Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Şubat '17

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
855
 

"Seviyor Sevmiyor" ve Zierganik etkisi

"Seviyor Sevmiyor" ve Zierganik etkisi
 

Gökhan Alkan & Zeynep Çamcı


"Seviyor Sevmiyor" dizisi bu pazar günü 28. bölümüyle sona eriyor.
Haziran ayında "She Was Pretty" isimli 16 bölümlük Kore dizisinin uyarlaması olarak hem "komedi unsurları barındırması" hem de "15 yıl özene bezene saklanmış bir çocukluk aşkının günyüzüne çıkma hikayesi"ni vadettiği için çok sevmiştim bu diziyi. Haftalarca reyting sıralamalarında 1. sırada kalmıştı zaten.

Travmatik bir çocukluk ve ilk gençlik yılları geçiren Yiğit Balcı karakterinin; demir zırhlarla ördüğü, içeriye kimseyi almadığı, biraz haşin biraz otoriter kimliği altında itina ile gizlediği yumuşacık ve sevgi dolu kalbini bölümler ilerledikçe yavaş yavaş keşfetmek muazzamdı. Gökhan Alkan bizi kendisiyle o kadar iyi tanıştırdı, öyle içtenlikle rolüne ruh kattı ki üzüldüğü zaman da ağladığı zaman da empati yapma ihtiyacı hissettik Yiğit Balcı ile. 

Deniz'in kurumsal hayat ile ilgili hiçbir fikrinin olmadığı o acemilik dönemlerinde Tuna'nın onunla ve etrafıyla dalga geçişiyle dantel gibi işlenen mizah, buna katkıda bulunan Cemal ve Gazi hep beğeni toplayan gülmekten kırıştığımız sekanslardı. Çok güzellerdi. Zeynep Çamcı'dan başka Deniz gibi uçuk kaçık bir karakteri başka kim oynayabilir diye düşünüyorum, bulamıyorum. Hakeza biraz dağınık biraz çatlak ve biraz da cool tavırlarıyla Tuna karakteri için de Yiğit Kirazcı çok isabetli bir seçimdi.

Ayrıca duygu geçişinin en etkili biçimde yapılmasına hizmet edecek küçük detaylar da "Seviyor Sevmiyor"un bu kadar beğenilme nedenlerinden biriydi. Mesela orjinal Kore versiyonunda da geçen şu "soğan meselesi" unutulmaz sekanslardan biri değil miydi sizce de?

Yiğit'in tamamen hisleriyle hareket edip, farkında olmadan Deniz'in kapsama alanına kapıldığı o dönemde, hasta diye kalkıp Deniz'e ilaç almaya çıkması, sonra Deniz'in zaten ilaç almaya başladığını görüp onun için birşey yapmaktan vazgeçmeyip, internette araştırma yapıp soğan'ın da giribe iyi geldiğini keşfetmesi, sonra Deniz'in masasına o soğanı bırakışı ince ve naif bir detay değil miydi?

Deniz'in soğana gülen yüz çizdiğini farkettiğinde soğan'a gülümserken Deniz ile Neşe'ye yakalanması, olayı örtbas etmeye çalışırken Yiğit'in o hâlleri komik değil miydi? :)

Peki Deniz'in, masasına soğan koyan kişinin aslında Yiğit olduğunu, Yiğit'in bilgisayarında soğan-grip fotoğrafından görüp anladığındaki o tatlı gülümsemesi ekran başında bize de aynısını yaptırmadı mı? :)

Böyle daha onlarca güzel sahne vardı dizide: komik atışmalar, ince ayrıntılar. Ama diğer yandan; hikayenin Deniz'in özgüven eksikliği üzerine kurgulandığı yalanlar ne zaman ki büyümeye başladı, taşınamayacak duruma geldi ve insan boyunu aşmaya kadar vardı, Deniz kendi ailesini bile İrem'in ailesi yapmaya kalktı, işte o dönemeçten sonra seyirci ilgisi de erimeye başladı hafta hafta.

İlk bölümlerde Yiğit'i gördüğü zaman söylediği yalandan ızdırap duyan bir Deniz vardı, gizli gizli Yiğit'i seyreden, yatağında yorgan altında içinde bulunduğu duruma ağlayan, çaresiz, hüzünlü. Ama sonradan Tuna üzerinden kurgulanan ikinci büyük aşk ile çocukluk aşkını eskisi kadar hissettiremeyen bir Deniz ile tanıştık. Ve galiba bu kafası karışık Deniz'i hiç sevmedik. Hatta bir dönem yoksa Deniz Tuna'ya aşık mı oluyor gibi hislere bile kapıldık.

"En güzel aslında kim seviyor" gibi tartışmaların yaşandığı bölümler oldu. Oysa dizinin bütün tılsımı iki çocukluk aşkının yıllar sonra birbirini bulma çabaları çevresinde gelişen olaylardı. Taraflardan birine kafa karışıklığı yazıp hikayeyi uzatma tercihi halk tarafından sevilmedi. İşte bu iki adamın arasında kararsız bırakılan esas kız karakteri tahminimce dizinin bekâsına en büyük zararı verdi. Haftalık reytingleri bölümdeki dönüm noktaları ile eşleştirince böyle de bir sonuç ile karşılaşılıyor zaten.

Dizinin ilk bölümlerinde Yiğit, içine düştüğü psikolojik açmaz konusunda ofis çalışanlarından biri olan Cemal'den destek almıştı hatırlarsanız.
Yiğit'in 15 yıl geçmesine rağmen çocukluk aşkını unutamamasının sebebini psikolojideki "ZİERGANİK ETKİSİ" ile açıklamıştı Cemal. "Yarım kalan olaylar ve duygular tamamlananlara göre hatırda daha fazla kalıyordu".  Galiba izleyiciler olarak; Yiğit & Deniz aşkı da bizim üzerimize zierganik etkisi gibi çöktü kaldı.

Gönül isterdi ki mayası güzel tutmuş, böyle güzel kimyaya sahip bir ekibi pazar akşamları tadıyla tuzuyla izlemeye devam edebilseydik. Ama malesef olmadı.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 3
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 419
Kayıt tarihi
: 05.02.17
 
 

"Edebiyat - Teknoloji - Sanat - Bilim Kurgu" alanlarının kesişim kümesinde insanı ve kabiliyetler..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster