Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Eylül '13

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
132
 

"Şimdi okullu olduk..."

Oğlum bu sene ilkokul birinci sınıfa başladı. Aslında önceden beri çocuğumun da benim gibi sıradan devlet okullarında okuması niyetindeydim. Öte yandan, çalışma yaşamını ve Güllük'te bir etüt merkezi bulunmamasını hesaba katarak, Milas'taki bir özel okula tam gün göndermeyi istiyordum. Ancak, koşullar elvermedi. Geçen hafta oğlumu Güllük İlköğretim Okulu'na kaydettirdim. Kayıtla birlikte, zorunlu aile hekimi raporu, ayrıca Milas'ta göz muayenesi, okul forması, çantası derken, koşturmaca, stres, heyecan günlerce yorgun ve uykusuz bıraktı beni. Hele birinci sınıfların okula başladığı geçen Pazartesi heyecandan hava henüz aydınlanırken uyandım ve bir daha uyuyamadım. Başka ana babaların da benzer durumda olduğunu tahmin edebiliyorum.

Yeni formasını ve sırt çantasını hevesle kuşanan oğlumun elinden tutarak caminin yanındaki eski okulun bahçesine geldik. Çünkü ana sınıflarıyla birinci sınıflar burada öğrenim görüyor. Müdür Bey konuşma yaptı, kuralar çekilip, sınıflar belli oldu, veliler çocuklarla içeri girip sıralara oturdu. Daha önceden de tanıdığım hanım öğretmenimizle tanışma faslından sonra, çocukları sınıfta öğretmenleriyle bırakıp, bahçeye çıktık. Zaman zaman pencereden ya da açık sınıf kapısından içeriye göz atıp, oğluma el sallamadan yapamadım.

Okul binası, sıralar, duvarlar, tavan ve taban, merdiven basamakları ve dışarıdaki tuvaletler, hepsi son derece eski, yıpranmış ve bakımsız görünüyordu. İçim burkuldu. Kendi okulumu düşündüm. 1976'da Keşan'da (Edirne) başladığım öğrenim yaşamım, Diyarbakır, Sarıkamış (Kars) ve Ankara'da sürmüştü. Keşan Atatürk İlkokulu 1905 ve 1910'da yapılmış iki eski yapıdan oluşuyordu. Yerler kara ziftli tahtaydı, koştukça pencereler zangırdardı, o yüzden içerde koşmamız yasaktı. Tuvaletler dışarıdaydı, suları akmazdı, son derece pisti; korkudan ve kokudan içeriye girmek istemezdik. Neyse ki, okul bahçesinin bitişiğindeki mahalle çeşmesinde elimizi yüzümüzü yıkayıp, su içebilirdik. Ellerindeki bidon, kova, bakraç ve testileri doldurmaya gelen kadınlar, hep bize izin ve sıra verirlerdi... Kışın yılda birkaç kez kar fırtınası olurdu. Sabah tipiye zar zor karşı koyarak, karlara bata çıka okula varır, pencereden içeriye, sıralarımızın üzerine kadar sızmış karları temizler, tam derse başlayacakken kaymakamlıktan gelen "kar tatili" haberiyle sevinçten havalara uçardık. Bu kez bizi arkamızdan iten rüzgarla hız alarak eve giderdik. Annemizin gönlünü edebilirsek, ağabeyimle dışarıya kartopu oynamak ve kızakla kaymak için çıkar, çoraplarımıza kadar ıslanmış olarak eve dönerdik.

Bunlar yaklaşık 40 yıl önceydi. Şimdi Ege'deki turistik bir kıyı beldesindeki ilkokul böyle mi olmalıydı? Ama, ne yazık ki böyleydi. Bizim hiç değilse, üzerinde simit ve mandalina kabukları ısıttığımız, benim fazlaca yaklaştığım için naylon önlüğümü defalarca yaktığım bir kömür sobamız vardı. Güllük'teki sınıflarda duvara asılı elektrik sobasıyla ısınabilecek miydi çocuklar?

Cumhuriyet tarihimizin özellikle son 60 yılında izlenen eğitim ve sağlık hizmetlerini kalitesizleştirme ( ayrıca, özelleştirerek dar gelirli kesimi ötekileştirme, ezme) dolayısıyla bir ülkenin, ulusun, devletin en önemli yatırımı ve değeri olan "insan"ı kalitesizleştirme, sınıflaştırma politikasının sonuçlarını yaşıyoruz. Evet, benim çocukluğum küçük yerlerde ya da Türkiye'nin doğu ve güneydoğusunda eski, bakımsız, pis sayılabilecek okullarda geçti. Ama, son derece değerli, inanılmaz ölçüde özverili, bilgili, yetenekli öğretmenlerin elinde, her şeye karşın "iyi" yetiştik. En büyük şansımız ilgili ebeveynlerimiz, öğretmenlerimiz ve arkadaşlarımızdı. Bunu düşününce oğlumunun, çocuklarımızın geleceği, eğitim öğretim yaşamı konusunda endişelerim, umutsuzluğum biraz olsun dağılıyor.

Evet "Şimdi okullu olduk, sınıfları doldurduk, hüzünlüyüz hepimiz..." Yine de "Yaşasın! Okulumuz, öğretmenlerimiz ve çocuklarımız!"

 

Gülçin ERŞEN – 11 Eylül 2013 / Güllük 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

O kadar esip gürlemeden, geliştik-kalkındık-ilerledik şişinmelerinden sonra Batı'nın Batısındaki bir okul böyleyse ötesini hesap edin artık. Keşan; çocuklarımın ilk ve orta öğretimde 6 sene okudukları şehir... Eğitimleri fena değildi... Daha sonra ikisi de üniversiteyi okudu. Sizin çocuğunuzun da üstün başarılı bir eğitim-öğretim hayatı geçirmesi dileklerimle... İlginiz bütün engelleri aşacaktır. Selâmlar...

İsmail Hakkı CENGİZ 
 10.10.2013 15:14
Cevap :
Teşekkürler. Selamlar.  11.10.2013 14:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 101
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 837
Kayıt tarihi
: 06.07.11
 
 

Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu (İletişim Fakültesi) Radyo ve Televizyon Bölümü mezun..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster