Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Aralık '07

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
1451
 

"Sizin hiç anneniz öldü mü" diye sorulur mu?

"Sizin hiç anneniz öldü mü" diye sorulur mu?
 

26 Aralık 2007 tarihli Vatan gazetesinde Tuna Kiremitçi bir yazı yayınladı. Yazının başlığı "Sizin hiç anneniz öldü mü?" idi.

Son yıllarda ortaya çıkan ve çok okunan bir edebiyatçıdır Tuna Kiremitçi. Gamzesi vardır. Yeni yaptırdığı dişlerle hoş bir görünüm de kazanmıştır. Hattâ eşinden ayrılmış ve İclâl Hanım ile evlenmiş fakat bu evlilik de uzun sürmemiştir.

"Sizin hiç anneniz öldü mü?" başlıklı yazı yazan ve romanları çok okunan bir edebiyatçı! Doğrusu okuyanların eğitim ve kültür düzeylerinin istatistiksel ayrıntısını görmek isterdim.

Şimdi "Ne var bu başlıkta" diyenlerimiz olabilir. O halde kendi kendinize düşünün bakalım: Karşınıza çıkan bir yakınınıza, arkadaşınıza, dostunuza "Sizin hiç anneniz öldü mü" diye sorar mısınız? Ya sorduğunuz kişi: "Geçen sene bir kez öldü ama sonra geri geldi" diye sizi alaya alırsa ne olur?

Türkiye'nin "çok okunan" bir "edebiyatçısı" böyle bir cümle kurmaz. Kurarsa yazdığı dili bilmiyor demektir. Çünkü, böyle bir cümle bir kez olabilecek olaylar için kurulamaz. "Siz hiç parasız kaldınız mı?" diye sorulabilir. Çünkü, sürüp giden yaşam içindeki bir zaman diliminde parasız kalabilmiş bunun acısını tattıktan sonra yeniden paraya kavuşmuş olabilirsiniz ve bu durumdan ders almış olabilirsiniz. Ya da "Siz hiç ava gittiniz mi" diye de sorabilirsiniz. "Siz hiç kitap okudunuz mu" diye de sorabilirsiniz.

Bu tür soru cümlelerini uzattıkça uzatabiliriz. Ama, göreceğimiz şudur: "Siz hiç" ya da "Sizin hiç..."le başlayan bir soru cümlesinin devamında atlatılan bir olaydan ya da yaşanan bir an'dan ders çıkarmanız ve yaşantınızın devam etmesi gerekmektedir. Oysa, Tuna Kiremitçi'nin sorduğu soru "Sizin hiç anneniz öldü mü?"dür. Burada düşündüğümüz "Acaba bir kaç tane annemiz vardı da içlerinden biri öldü mü?" diye mi sorulmaktadır?

Tuna Kiremitçi, büyük bir olasılıkla okuduğu yabancı romanlardan esinlenmiş ve başlığı yazısına almıştır.

Bu başlıkta, annemizin bir defaya özgü öldüğü fakat sonra dirildiği kanısı uyanmaktadır. "Evet annemiz öldü bunun büyük üzüntüsünü yaşadık ders aldık ve çok şükür annemiz dirildi. Bir daha da ölmesine asla izin vermeyeceğiz" yanıtı insanın aklına gelmektedir.

"Sizin hiç elektriğiniz kesildi mi?"

"Sizin hiç dişiniz ağrıdı mı?"

"Sizin hiç cüzdanınız çalındı mı?"

"Sizin hiç bilgisayarınıza virüs girdi mi?"

"Sizin hiç blog yazınız reddedildi mi?"

"Sizin hiç arabanız bozuldu mu?"

Bu sorular uzar gider. Uzar gider de, şimdi bu yazıyı okuyanlar, "Esat, sayfa uzasın diye alt alta soru dizmiş derler" diye uzatmıyorum. Ama, lütfen aklınıza gelen tüm "Sizin hiç...." soru cümleciğinin mantığı ile, Tuna Kiremitçi'nin "Sizin hiç anneniz öldü mü?" soru cümleceğinin mantığını kıyaslayın, farkı bulun.

Tuna'nın soru cümlesi dışındaki tüm soru cümleleri bir insanın yaşamının akışı içindeki bir bölümde olmuş ve bitmiş, ya da olması olası, fakat o kişinin yaşantısının devam eden bölümünde kişinin kulağına küpe olan olaylardır. Annenizin ölümü ise, "Sizin hiç..."le başlaması olası olmayan bir cümledir. Evet, annemiz ölmüştür, fakat bu ölüm bizim devam eden yaşantımızda, kendimiz adına ders çıkarılacak bir "şey" değildir. Çünkü, her canlı ölümlüdür, annemiz de bir canlıdır ve o halde o da ölecektir. Ama, canımızdan çok sevdiğimiz insanların ölümü elbette bizi büyük üzüntülere sokar. Bu ayrı bir konudur. Biz Türk dilinin bir soru cümlesini soruşturuyoruz. Bunun nedeni de, böyle bir cümleyi, çok okunan bir edebiyatçımızın kurması.

Tuna Kiremitçi, bu başlığı ölen annenin acısını ancak, annesi ölenler anlar anlamında kullanmıştır. Bu kez da "Anneniz ölsün de görün" der gibi bir düşünce doğmaktadır.

Şimdi yeniden düşünün, siz olsanız, karşınızdaki insana "Sizin hiç anneniz öldü mü" gibi saçma bir soruyu sorar mıydınız? Ya da bugüne kadar hiç sorduğunuz oldu mu?

Tuna Kiremitçi'nin hiç bir kitabını okumadım. Çok şey yitirmediğimi anladım.

İşte size Türk edebiyatında "çok okunan" bir yazar.

Şimdi anlıyor musunuz kendi diliyle okumayı, konuşmayı ve yazmayı bu toplum neden unuttu?

Tuna Kiremitçi'nin yerinde olsaydınız, Doğan Hızlan'ın annesinden ayrılmasını nasıl bir başlıkla verirdiniz?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınızı tümüyle okudum..Söz konusu cümle bence de alıntı..Bir sevğinin, bir acının ifadesi gibi görünse de, derinlemesine bir anlatım ifade etmiyor. Şöyle ''Siz hiç annesizliği yaşadınız mı?'' Veya ''Siz annesizliğin ne olduğunu bilirmisiniz?'' Gibi cümleler, doğru ifadeler gibi geliyor bana..Ben edebiyatçı değiğlim. Ancak 2 yıl önce bir olayı yaşadım.Kızım ilköğretim son sınıftaydı..''Okulumu İstiyorum'' Adı altında bir yazın yarışması düzenlenmiş..Okulun sonuna doğru sonçlar açıklandığında,bizi Milli Eğitim Müdürlüğüne çağıdılar..Kızım il birincisi olmuş..Ödül töreni falan yapıldı..Kızımın türkçe öğretmeni de oradaydı.O'na da birtakım övgülü sözler söylendi..Neyse uzatmayayım..Hocahanıma şunu dedim; ''Kızımın bütün dersleri beş, yalnızca türkçesi üç..Vede buna çok üzüldü..'' Bana şöyle dedi ''Çok güzel koular işliyor, yazıyor.Onunla gurur duyuyorum.Ama türkçe yalnızca bu değil ki..Diger konularda çok başarılı değil..''Selam ve sayğılarımla..Sayfa bitti..

Ali Sönmez 
 17.06.2008 11:00
Cevap :
Evet, Türkçe öğretmeninin dediği doğru.Türkçe yalnız konu bulmak değildir.O konuyu bütün dil kurallarıyla oya gibi işlemektir önemli olan.Bakınız,Nobel Ödüllü yazarımız Orhan Pamuk çok satan ama az okunan bir edebiyatçıdır.Çünkü,okumak için aldığımız kitaplarını anlaşılmaz bir Türkçeyle yazmaktadır.Bu onun ustalığını göstermez,bence dilini iyi bilmediğini gösterir.Örneğin,deneme konusunda bir Melih Cevdet Anday,bir Salah Birsel okuyun, yazının ne zaman başlayıp ne zaman bittiğini anlamazsınız bile.İşte bu güzelliktir Türkçeyi Türkçe yapan."Sizin hiç anneniz öldümü?" düz yazıda mantıksızdır.Bazı yorumcular bana Cemal Süreya'nın "Sizin hiç babanız öldü mü?" ile başlayan şiirini örnek gösterdiler.Ama,Süreya büyük şair.Kurduğu dizeyi hemen düzeltiyor."Benim bir kere öldü kör oldum"diyerek devam ediyor.Benim de savunduğum bu zaten.Şimdi,Kiremitçi'ye yanıtımız "He iki kere öldü"olur mu?Ya da hiç'ten yola çıkarak,hiç olan zaten ölmez ki diyebilir miyiz?(Umarım kızınız iyi bir edebiyatçı olur)  21.06.2008 10:52
 

Milliyet Blog'da yazan birçok arkadaşımız, Türkçe'yi hiç de güzel ve kurallarına uygun kullanamamalarına rağmen "BEN YAZARIM" diye böbürleniyorlar. Ben, "yazarlık öyle kuralsız karalamalarla olmaz" deyince kızıyorlar. Yazım kurallarını öğrenmenin yaşı mı vardır? Ben bu yaşta her gün bir şeyler öğrenirim. Konfüçyüs'ün sözlerindeki son cümle, "... kim bilmediğini bilmiyorsa o aptaldır, ondan uzaklaş!" olacaktı. Siz "onu yok et!" yazmışsınız. Konfüçyüs gibi bir bilge kişi "insanları cinayete mi yönlendirir? Yok etmek başka nasıl olur? Sihirbaz mıyız?:)) Saygı ve sevgiler.

Mustafa Mumcu 
 06.01.2008 13:16
Cevap :
Doğru söylüyorsunuz, son söz "onu terk et" ya da sizin yazdığınız gibi "ondan uzaklaş" olmalıdır. Fakat bazı tercümelerde "onu yok et" geçmektedir. Bence, büyük filozofun "Bilmediğini bilmeyen"lere katlanamamasından doğan bir söz böyle de edilmiş olabilir. Ama, bazı tercümanlar bu son sözü sizin de yazdığınız gibi filozofa yakıştıramamış olabilirler. Diğer görüşlerinize de katılıyorum. Nedense insanların en kolay sandığı şey yazı yazmak oluyor. Oysa hiç de öyle değil. Tabi ki Türk dilini sevenleredir bu sözüm. Sevmek özen göstermeyi gerektirir. (Sevgiler)  06.01.2008 19:28
 

Bir bardak suda fırtına koparmışsınız sevgili Esat Bey. "Sizin anneniz öldümü?" cümlesini biraz daha dramatize etmek için konmuş "hiç" kelimesi. Yani "siz hiç benim kadar acı çektiniz mi?" alnamında. İngilizce "Do You speak english?" sorusuna da en az 3 şekilde cevap verebiliriz. 1. Yes, I do. 2. Yes, I speak english. 3. Yes, I do speak english. Üçüncü cümledeki "do"ya ne gerek var? İngilizce konuştuğunu vurguluyor. Anlamı güçlendiriyor. Tuna Kiremitçi 34 yaşlarında genç bir yazarımızdır. Açıkça söylemem gerekirse birkaç kere AKTÜEL Dergisi'nde yazılarını okudum ve çok beğenmedim. Bir kitabını da satın almadım. Ama birçok ödül almış, genç ve yakışıklı bir yazarımız. Dişlerini yaptırmasaydı daha mı iyi olurdu sizce? Benim de dişlerimi yaptırmam gerekiyor ama imkânım yok. Bakın o yaptırmış, ne güzel. Yorum yapanların hiçbiri mi haklı değil? Herkese kızmışsınız. Cemal Süreyya da "Sizin hiç babanız öldü mü" diye başlayıp hamamdaki tastan, gözü sabunlu ağlamaktan bahsetmiş. Kızın!

Mustafa Mumcu 
 05.01.2008 16:30
Cevap :
İnanın ben de bir bardak suda fırtına koparacağımı bilmiyordum. Yalnız, şiir dilini alıp bir makaleye başlık yapmayı yadırgadım o kadar. Dedim ya, şiir de kuralsızlık bile bir kuraldır. Nitekim, Cemal Süreya'nın şiiri de böyledir. Bunu Türk ve dünya şairlerinde de görebiliriz. Edebiyatın bir başka dalı olan romanda da kuralsız gibi gözüken eserler vardır. Aslında, bu tür edebi eserler eğer kendi içinde tutarlıysa o edebiyatçının gücünü de ortaya koyar. Örneğin "The Sound and The Fury" yani Faulkner'in "Ses ve Öfke"si. Sanki zaman atlamaları gibi geliyor okura değil mi? Oysa bu roman yüzyılın klasikleri arasına girmiştir bile. Demek istediğim şu: "Sizin hiç anneniz öldü mü", "Hiç sizin anneniz öldü mü?", "Sizin anneniz hiç öldü mü?" gibi değişik cümleler kurularak bu soru sorulabilir. Ama ortaya konan bir edebi eser değilse bazı cümleler yerine oturmuyor. Tabi ki cümleler de havada kalıyor. Edebi eserlerin ebedi eserler olması yazarının dilini iyi bilmesinden kaynaklanmaktadır.  05.01.2008 21:57
 

Emrah Sezgin'e verdiğim yanıtta Konfüçyüs'un sözü şöyle olacaktı: "Her kim biliyor ve bildiğini biliyorsa o akıllıdır onu takip et. HER KİM BİLMİYOR VE BİLMEDİĞİNİ BİLİYORSA O MASUMDUR ONA ÖĞRET. Her kim bilmiyor ve bilmediğini bilmiyorsa o aptaldır onu yok et"

ESAT SÖNMEZ 
 31.12.2007 21:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 681
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2950
Kayıt tarihi
: 26.05.07
 
 

İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdum. Bir daha da Kadıköy'den ayrılmadım. İstanbul Üniversitesi, Ede..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster