Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
521
 

“Sosyalist” Darbe

“Sosyalist” Darbe
 

Balyoz Darbe Planının hedeflerini okuyunca aklıma, zamanının CHP’li Ankara Valisi (ve aynı zamanda Belediye Başkanı) Nevzat Tandoğan’ın ünlü sözü geldi; “Bu ülkeye Komünizm gelecekse, onu da biz getiririz”

Planlarda, özellikle ekonomik alanda yapılmak istenen düzenlemeleri görünce, insanın dilinin ucuna ister istemez “hey, bizim devletimiz ülkeye komünizm getirmeye karar verdi galiba” cümlesi gelip yerleşiyor.

Düşünsenize, darbe sonrasında hedeflenen arasında, stratejik öneme sahip işletmelerin devletleştirilmesi, özelleştirilen KİT’lere yeniden el konulması, dış borçların faizinin silinmesi ve anapara ödemesinin ötelenmesi, çıkarılacak nerden buldun yasası ile servetin kaynağına ilişkin yeterli izahatta bulunamayanların servetlerine el konulması, uluslararası şirketlerin ortak olduğu holdinglerin devletleştirilmesi, yeşil sermayeye, azınlıkların birikimlerine el konulması, Türk parasını koruma kanunu gereğince döviz giriş ve çıkışlarının kontrol altına alınması, özel teşebbüsün imkânlarına % 4o'a varan oranlarda el konulması, hazinenin, darphanenin başına ve banka genel müdürlüklerine nitelikli, uzman muvazzaf veya emekli askerî personel atanması gibi önlemler var.

Hayatı boyunca sosyalizm için mücadele eden bir insan için, üretim araçları mülkiyetinin ve servetin yeniden devlet elinde toplanmasına neden olacak böyle bir seçenek oldukça cazip olsa gerek. Hem de yıllarca mücadele ettiği ordu tarafından, uğraşsız ve zahmetsiz böyle bir ülkenin hediye edilecek olması, olsa olsa kaderin bir cilvesi olabilir.

Bu şekilde, Türkiye’deki özellikle sosyalist sol kesimin bu kadar darbe söylentisine, iddiasına sessiz kalmasının gerekçesini de anlamış oluyoruz. Ancak çok geç kalmadan, yazının henüz bu kısmında, böylesi bir tavrın olsa olsa geri kalmış bir ülkedeki, üçüncü dünya solcularının tavrı olabileceğini eklemem lazım.

Çünkü, devletçilik yalnızca sosyalizme ait bir tercih değildir. Daha da ilginci, sosyalizm devletçi bir ideoloji de değildir. Sosyalizmin neden devletçi bir ideoloji olmadığı kısmını sonraya bırakıp, devletçi olan diğer siyasi sistemleri biraz inceleyelim.

Aslen devletçi olan düzenler, faşizm ve Nazizm gibi totaliter rejimlerdir. Ancak bu devletçilik, çoğu kez olduğu gibi kamusal fayda sonucunu veren bir devletçilik değil, sadece devlet içindeki güç odaklarının iktidarını mutlak kılan bir devletçiliktir. Devlet içindeki odakların sahip olduğu gücü belirleyen tartı, devletle, devletin dışında kalan toplum arasındaki güç dengesidir. Devletin kontrolündeki ekonomik araçlar, merkezi kurumlar, ideolojik aygıtlar ne kadar fazla ve etkili ise, devletin içindeki güç odakları da toplum karşısında o kadar etkili olurlar.

Bu nedenle devletin bürokratik kesiminin tercihi, her zaman devletin elindeki güç ve imkânların fazla olmasından yanadır. Özellikle de devletin silahlı bürokratik kanadı olan silahlı kuvvetlerin. Bu, ekonomik yapıları zayıf, orta sınıfı yeterince gelişmemiş ve bu nedenle devletin büyük ekonomik kaynakların önemli kısmına sahip olduğu az gelişmiş ülkelerin çoğunda böyledir.

Nazizim ve faşizmde de örneklerine rastladığımız ve ekonominin her noktasını kontrol altında tutan devletçilik formu, sosyalist bir içerik asla taşımaz. Sadece kapitalizmin devlet eli ile idaresi anlamına gelen devlet kapitalizm olarak tanımlanabilir.

Çünkü sosyalizm, merkezileşmeyi değil, yerelleşmeyi ön plana çıkaran bir ideolojidir. İnsanların kendi kendilerini yönetmelerini, yönetim kademelerini insana ya da insan topluluklarına en yakın noktaya taşımasını amaçlar, ulusların ve toplumların kendi kaderlerini tayin hakkını önemser. Ayrıca sosyalizmde ortak mülkiyet sahipliği, mülkiyetin bir merkezde toplanması olarak değerlendirilmez. Herkesin eşit şekilde mülkiyet edinme hakkının sağlanması, mümkünse ulaşılabilir, yönetilebilir, ortak mülkiyet şekillerinin geliştirilmesi hedeflenir. Yani sosyalizmde esas olan, Denizli’deki bir fabrikanın mülkiyetinin Ankara merkezli devlete devredilmesi ve oradan yönetilmesi değil, fabrikanın orada çalışan işçilerin ortak mülkiyetine çevrilmesi ve üretenlerin yöneten olmasıdır.

Bu, ne kadar gerçekleşebilir bir projedir, ne kadar ütopyadır ya da bu gün o noktaya ne kadar yakınız, tüm bunlar farklı bir tartışma noktası. Ama devletin içinde yer alan bürokratik kanadın, toplumdaki üretim güçlerini devletleştirmesinin ve tüm ekonomik karar mercilerinin merkezileştirilmesinin bu yola çıkmadığı son derece açık. Bu yol, tarihte de olduğu gibi olsa olsa faşizme çıkar.

Çünkü bu devletleştirme projesinin arka planında, birilerinin kendi zihninde olan doğruları topluma dayatması vardır. Toplumun tek tipleştirilmesi amacıyla bünyedeki farklılıkların ve zenginliklerin budanması vardır. Toplumun devlet karşısında özgürlüğünü elde etmesine yol açan sivilleşme, sivil toplumu kurma sürecinin baltalanması vardır.

Balyoz darbesi sonrasında da planlanan adımların çıkacağı yolun, daha eşitlikçi, daha adil bir ülke olmadığı açık. Çünkü hiçbir kapalı toplum, en kötü açık toplum kadar bile eşitlikçi ve adil değildir. Güç ne kadar merkezde toplanırsa ve ne kadar kontrol dışında tutulursa, düzenin merkezinde yer alanla eteğinde yer alan arasındaki fark o kadar açılır.

Balyoz darbesi ile planlanan şey, sadece yönetme becerisi kalmayan bürokratik bir ideolojisinin yeniden tesis edilmesinden ve gücü yeniden kendisinde toplamaya çalışmasından başka bir şey değildir. Zaten, bu darbeye girişilse ve başarılı olsa dahi, bu hedeflerle Türkiye’nin bir ay bile idare edemeyeceği son derece açık. Ekonomisi ihracata ve turizme dayalı bir ülkeyi içe kapatmanın ve tüm dünyaya sırtını dönmenin bedeli, yoksullaşmaktan başka bir şey olamaz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba...Bloğunuzun içeriği son paragrafta özetlenmiştir...Askerlerin "çoğunun devletçi ve bürokratik zihniyetin" ötesinde başka siyasal ve toplumsal düşüncelerle pek ilgilendiklerini sanmıyorum.Askerlerin tarihten gelen geleneksel tavrı, devletçi ve bürokratik konumlarını rahatsız eden gelişmelerin ülkeyi ve halkı da rahatsız ettiğini sanmalarıdır.Bugün hala, bazı darbe yanlısı askerlerin ve sivillerin kafasında canlanan resim, ülkenin şu veya bu şekilde işgal altında olduğu ve baştaki hükümetin düşmanla işbirliği içinde bulunduğu resimdir.Peşpeşe ortaya çıkan darbe senaryolarının ya da planlarının hazırlanmasının ana fikri de budur bence...Bu düşüncemden, az sayıda da olsa zaman zaman "demokrasi" sözcüğünü kullanan bazı asker kişilerimizi ayrı tutuyorum. Örneğin son açıklamasında, hükümetlerin seçimle gelip seçimle gitmesi gerektiğini vurgulayan Genelkurmay Başkanı'nın sözleri,darbeden medet uman asker ve siyasilere ve aynı düşüncedeki kimi sivil kişilere kapak olmalıdır.Selamlar

cdenizkent 
 26.01.2010 10:03
Cevap :
Sayın cdenizkent, son 10 yıldaki okumalarımla şunu fark ettim ki, bürokrasinin kendisine ait özel bir ideolojisi ve mantalitesi var. Bürokrasi de başlı başına bir sınıf. Aynen din adamları sınıfı gibi. Ve onlarında yürüttükleri bir iktidar olma politikası var. Türkiye'de bu iktidar hep güçlü ve etkin olmuş. Ön planda sivil siyasetin sahne almasına izin verse de perde arkasından oyuna müdahale etmekten hiç geri durmamış. Şimdi iktidarının sarsıldığını hissediyor. Ancak sahip olduğu mantalite gereği, kendi iktidarını kaybetmesini, ülkenin işgal edilmesi, iflas etmesi, yok olması ile eş değer tutuyor. Buna gerçekten de inanıyorlar. Ancak, zihinlerinde oluşan bu alışkanlık yavaş yavaş değişiyor ve içlerinden normali algılayan zihinler yavaş yavaş çıkıyor. Hatta belki de içlerinde normali algılayanların sayısı hiç de az değildi ama anormale yakın olanlar diğerlerini baskılıyorlardı. Anormale yakın olanların yavaş yavaş gündemden düştüğü bu dönemde normaller gün yüzüne çıkıyor  28.01.2010 16:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1765
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster