Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '11

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1977
 

"Şen Bilim"

"Şen Bilim"
 

Bütün alıntılar anlamlıdır...


 

Ne kadar güzel bir başlık öyle değil mi?

Hele bilimi önemsiyorsanız, hatta benim gibi “Adem’den önce de bilim vardı” diyenlerdenseniz bu başlık ilginizi çekmiştir.

Benim de ilgimi kitap raflarına bakınırken çekmişti.

Friedrich Nietzsche’nin (berbat çevrilmiş) aynı adlı, kitabını okuyorum bu ara. Dikkatimi çeken düşüncelerinin altını çiziyorum. Kimi kez aynı fikirde oluyoruz kendisiyle, kimi kez “ama şunu da eklemek lazım be üstat” demeden geçemiyorum. O duymuyor beni ama, ben biliyorum!

Konu bilim, bilimi ele alansa bir düşünür. Bakınız Bilimin Amacı Üstüne neler diyor:

“Bilimin en son amacı insana olabildiğince çok haz, olabildiğince az rahatsızlık verecek ha? Nasıl olacak peki? Ya haz ve rahatsızlık sıkı bir biçimde birbirine bağlıysa? Ya birini olabildiğince edinmek isteyen, diğerini de olabildiğince almak zorunda ise? …”

Sorarak başlıyor konuya. İlerleyen satırlarında ise; Her şeyin bir bedeli vardır, demeye getiriyor. Hazzın yolu rahatsızlıktan geçiyor. Ya rahatını hiç bozmayacak ve yaşanası, tadılası zevklerden kendini mahrum bırakacaksın yahut da acıya, rahatsızlığa katlanarak her sıradanın aldığı hazlardan daha yüksek boyutta olanına yelken açacaksın.

Peki, nedir rahatsızlık veren? Hem rahat hem de haz dolu yaşayamaz mıyız?

Olmaz diyor yaşam öğretisi. Olmaz! Çünkü “armut piş ağzıma düş” hiç olmamış…

Emek vermeden hiçbir bitki yetişmemiş, hiçbir öğreti edinilmemiş. Hatta aşk bile olmamış emek vermeden..!

“Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir” diyordu ya şarkı, onun gibi. Acıdan geçmeyen ne bilsin mutluluğun kıymetini! Dirsek çürümemişse sıralarda, dimağ ne bilsin öğrenmenin erdemini!

Şöyle devam ediyor Nietzsche:

“Bugün de önümüzde bir seçim duruyor: Ya olabildiğince az rahatsızlığı, kısaca acı yokluğunu; ya da çok rahatsızlığı, henüz çok nadir tadılan ince hazların ve keyiflerin bollaşmaya doğru gidişinin bedeli olarak, seçeceksiniz!”

Ama ille de bahtı hep acıdan yana olanlar adına sorasım tutuyor: “Gülmek için ille ağlamak, bulmak için ille de kaybetmek mi gerekiyor?”

Sorumun yanıtı yok elbet! Ama düşünür kaldığı yerden devam ediyor:

“Eğer ilkini seçer de, insan acısını azaltmak ve aşağı çekmek isterseniz, aynı zaman da onun sevinç duyma yetisini de aşağı çekip azaltmış olursunuz. Gerçekten, insan bilimle her iki amacı da gerçekleştirebilir. Belki bilimin şimdiye dek, insanın sevinçlerinden alıkoyma, onu daha soğuk, daha heykel ve daha stoacı kılma gücü daha iyi biliniyor. Oysa büyük acı getirici yanı da ortaya çıkarılabilir!” deyip bir parantez açıyor: “Ve o zaman belki de karşı kuvveti görülebilir, bilimin; yeni sevinç gök adaları yaratacak görkemli gücü!”

O, son sözünü söyleyip sustuğunda, ben arkama yaslanıp düşünüyorum. Günümüz bilim ve teknolojisinin insana getirdiği kolay yaşam ve kolay elde etme rahatlığı, insanlara ne getirdi ve getirdiklerinin yanında neleri götürdü?

Kolay elde edilenden kolayca vazgeçmek bunlardan biri olabilir mi? Dahası, kolay elde etmek o denli sınırları aştı ki; insan bile elde edilebilir kategorisine mi girdi? Hatta bu “arkadaşlık, dostluk” kavramlarının da içini boşaltmış olabilir mi? Ki neticede, doyumsuz, tatminsiz, mutsuz yığınlar oluşmuş olsun?!

Ya rahat yaşamak?

Rahatlık ve konfor düşünme melekesini zorlayabilir mi? Yoksa “Sen düşünme biz senin yerine düşünür ve uygularız” diyenlere “eyvallah” deme penceresini mi açıyor?

İşte bu noktada günümüz yığınlarının kısır döngüsünü görüyorum: Kolaylık ve rahatlık aptallığı besler, aptallık ise kolay ve rahat olanı tercih eder.

Kolay ve rahat olanı seçmek yerine öğrenen, bilmeyi inanmaya tercih eden, analiz ve sentez yapabilme gücüne erişmiş tüm aydınlık beyinlere selam ola…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bilim mevzuları ağır işcilik isteyen bir alan,ben ürettikleri ve sonuçlarıyla ilgiliyim o da kullanıcı boyutunda..:)),sevgili arkadaşıma hoş geldin diyemeden beş altı blog yazmış..özürümü kabul et lütfen..geçte olsa hoş geldin,renk kattın ve sefalar getirdin..selamlar

cinford ali duran 
 10.02.2011 14:14
Cevap :
Kesinlikle ağır işçilik veya ağır beyin gücü. Çok teşekkür ederim değerli arkadaşım. Hoş buldum, sefa gördüm :) Var olasınız.  10.02.2011 19:11
 

Belki trafikte takıldı, belki trafiğe bile çıkamadan kaybolup gitti yorumum :( Aynı cümlelerimi hatırlayamıyorum ama, bu güzel yazın beni uzaklara, ilkokul arkadaşlarımla mektuplaştığım günlere götürmüştü diye yazmıştım. Bin bir hevesle yazardık mektuplarımızı, sağına soluna da resimler çizerdik ve alacağımız cevabı sabırsızlıkla beklerdik.. Şimdi ise iki satırlık maillerle varlığımızı hissettiriyoruz, artık ne kadar var isek ! Emek vermeyince dostluklar da, aşk da, hayallerimiz de uçup gidiyor.. Daha başka bir şeyler daha demiştim sanki önceki yorumumda ama hatırlayamıyorum :) Gecenin içinden en saf sevgilerimi gönderiyorum sana güzel insan..

Mor Okyanus 
 06.02.2011 22:57
Cevap :
İnan bana yorumların kayıp değildi. İl dışındaydım, üstelik misafirim de var. Bu yüzden Özkan'ınkini cevapladım, ama seninkine geçemedim. Şimdi ortalık sakinledi, misafirim uyudu, ben de o kıymetli yorumunu içtenlikle cevaplıyorum. Öncelikle çooook teşekkür ederim. Aynen dediklerine katılıyorum. Emek vermeden hiç bir şey olmuyor malum. Nietzsche'nin mükemmel bir aşk tanımı var. Ve fakat bunun imkansız olduğunu söylüyor. Yalnızca dostlukta yaşanabilir bu duygular diyor. Oysa ben ona katılmıyorum. Çünkü dostluk temelli aşkların, mükemmel olacağına inanıyorum. Fakat elbette malzeme çok önemli. Malzemenin birbirine uyumu çok önemli. Biri bağlama diğeri tezene ise mümkün uyum. Biri akerdeon diğeri mızrap ise değil! Biri nehir diğeri ateşse de olmuyor. Olmazsa olmasın anasatasia! (Arkadaşımın adı, yalanını sana da söyleyeyim mi?) :))) Bak sen mektup dedin, ben sana mektup yazdım. Şimdi bir de cici yapalım ***** :))) Oldu mu? Yıldız bak :) Sevgimleeeeeee sana :)  07.02.2011 0:28
 

Çoook uzaklara daldım yazını okurken.. İlk okul arkadaşlarımla mektuplaştığım yıllara.. Ne büyük mutluluktu emek vererek, satır satır, sayfa sayfa yazmak dostlara, sayfanın sağına soluna çiçek böcek resimleri çizmek (bak, bu konuda ustaydım, çok güzel tırtıl çizerdim) ve günler boyu merakla, sabırsızlıkla onlardan gelecek mektupları beklemek.. Şimdi ise 3 cümleyi geçmeyen kısacık maillerle varlığımızı hissettiriyoruz, artık ne kadar var'sak, var'olduğumuzu zannediyorsak o kadar ! Emek vermediğimiz için yitip gidiyor dostluklar, aşklar ve hayallerimiz.. Nefis bir yazıydı Emine Hanım :) Sevgilerimle, dost selamlarımla..

Mor Okyanus 
 05.02.2011 22:40
Cevap :
El yazısıyla mektuplar yazmak... İlahi sen! Demek sen o döneme yetiştin mi? Alla alla :) Benim zamanımda kaldı sanıyordum. Sen böyle deyince de, lise yıllarım aklıma geldi. Teee 1981-2-3'ler :) Ne mektuplu yıllardı ya rebbim :) Hele okulun yarısının aşk mektupları benden sorulunca, var sen düşün gerisini. :)) Bir keresinde hem kızın mektubunu hem de erkeğin mektubunu ben yazdım :)) Kendimle yazışır gibiydi :)) Asıl yazmaya başlatan o yılların mektupları olsa gerek :) Kenarlarını cicilendirmek hiç ilgimi çekmezdi ama, kızlar pembe kağıtlara yazdırırlardı :) Ben de yazmışımdır elbette :p :))) Alla alla ne var bunda di mi? :))) Emek yoksaaa, ekmek yok :)) Karşılıksızsa, hiç bir halt yok! :))) Öyle olunca ne diyoruz? Hasssektööör, diyoruz :))) Bakma sen bana, kafama göre takılıyorum bu akşam. Çok teşekkür ederim incelikliiii, naiiiiiif, içtenlikliiiiii yorumuna. Bu arada ikincisi de geldi :) Dur ona geçeyimdir :)  07.02.2011 0:17
 

Yazının özeti: "Hayatı yaşamak için rahatımızı feda etmeliyiz ama bunu da rahatsızlık olarak görmemeliyiz." Yeri geldiğinde rahatlık bile rahatsızlık yaratabiliyor. Sağlıcakla...

Ali Haydar ÖZKAN 
 05.02.2011 2:09
Cevap :
Blogun özeti aynen budur işte ablası! Bravo! Bu arada cevabım gecikti, kusura bakma emi? Gönül dolusu teşekkürlerimle sana. Var ve daim olasın. Öyle "yerim dar, yenim dar gidiyorum" filan da deme emi? :) Saygılar, sevgiler sana.  06.02.2011 22:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 135
Toplam yorum
: 3783
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2975
Kayıt tarihi
: 23.07.08
 
 

Eğitim sürecinin bazı bölümleri Almanya ve İngiltere'de olmak üzere en son PAÜ'den eğitim uzmanlı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster