Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Kasım '11

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1413
 

"Şimdi sözden çok iş zamanıdır"

"Şimdi sözden çok iş zamanıdır"
 

2008 YILINDA YANMASINA ENGEL OLUNAMAYAN KÖY ENSTİTÜSÜ DERSLİK YAPISI


 

Köy enstitülerinin kuruluş felsefesi iş ilkesine dayanır. Atatürk’ün “Şimdi sözden çok iş zamanıdır.” özdeyişine koşut; Sabahattin Eyuboğlu da  “Tonguç’un ve devrimci Batı eğitimcilerin öne sürdükleri okulsa üreterek öğreten okuldu. Bu okulda iş sözden önce gelir; öğrenciye bilgi verilmez, öğrenci bilgiyi alır…”(1) demektedir.  Bu anlayışta söz yok, uygulama var… Uygulama ile öğrenme, öğrendiğini pekiştirme var.  Bu nedenle bir yandan dersler verilirken, ağırlıklı olarak iş içinde öğrenme ve yapmaya dayalı eğitim anlayışı ile geliştirilir köy enstitüleri. Uygulamalar ilerledikçe yapılacakların neler olacağı belirginleşir, somutlaştırılarak, uygulanacak programlara dönüştürülürdü. Yaparak, üreterek, gerektiğinde araştırarak sonuca ulaşma yeğlenirdi. Ki bu yol başarıyı sağladı, dünyaya örneklik etmeye varan bir eğitim anlayışını ve atılımını da gerçekleştirmiş oldu.
 
Hasanoğlan Köy Enstitüsü de bu anlayış ve atılımla gerçekleştirildi. Kısa sürede yüzlerce yapı yapılıp küçük bir kasabaya dönüştürüldü Hasanoğlan.  Burada öğrenciler yıllarca bu kendi yaptıkları yapılarda öğrenim görüp, barındılar. Ağaçlar dikip meyvelerinden yediler. Oluşturdukları sebze bahçesinde yetiştirdikleri sebzeleri mutfaklarında yemeğe dönüştürdüler. Okulu ve çevresini ağaçlarla donatıp küçük bir orman oluşturdular.
 
Bu okulda bir süre çalışma fırsatı buldum. O yapılarda gezindim, o yapılarda ders yaptım. Buralarda ter dökenlere, emeklerini severek yapılara katanlara hep saygı duyarak oralarda yaşadım. Buradan ayrıldıktan sonra da Hasanoğlan’dan kopamadım, zaman buldukça da gittim.
 
Yine 06 Temmuz 2008 tarihinde “Mezunlar günü” için Hasanoğlan’a gitmiştim. Her yıl düzenli olarak katıldığım bu birlikteliğe güle oynaya katılmak istemiştim. Açıkhava tiyatrosu eski günlerdeki coşkusunu yaşıyordu. Gelen öğrenciler birbirine sarılıyor, kucaklaşıyor, yirmi, yirmi beş hatta otuz yıl öncesini yeniden yaşamak ister gibi coşuyorlardı. Bu sahneler görülmeye değerdi.
 
Ben Hasanoğlan’a her gelişimde, resim atelyesine dönüştürdüğüm dersliğe giderdim. Hani derler ya; “keşke gitmez olsaydım.” Aynen öyle oldu. Beynimden vurulmuşa döndüm. Atelye yanmış, yazı tahtasında duran yazım kül olmuş, tahtanın iskeleti görünüyordu. Daha geçen yıl, o yazıları yazdığım dönemde öğrenci olan arkadaşlarımın yazı tahtası önünde çocuklarıyla birlikte fotoğraflarını çekmiştim. Neşeliydik, şendik. Çünkü 1982 yılından bu yana, yazdığım o yazılar yazı tahtasında duruyordu. Kimseler silmeye, bozmaya kıyamamıştı. Ne var ki, bu yıl o binaya tümden kıymışlar, o yapıyı koruyamamışlardı. Yapı nasıl olduysa çıkan yangında yanmıştı.
 
Evet, Hasanoğlan’da etkinlik düzenleyenler, Hasanoğlan’da söylemlerle yetinenler…  Size sesleniyorum. “Ne zaman iş yapacaksınız? Ne zaman söze son verip, eylemlerinizle yapıları korumayı gerçekleştireceksiniz?”  Biliniz ki, halk deyimiyle “Lafla peynir gemisi yürümüyor.”  Bunun anlamı “lafla yapılar korunmuyor.” demektir.
 
2009 da da bu yapının benzeri bir derslik daha yanmıştı. Böylece 1941 yılında köy enstitülü öğrencilerin yaptığı bu iki derslik yanarak ağır hasar görmüştü.
 
Bu yanan iki bina köy enstitüleri öğrencilerince o yokluk yıllarında yapıldı. Araç-gereçleri öğrencilerin sırtlarından, omuzlarından geçti. Harçları, onların alın terleri ile karıldı. Onlar; özveri ile çalıştılar, yılmadılar, yorulmadılar binaları bitirdiler.
 
Yani onlar laf üretmediler... Onlar iş ürettiler, bina yaptılar. Hiç yıkmadılar, hiç yakmadılar, hep yaptılar. İçinde okumak, okuyup adam olmak, okuyup ülkeyi karanlıktan kurtarmak için çalıştılar. Yirmi günde yapı oluşturdular. Bu günlere dek uzanan EĞİTİM ANITLARI yaptılar. Sizler yıkasınız, sizler yakasınız diye değil, daha iyisini yapasınız diye çırpındılar, ter döktüler.
 
O yıllarda bu terlerden korktular.
 
Hasanoğlan Köy Enstitüsü öğrencilerinin “… su çıkmaz denen kıraç dağlarda su bulup kendi döktükleri borularla bu suyu köye ve enstitülerine getirmeleri, bu sudan elektrik çıkarmaları sevinç yaratacak yerde kuşku yarattı.” (2) diye yazıyordu Sabahattin Eyuboğlu. Haklıydı. Onlar iş yaptılar, su getirdiler, elektrik ürettiler, bilimle, fenle uğraştılar.
 
Ve de onlar hiç yılmadı. Sözden çok iş ürettiler. Ürettiler… Ürettikleri yapılar içinde ders yaptılar. Ürettikleri yapılar içinde bilimsel tartışmalarla sorunlara çözümler aradılar, çevrelerinde araştırmalar yapıp, bilimsel incelemelerde bulundular.
 
Kısaca onlar hiç durmadı; bilgi ürettiler, salt bilgi üretmekle yetinmeyip piyesler yazdılar, yazdıkları piyesleri oynadılar. Ardından öyküler, şiirler yazdılar… Sözün özü onlar çalıştıkları gibi çok okudular, çok yazdılar…
 
Çoğu şair oldu, yazar oldu.
                                                                                                                                         
Bu nedenle onların emekleri, yaptıkları yapılar, yeşerttikleri alanlar saymakla bitmez. Bitmez. Ne var ki bizler; onların yaptıklarına sahip çıkamıyoruz, onların yaptıklarını koruyamıyoruz.
 
Umarım emeklerini helal ederler… Umarım bizleri bağışlarlar.   
 
Mehmet ERBİL
 
www.mehmet-erbil.tr.gg
 
Tonguç, Engin,  Bir Eğiitm Devrimcisi İsmail Hakkı Tonguç, Yaşamı, Öğretisi, Eylemi, İzmir 2009.
 
Eyuboğlu, Sabahattin, Mavi ve Kara, İstanbul 1973. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

En çok şuna üzüldüm; her yıl yazdığınız yazı tahtası her nasıl yangın çıkmışsa kül olmuş, atelye yanmış. Pekala yazdıklarınız ve çocuklarla çekilen hatıra fotoğrafı ile birlikte o yazılanları şimdi toplayıp yayımlayamaz mısınız? Evet çok haklısınız bu ülkede etkinlik düzenlemek yetmiyor. Bunun ötesinde ne yapılabilir? Bunu aramak harekete geçirmek gerek, yani iş eylemini işi ortaya koymak. O yıllar dile gelse, o terden korkanlar, işten, getirilen kalkınmadan korkanlar, coşkudan korkanlar acıdır ki 1946 ylında bu ülkenin gerçeği ve Mustafa Kemal Atatürk'ün işaret ettiği yoldan dönülmüş. Bu ülke için kanlarını, canlarını, terlerini ortaya koyanlar bu yakıp yıkmaları bağışlamayacaklar hiçbir zaman bağışlamayackları ise geecek nesillere şu güzelm çocuklara aydınlık bir ülke bırakılmayacağı nasıl bağışlayacaklar ülke için terlerini akıtanlar çocuklar için hangi siyasette bir proje iş var gelecek kuşaklara yaşanılır bir gelecek bırakmadıktan sonra. Selam ve sevgiler...

Nabide Kılınç 
 23.11.2011 10:11
 

yaratıcılığın olmadığı yerde eğitimden ziyade eğme zihniyeti vardır. selamlarınla!

mehmet ali şirin 
 09.11.2011 10:55
 

Bazıları yapar, bazıları da yıkamazsa, yakar...Ama o eserleri yaratanlar hala oralara uğrayıp, "Bu ağacı ben diktim... Bu binayı biz yaptık... Burdaki elektriği biz getirdik..." diyerek, ağacını, duvarını, taşını okşarlar... Tabii bunlar onların eseri... Eserleri yapanlar vardır, bir de yakanlar...Saygılar.

Erdal Ceyhan 
 09.11.2011 6:21
 

Acı bir hikaye. Bunları kim neden istemiyor? Ayran budalası gibi ağzı açık gözü kapalı, biatçı sürü oluşturmak isteyenler. Ama başaramayacaklar. Çünkü hala düşünebilen ve çabalayan insanlar, gençler var. Sizler gibi... Sevgiler, selamlar.

Ayrıntıda gezinmek 
 08.11.2011 11:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 57
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 707
Kayıt tarihi
: 29.09.11
 
 

Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi-Yüksek Lisans Resim-19 kişisel Resim Sergisi Yazı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster