Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mart '14

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
314
 

"Şarkı Söyleyen Kadınlar" Kadınlar Günü'ne armağan olsun

"Şarkı Söyleyen Kadınlar" Kadınlar Günü'ne armağan olsun
 

Şarkı söyleyen kadınlar ya da iyilik bulaştıran kadınlar  yahut Adem'in yakarışı ya da insanoğlunun çığlığı...                                                                                                                                

Sürgün edilmiş bir sesin uzun zamandan sonra çığlığa veya bir kadın şarkısına dönüşmesi için belki de bu filmi seyretmem gerekiyormuş. Bir film seyrettim susan sesime sözcükler, küskünlüğüme barış şarkıları bulaştı. Çaresizliğin çamuruna gömüldüğümüz şu günlerde bu  bir yakarış değil ama( çünkü yakarışı sevmiyorum ben) bir çığlık arayışı, bir sesime ses ver arayışı, bir umut şarkısı arayışı içindeyken; ölüme, hayata,acıya, zamana ve en önemlisi anaların anası doğaya dair bir film seyretmek bana iyi mi yoksa kötü mü geldi ayrımına varamıyorum. Filmden çok etkilendiğim muhakkak, tokat yemiş gibi hissediyorum kendimi..  

Ne tesadüf tam da bir psikiyatristin gizli defterinden okuduğum, otoriter bir babanın oğlunu delirmenin eşiğine nasıl getirebildiğini henüz bitirmiştim. Üstelik babalar ve oğullarının hikayelerinin senaryolarının dolaştığı bir zamanda bu filmi izlemek çok anlamlıydı. Turgenyev'in "Babalar ve Oğullar" romanını okumadım ama Dostyevski'nin  o müthiş romanı "Karamozov Kardeşler"inde acımasız ve otoriter bir babanın, aslında devleti temsil ettiğini biliyorum. Filmde Adem'in babasına dönerek :" sen bana ne yaptın?" demeyip "sen bize ne yaptın baba?" derken böyle bir anlam yüklendiğini düşünmüyor değilim.                               

  Hikaye, otoriter ve acımasız bir babayla, hayata tutunamamış ve dikiş tutturamamış, bedenen ve ruhen hastalıklı, delirmenin eşiğini geçmiş bir oğulun hayatının arasına girmiş kişiler, zaman ve mekanlardan oluşuyor. Yani Adem ve Havvalarin, sarki soyleyen kadinlarin, turku soyleyen doganin hikayesi.

Insan oğlunun trajedisi ve insan kızının tragedyası her an ölümle burun buruna yaşamak; deprem, salgın hastalık, yangın ya da şiddetli rüzgar sonucu devrilen ağacın altında kalabilme ihtimali.    (Nitekim Esma ormanda yürürken devrilen ağacın altinda kalmaktan zor kurtarıyor kendini.) Hiç bir sey yoksa bir anda düşüp  ölebilirsin. Peki ölümün karşıtı olan yaşamın içinde ne var?  Acı, hayatın açtığı yaralar ve bu yaraları tedavi etmeye çalışmakla geçen  ömrümüz. . Ve işte" zaman" denen o meşum düşman, ruh yaralarımızın acılarıyla doldurdugumuz boşluk... Açılan yaralarımızı ise ancak doğada iyileştirebiliriz. Erkekler kadınlarin kucaginda, kadınlar doğanın kucağında iyileşiyorlar. Kollarını açıp doğaya sarılmak, orada kendini özgür hissetmek, rüzgarın hışırtattığı ağacın yapraklarının o muhteşem sesini dinlemek, ağaçların mırıltıları arasında , bir ormanın derinliğinde  kendi derinliğine inmek bizi iyileştirebiliyor.                                                                                                              

Bütün iyilikleri içinde barındıran, kötülüğe karşı bile iyilikle cevap veren, gecenin karanlığını boynuna astığı  fenerle aydınlatan ve hep veren Esma Mucizevi iyileştirme gücü sayesinde Adem'e hayat verirken, onu yeniden doğururken kendi yokoluşunu da hazırlamaktadır aslında. Esma'nın dokunuşuyla Adem daha iyi bir insan olmuş, babası Mesut'un köpeği de Adem'e havlamayı bırakarak saf değiştirmiştir...Bir de geçmişinde işkence görmüş kişilere "sağlam" raporu veren doktor var. Ona da adaya gelen başka bir kadın insanlığını hatırlatıyor.. Ve bir "cumartesi annesi", onun acısını kimse azaltamıyor, kaybını kimse geri getiremiyor.                                                                                                              

Filmde merak konusu olarak kalan şeyler yok mu? Gizemli faytoncunun zaman zaman okuduğu ve kutsal bahşettiği kara kaplı kitap! Ne yazılı içinde?  Aslında herkes kendi hikayesiyle doldurabilir onun içini. Ve ölüm, acı, zaman üstüne şiirsel söylemlerde bulunan dış ses,  filmin vermek istediği mesajlar bu metinlerde mevcut.                                                                                                                                  

Esma'nın söylediği gibi yırtık elbiselerimizle dolaşıyoruz. Atların bedeninde açılan yaralar gibi ruhumuzda açılan yaraları merhem sürüp iyileştirmeden öleceğiz belki, toplumda özlediğimiz güzel günleri görmeden ölüp gideceğiz...Bu trajedinin içinde filmdeki kadınlar gibi  yaşadığımız tüm olumsuzluklara rağmen, yeşillikler içinde kollarımızı alabildiğine açıp yahut sırtımızı toprağa, bacaklarımızı yukarı kaldırıp bir ağacın gövdesine dayayıp çığlık çığlığa şarkı söylemek lazım.                  

Binnur Kaya'nın oyunculuğunun öne çıktığı bu filmin bir kadın filmi olduğunu, sinemadan çıkarken yaşlı bir kadının:"kızım bu Reha Erdem kadın mı erkek mi? " diye sormasından da anlaşılıyor zaten.    

"Reha Erdem erkek" diyorum içimden yönetmene teşekkür ederek...                                                                  

Dünya Kadınlar Gününde bu filmi seyretmek anlamlı olacaktır...                                                                  

 

Abdülkadir Güler, Nev bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Sinema sitesinde de yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 71
Toplam yorum
: 184
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1084
Kayıt tarihi
: 10.08.11
 
 

Hacettepe Fransız Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Öğretmenim, şu anda yurt dışında görev yapıyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster