Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Şubat '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
11
 

“Şiddet” denirken…

 

Şiddeti “kişilere, nesnelere yönelik öfkenin yıkıcı biçimde ortaya çıkması” olarak tanımlanıyor.

Şiddet içerisinde “güç kullanma, saldırganlık, bedensel etkimeler, korkutucu sözler” de yer bulmaktadır.

Şiddetin “çeşitleri” olarak günümüzde sıkça yaşananları da şöyle:

Fiziksel şiddet: itekleme, dövme, tekmeleme, bıçaklama…

Cinsel şiddet: tecavüz, zorla evlendirme, kana güç kullanarak sahiplenme…

Duygusal şiddet: küfür etme, alay etme, aşağılama…

Ekonomik şiddet: zor kullanarak parasını alma-yönetme…

“Tüm canlıların, kurumların yaşam, özgürlük, istenç, sağlık, haklarına zarar vermek, geçici de olsa ortadan kaldırmak” şiddet konusu içerisinde yer buluyor…

***

Yaşamı, yaşamın içerisinde yer bulan “etkileşimi”, paylaşımı, eğitimi, sevmeleri bile “ellerinde” tutmak isteyenlerin, “kendinden” güçsüzler üzerinde kurmaya çalıştıkları “egemenlik” gibi bir şey…

Karşısında bulunandan “güçlü” görüyorsa kendini, “susturacağına” inanıyorsa, kolundan çekip götürürken “direnmeyeceğini” düşünüyorsa, dilim dilim doğranırken “karşı koyamayacağından” kuşkusu yoksa…

Ağzından çıkan her söz,

Attığı her adım,

İşaret parmağının her oynayışı,

Aralanan gözlerinin her bakışı…

“Şiddetten” başka bir şey değildir!

***

Sokak ortasında kolundan sürüklenerek götürülen her kim olursa-olsun “şiddet” görüyordur!

Kadınsa, erkekse, çocuksa, gençse, yaşlıysa; her kimse…

Bir “sokak hayvanının” bile aynı biçimde sürüklenmesi “şiddet”!

“Şiddet” yanlıları;

İnsanları “insan” gibi yaşatmadıkları gibi, “sokak hayvanlarını” da “hayvan” gibi yaşatmıyorlar!

Şiddetin başka tanımı da olmamalı…

***

Geçtiğimiz günlerde Adana Tabip Odası, SES Şubesi’nin bir basın açıklaması vardı…

Açıklamada “birinci basamak sağlık sisteminin güçlendirilmesi, sevk sisteminin kurulması, acil servislerde yalnız acil hastalara bakılması, sağlıkta şiddetin durdurulması” konularına yer verilmişti.

Açıklamanın “son” başlığı “şiddet” olmasına karşın, en çok yer verilen de “şiddet” konusuydu!

Sağlıkta “şiddetin”; anlatıldığı biçimiyle yaşandığı gibi, hasta yakınlarının da “şiddet” eğilimli tutumla karşı-karşıya gelebilecekleri düşünülmedi nedense.

“Sağlıkta şiddet” denilince, ilk akla gelen hasta ya da hasta yakınının “sağlık çalışanına” kaba davranışı düşünülüyor!

Tıpkı “karne” notundan dolayı “tek sorumlunun” öğrenci görülmesi gibi…

Hastanede sıra alıp, sırası gelince hekimin karşısına geçen, hekimin oturduğu yerden kalkmayı bırakın bir kez bile hastanın gözüne bakmadan “git emarını çektir” sözüne her gün kaç kişi tanık oluyordur acaba?

Ya da hastasının başında günlerce kalan yakınına, bir kez bile “gülümsemeden”, çoğu zaman sözünü bile dinlemeden çekip-giden hekimin arkasından kaç hasta bakıcısı söyleniyordur acaba?

Hastaneye hastasıyla varan bir yakınına, sağlık görevlilerinin “yol göstermeleri” gerekirken, ilgisizliklerinden geçilmeyen tutumla kimler karşı-karşıya acaba?

Bunlar da hasta yakınına “şiddet” biçimi olmalı!

***

“Şiddetin” içerisinde yer alan gerekçeleri çözümleyebilir miyiz?

O “yıkıcı” öfkeyi ortadan kaldırmak için çaba harcayabilir miyiz?

“Şiddet” yapan da, “şiddet” yapılan da satranç oyununun taşları gibi…

Taşların “kendi” oyununu oynayamaması nasıl “satranç” için şiddetse, insanın toplumsal yaşamında da “bireylerin” üzerine düşen ödevi yapmamaları-yapamamaları “şiddet”!

Kadınlar neden sokak ortasında dövülüyor?

Öğretmen sınıf ortasında öğrencisini neden kulağından çekerek tokatlıyor?

Mahallenin gençleri sokak hayvanlarını akıl almaz biçimde neden cezalandırabiliyor?

Hastanelerde hasta yakınları dayanılamaz ağrılar yaşayan hastalarının sağlığına kavuşmasını beklerken neden saldırganlaşıyor?

Kanımca, “taşların” kendi oyununu oynamamasından…

Bir toplumun kadını kadın, çocuğu çocuk, doktoru doktor, hastası hasta, erkeği erkek, öğretmeni öğretmen olarak benimsenirse…

Herkes kendine düşen “ödevi” yerine getirme “dürüstlüğü” gösterirse…

“Şiddet” çözülemeyecek bir sorun mu?

***

“Şiddet” derken…

Salt “yaşanılanı” değil;

“Yaşattığını” da görmek-bilmek gerek!

220120

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 59
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 353
Kayıt tarihi
: 29.10.09
 
 

Selam ... Yaşam bir garip labirent, karışık bulunca karışıyor. Öyle çok ayrıntı var ki, onları si..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster