu olduğunu ispat çabasındadır o vakit. Bu kaplan bize zaman zaman kendi nefsimizi sembolize eder.  Kaplan filikadaki bütün hayvanları yedikten sonra Pi’ye yönelir. Pi okyanus ortasında susuzluğa, açlığa, güneşe ve fırtınaya rağmen kaplana av olmamak için onu balıklarla beslemekle uğraşır. Fakat bu durum onu ayakta tutmaktadır. Kaplanı doyurmak ve ona yem olmamak çabası Pi’nin hayatının anlamı olmuştur ona bir “amaç” vermiştir. Onu hayata bağlayan, diri tutan ensesinde nefesini hissettiği kaplandır. Bütün bunlar olurken Pi ara ara Yaratıcı’ya şükreder. Özellikle birkaç sahne önemlidir. Fırtına kopar, tekne alabora olur. Kaplan bir köşeye siner fakat Pi neşeyle kendinden geçerek fırtınanın tadını çıkarır ve yine şükreder. Kaplanını da çağırır bu “güzellik”i izlemesi için.  Sanki dert üstüne dert verene şükrederek sınav vermektedir. Filmde daha önce kulağımıza fısıldanmış olan“Sınanmadıkça inancımızın ne olduğunu bilemeyiz” sözü şimdi bu sahnelerle anlatılır. Bir diğer sahnede vejetaryen olan Pi kaplana av olmamak için büyük bir balık yakalar ve onu çekiçle vurarak öldürür. Göz yaşları içinde ondan af dilerken şöyle der: “Sana şükürler olsun Allah’ım bir balık şeklinde karşımıza çıktın ve beni Mr. Parker’ı ölümden kurtardın.” Filmde bizim geleneğimizde, tasavvuf zihniyetimizde olan “Her şerde bir hayır vardır.” öğretisi sıkça çeşitli mecazlar istiareler vasıtasıyla tekrar edilmektedir.

Etobur ada da bunlardan biridir. Bu ada sayesinde biraz dinlenme ve yiyecek depolama fırsatı bulur fakat orada” tesadüf” eseri bulduğu bir insan dişi sayesinde de adanın etobur olduğunu anlar ve oradan uzaklaşır. Bu arada eğittiği, artık hükmedebildiği kaplanı da tekneye gelir ve bu okyanus yolculuğu nihayet bir gün son bulur. Karada onun yorgun bedenini insanlar bulmazdan önce kaplanı ardına bakmadan –Pi’ye göre onunla vedalaşmadan- çekip gider. Hayatının anlamı olan, onu hayata bağlayan amacının böyle gidişi onu çok üzer.

Kaza için sigortadan gelen adamlara tüm bu hikâye dayanaksız, âfâki hatta saçma gelir. Onların isteği üzerine onlara “inanabilecekleri” ve onların deyimiyle onları “aptal gibi göstermeyecek bir hikâye” uydurur. Adamların bu hikâye karşısındaki tavrı çoğumuzun din ve bize göre olan gerçeklik karşısındaki durumumuza bu ikisinin çatışmasına denktir. Hayvanların yerine annesini, geminin aşçısını koyarak öyküyü yeniden anlatır. Yazar ikinci hikâye alegoriktir.Hayvanların emsil ettiğini düşündüğü kişileri söyler. Ona göre kaplan, Pi'nin kendisidir. Kaplan onun gücü ve hayatta kalma arzusudur.

Pi bu tecrübeyle Allah’a inanmıştır. Şimdi yazara, inancın kaynağını gösterecek soruyu sorar: “Sen olsan hangisine inanırdın?” Yazar hayvanlı olanı seçer, daha iyi bir hikâye olduğu için. Pi kendi kurduğu ailesiyle bir mutluluk tablosu çizerek bizi bırakır. Bizler varoluş için en az iki hikâyeye sahbizidir ve inanmak istediğimize inanırız.

Film hemen hemen izleyen herkesin de dediği gibi görsel bir şölen. Bu görsel şölen bütün dinleri kapsayan bir inancın ve varlığın sebebini açıklamak iddiasında oldukça başarılı.  Babasının sözüne rağmen Hindu, Katolik ve Müslüman olan Pi gerçekte tek bir din olduğunun farkında: Sevgi. Varlığın özünün bu sevgi olduğunun, severek, şükrederek bütünleşmek gerektiğinin, “birlik”in farkında. Adı gibi sonsuz. Pi sadece o materyalist babanın çocuğu değil; insanın hatta varlığın bir temsilcisi. Okyanus hayattır. Sonu belirsiz. Kendi başına sorun ve kendi başına nimet. Zorluklar, fırtınalar, köpek balıkları… Her şeye rağmen şükretmek, hayatın pahasına bir kaplanı bile sevmek…Pi herkestir. “Hepimiz Pi’yiz” desek yeridir. Çünkü Pi’ye göre Tanrı için de gerçekten durum böyledir. Her insan sonsuz bir irrasyonel sayı gibi okyanusta yaşam savaşı vermektedir.

            Sevgiyle... 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ang Lee artık silinmez yönetmenler katında. Bu film basit gibi görünse de hem eğlencelik, hem kaliteli film hem de bize bir şeyler anlatmak isteyen film olarak bir kaç fonskiyonu barındırıyor. Tek sahne çekimleri olan filmler çok zordur. Bu filmin o yüzden çok başarılı olduğunu düşünüyorum.

Ferhat Dağkıran 
 05.02.2014 22:31
Cevap :
Kesinlikle aynı fikirdeyim.  06.02.2014 23:57
 

Kıymetli Öğretmenimiz aykar sönmez; Harcanan zamana,verilen önem ve emeğe değer güzelin ötesinde bir yazı okuduk.Özellikle Rehayı; ne güzel söylemiş,"Heman ağlaya geldim âleme ağlaya gittim ben".Bazı Filmler toplumu eğitir, bilgilendirir,çok şeyler öğretir.Saygılar sunuyorum.Tüm ailenize sağlık ve mutluluk diliyorum.

Mehmet Burakgazi 
 21.01.2014 23:13
Cevap :
Beğeniniz ve yorumunuz için teşekkür ederim Mehmet Bey. Katkıda bulunabildiysem ne mutlu. Güzel dilekleriniz hepimiz için gerçek olsun. Teşekkürler, selamlar...   22.01.2014 17:09
 

Merhabalar Aykar Hanım. Edebiyatçı olmanın avantajı da bu işte. Kalemi böyle ustalıkla konuşturmak. Tabii nasıl gıptayla okudum tahmin edersiniz. Arkadaşınız haklı, bu birikimler ev işleri ile ölçülmeyecek kadar değerli. Bu arada hepimizin bir pi olması fikri hoşuma gitti. Selam ve sevgilerimle.

Sema Bekmez 
 21.01.2014 16:47
Cevap :
Beğeniniz ve desteğiniz için teşekkür ederim Sema Hanım. Onur verici. Aslında sizin de gözünüzden kaçmamıştır; bazı yazım hatalarım olmuş, o kadar dikkat etmeme rağmen. Sanırım yorgunluktan. Sizin vasıtanızla arkadaşlardan özür dileyeyim.Ve inşallah bir gün şeytanın bacağını kırarım ben de. Selamlar ve sevgiler...  21.01.2014 17:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 113
Toplam yorum
: 672
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 972
Kayıt tarihi
: 06.07.12
 
 

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamlamış bir ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster