Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ocak '20

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
160
 

“Şiirin evi neresidir?”

“Şiirin evi neresidir?”
 
Gazanfer ERYÜKSEL
 
 I
Sanat ve felsefe, bizi hem kendimizle, hem de toplum ve doğayla yüzleştirerek zenginleşmemizi sağlayan kesintisiz bir akıştır. 
 
“Şair olmak istiyorum” diyen bir gence şunları söylemiştim. 
 
İnsanı yazacağına göre onun bir psikolojisi var. Psikoloji okumalısın. İnsan bir toplum içinde yaşar. Öyleyse sosyoloji de okuman lâzım. O toplumun ve insanlığını bir de tarihi var. Öyleyse tarih de bilmek gerekir. Sanat tarihi ve felsefe tarihi dememe gerek var mı? İnsan doğanın bir parçasıdır. Öyleyse doğayı da öğrenmek gerekir. Okuma yanında doğa belgeselleri izlemek ve gözlem yapmak da lâzım.  
 
Gencin gözlerinde giderek büyüyen soru işaretleri ve ünlemler. “Hocam” demişti, “Ben şair olmak istiyorum.”
 
“Bütün bunları yapsan, bir diğer deyişle maddi ve manevi ödemelerini peşin olarak yapsan da sanatçı olmak, teslimat garantisi olmayan bir şeydir çünkü” diye de eklemiş miydim? O gün o vakit demesem de şimdi yazıyorum işte. 
 
“Gökten üç elma düştü” diye biter ya masallar, gökten düşen üç elmanın biri şiire, bizi müziğe, bir de dansa düşmüştü gökten. 
 
 II
“Şiirin evi neresidir?
Şiirin evi insanın yüreğidir: Acılarla, ayrılıklarla, tutkularla kavrulan insan yüreği! İnsan yüreğinin coğrafyası tüm evren! İnsan yüreğinin hudutları yok! İşte tam bu noktada şiir, bizi özgürleştiren bir fırtına olarak giriyor yaşamımıza. Şiir hiçbir dönemde tamamlanmamıştır. Çünkü o, hiçbir tanıma sokulamayacak kadar büyüktür, değişkendir.
Şiir üzerine söylenenler, yazılanlar ‘şiirin nasıl olması gerektiği’ konusundaki bireysel düşüncelerden öteye geçemez. Şiir tanımlamaya çalışmak, rüzgâra eyer vurmaya çalışmaktır. Şair, şiirine kısa bir süre konukluk eder yalnızca. Hepsi bu!
Şiir yalnızca şairlere de bırakılamaz. Şiir, çağlar boyunca kendisi için söylenenleri, yazılanları, deneyimleri vb. kendine katarak, ayıklayarak yeniden yaratarak sonsuzluğa uzayıp gider.
Şiirin tanımsızlığı, bilinmezliği, gizemi ve doğa sürekli yenilenişi gerçek şairler için büyük bir olanaktır. Şiir de doğa gibi sürekli kendini yeniler ama asla tamamlamaz. Peki! Şiirin hangi dilde yazıldığı, hangi dilin çocuğu olduğu önemli midir?”
(Özkan Mert’in “Gece Güneşi Modern İskandinav Şiiri”, adlı antolojinin önsözünden…)
 
 III
“Pazara kadar değil, mezara kadar” diye bir ifademiz var. Dostluğun, arkadaşlığın hukukunun günübirlik değil de bir ömür süreceğini anlatmaya çalışan.
 
Sanatçı ise ürettiği metnin salt kendi ömrüyle sınırlı olması için değil, zamanı aşabilmesi umuduyla yazıp, çizer. O bir gün öleceğini bilen tek canlı. 
 
Bu genellemenin şüphesiz dışında kalan üretimler de vardır. Pazara mal üreten modacı anlayış. “Bu aralar böylesi şeyler moda” diyerek çok satan mal üretenler pazara. 
 
Egemen yapının denetimindeki medya desteği de yedeğe alındığında modacı üretim popüler olur gider. “Ne söylediği, nasıl söylediği” pazarı yönetenler tarafından belirlenen bir iklimdir bu. Alan razı, satan memnun yuvarlanıp giderler. 
 
Bu döngüye bir de “Bas parayı al kitabı” boyutu da eklenince yayımlanan kitap sayısı alıp başını gider. Nicelik ve nitelik arasındaki uzlaşmaz çelişme. 
 
Zaman mı dediniz? O ne moda dinler, ne ödül, ne de pazar payı. Zamanı aşabilenler özgün bir söylem inşa ederek, değişende değişmeyeni söyleyenlerdir. Hepsi bu. 
 
 IV
“Sevebilmek ve adil olabilmek için güç imparatorluğunu bilmek gerekir” der Simon Weil
"Hayatta haksızlık hukukuna saygı duymaması gereken ilk kişi ise aydın olandır." 
 
 V
En son kendini yolcular insan. Bir vakitten bir vakte geçmesi canların. “Ölürse ten ölür canlar ölesi değil” diyen Yunus’a mahsus selam… 
 
 
 
 
 
 
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 89
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 209
Kayıt tarihi
: 16.12.15
 
 

1952 Yılında İstanbul'da doğdu. Pertevniyal Lisesi'ni ve İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster