Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

E. Kurmay Yarbay Mustafa Kemal Öztürk

http://blog.milliyet.com.tr/emeklibirsubay

10 Ağustos '06

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
1728
 

"Su" lu bir yazi...

"Su" lu bir yazi...
 

Gökçe Bostan'da evimizin tam karşısında, Osman Efendilerin duvarının dibinde bir çeşme vardı. Çeşmenin suyu gece gündüz akardı. Mahalleli kadınlar çeşmenin etrafında kab, kacak yıkarlar, sularını sıraya girerek alırlardı. Sık sık da sıra kavgası ederlerdi. Çığlık çığlığa.

Omuzlarında kalınca bir sopa, sopanın iki ucunda çengeller, suyla dolu sitilleri çengellere takip, evlerine su taşırlardı. Anam merdivenden yukarı su taşır, hiç de suyu dokup, ziyan etmezdi.

Yağlı kab kacakları toprakla yıkarlardı. Kille. Kil dediğin koyu çamur. Vallahi ve billahi sanki sabun gibi köpürürdü.

Anam bizi evde leğenin içinde "İki Tas Su Isıtıp" yıkardı. Kirlendiğimizde de hamama götürürdü. Beni kadınlar hamamına, yanında götürürdü. Kurna başında bir sürü kadın. Ellerinde taslar. Aynı kurnadan su alıp dökünecekler. Su dökerken, ekşi ekşi kokarlardı. Hamam da ekşi ekşi kokardı. Anam sıcak suyu bulmuş. Ilıştırmadan dökerdi. Yandım anam... Temiz olduğumuza karar vermesi için suratımızın kıpkırmızı olması lazımdı. Hah, derdi. Şimdi elin yüzün parladı...

Anamın hamamları dayanılmaz oldu. Sıcak suyu dökünce kendimden geçer oldum. Beni hocalara götürdü, muskalar yazdırdı. Hamamda bayılıyor, diye. Muska yazdıracağına, babamla erkek hamamına gönderse bu iş hal olacak. Neyse, sonunda hamamda ki kadınlar, bu çocuk artık büyümüş, dediler. Daha çocuk, dedi. Dinlemediler. Olmaz...

Babam, kirlendiğimize karar verdiklerinde, Kale Ardı'ndan Köprülü Hamamı'na götürürdü. Ben diyeyim bir, siz deyin iki kilometre eve uzak. Belki dört, beş. Hamamdan sonra sarınmış, elin yüzün kapalı, karların içerisinde yürüyerek eve gelirdik. Bir sıcak, bir soğuk. Babamla gittiğimiz hamamlarda ne kurna başı kavgası, ne sıcak su ayarı. Keyfimize göre yıkanır çıkardık. Babam bizi bir kere keseler, bir kere de sabunlar, hadi kendiniz yıkanın, derdi. Erkekler hamamının suyu sanki daha boldu?

Bizim köyde çeşme yoktu. Suyu "göze" lerden alırlardı. Su, fikir fikir topraktan fışkırırdı. Elinin üstüyle yavaşça birikmiş suyun üstünde ki tozu, yaprağı, pisliği temizlersin, sonra gözenin kenarına diz çökersin, iki elin gözenin iki yanında. Namaz kılar gibi, husu içinde suya eğilirsin. Dudaklarını durgun suyun üstüne kondurur, husst, diye içine çekersin. Marifet, durgun suyu bozmadan, kendinden sonrakine, tertemiz teslim edebilmede. İçme suyunu yengemler gözeden alırlardı. Ellerinde ki bakır taşlar, suyun göletine öyle nazik, öyle yumuşak dokunurdu ki, suyun altından toz, çamur kabarmaz, su kımıldamaz, öyle berrak, obur yengemize sıranın gelmesini beklerdi.

Yıkanmak için dere kenarında ateş yakarlardı. Koca koca bakır kovalarda su kaynatırlardı. Soyunur, bir taşın üzerine çömelirdik. Yengem saçımızı kille köpürtür, elindeki keçe keseyle vücudumuzda ki kirleri kat kat edip döker, peşinden taşla sıcak suyu boca ederdi.

Ben, şimdi bazen o günleri özlüyorum. Küvete oturuyorum. Pencereyi açıyorum. Temiz, serin hava gelsin diye. Bir kovaya sıcak su dolduruyorum. Tir tir titrerken, sıcak suyu kafamdan aşağı boca ediyorum. Sıcak suyu kafamdan aşağı dökerken de bağırıyorum. Sıcak su derimi kızartıyor. Benim çocuklar, şaşkın şaşkın bakıyorlar. Bu herif niye kendi kendine işkence yapıyor, diye...

Sıcak suyun lezzeti, bir türlü dere başında ki gibi olmuyor...

Hediye'lerin evinde otururken de çeşme yakındaydı. Orda da çeşmenin suyu devamlı akardı. Sivas'da bazı çeşmelerde zincirle taşlar asılıydı. Kepenek suyu derlerdi. Kepenek suyu, iyi içme suyu. Yumuşak. Kepenek suyu da gece, gündüz akardı.

Anama rüyamı söyledim. Yukarıdan akan sularla yıkanıyordum, diye. Anam bilmiş kadın. Hem evi süpürür, hem elinde bir kitap, kendi kendine okur. Okuma yazmayı, kendi kendine öğrenmiş. Belli ki, büyük adamlar nasıl yıkanır, biliyor. Büyük adam olacaksın, dedi. Büyük, adam. Yukarıdan akan sularla yıkanacaksın. Hep sıcak akacak. Bıkana kadar. Ben anama inanamadım. O kadar sıcak su nasıl bulunur, diye.

Yesilyurt'da Harbiyenin 6 katlı koğuşunu, denizin karşısına dikmişler. İki adım öten derya. Her yer su. Koğuşlarda su akmaz. Sıcak su anamın dediği gibi hesapsız değil. Tuvaletler de ibrikler var. Alafranga tuvaletler, yarım dolu plastik ibrikler. Niye? Su mu yok. Yoksam, önce bina yapıp, su nasılsa gelir mi, dediler? Yine de yıkanıyoruz. Dört kat aşağıya iniyor, büyük sınıf abilerimizin duşlarını kullanmak için izin istiyoruz. Bazen he diyorlar. Bazen, olmaz.

Piyade Okulu'na gittik. Tuzla'ya. Etraf su dolu. Koğuşlarda su yok. Helalar neyse ki alaturka. Helanin ortasında, demir ayakların üstüne dikilmiş, altinda musluğu olan kocaman variller var. Birer hortum, lavabolardan bizim varillere geliyor. Gece su akarsa, variller dolsun diye. Plastik ibriklerden teharet iyi oluyor da, yüz yıkaması zor. Bir elinle plastik ibriği tutacaksın, su dökmeye. Tek elle sabun kullan, yüzüne sür. Zor iş. Tuzla'da da, "su... su..." diye inliyoruz.

Bizimkiler suyu pek ciddiye almıyorlar demek ki!

Kütahya'da erleri hamama sokuyoruz. Daha soyunup, musluklara gidene kadar sular kesiliyor. Tras olanlar var. Şaşkın şaşkın etrafa bakıyorlar. Hamamcı Memed tamam diyor. Bu kadar. Hamamcı Acemi Erlerden kıdemli. Usta Er. Kimse birşey diyemiyor. Su bitti. Sıra öbür bölüğün. Çaresiz, peştemballarını toplayarak dışarıya koşturuyorlar. Kütahya? Kütahya ovası. Durduğum yeri kaz. Su çıkacak. Su yok. Yoksam var mı?

Bakırköy'de kocaman apartımanın alt katında iki bekar kalıyoruz. Gündüz evde yokuz. Gece yok sayılırız. Eve bir uyumaya geliyoruz. Sabah yataktan iniyorsun. Cap, diye suyun içine. Halil abi, yine yağmur yağmış, diyor. Allah kahretmesin... Bizim evin yerleri bir karış su. Kanalizasyon taşıyor. Su geri çekildiğinde bir koku, bir koku. Suyumuz bol!

Geçenlerde bir gazetecimiz köşesinde yazmış. Kendisiyle birlikte asansöre binenlerin kokularından şikayetçi:

"Ne olur sabahları bir duş alsalar?"

Biz kazara yıkanıp, elimiz yüzümüz temiz, saçımız yağsız dışarı çıkarsak, arkadaşlarımız anlamlı anlamlı gülümser, kulağımıza eğilip sorarlardı: "Cenabet misin?"

Ümraniye'de Hasan Amcalardayım. Pazar sabahı. Su yok. Erken uyananlar su bırakmamışlar. Tuvalete gitmem lazım. Koştum çarşıda ki camiye. Su bulurum, diye. Su yok. Bindim dolmuşa. Dolmuş şöförü müşteri bekliyor. Bekliyor da bekliyor. Üsküdar'a vardık. Koştum. Su yok. Kadıköy dolmuşuna atladım. Altı Yola giderken sağda, tam yol ağzında bir cami var. Koştum. Sular akıyor...

Bağlarbaşı'ndaki evin termosu kömürle çalışıyor. Kömürün üstüne, cas, cas su damliyor. Delik gittikçe büyüdü. Artık damlamıyor. Akıyor. Kazanımız bakır bir kazan. Gittik sorduk. Sok getir, dediler. Kazanın deliğini kaynakla kapattılar. Bir ay geçmedi, yine akıyor. Senin kazanın ömrü bitmiş, dediler. Gazlı bir termosifon aldım. Taksitle. Balkona da bir varil. Orta boylu. Ne keyif be?

Tugay'a ikinci gidişimiz. Yanımızda eski bir hangar var. Şimdilerde spor salonu olarak kullanıyorlar. Buz gibi, gurul gurul soğuk su var. Bir tane termosifon. Sıcak su spor yapanlara yetmiyor. Duşun olduğu yerde ısıtma sistemi yok. Buz gibi. Bir de su soğuk olursa, yandın. Hayır, dondun. İstihkam Kıt'a komutanı halimizi gördü. Bir şofben koydu. Suyu akarken ısıtıyor. Sıcak su derdimiz kalmadı. Etraf kar, buz. Biz sıcak suyun altındayız. Duştan sonra sobanın olduğu odaya koşuyoruz. Sobanın üstünde bir çaydanlik. Sıcak çay. Tarçın. Limon. Ne keyif be? Sıcak suyumuz var... Sağ olasın komutan!

Yesilyurt lojmanında balkona bir varil yerleştirdik. Banyoda sıcak su için gaz kullanıyoruz. Gaz her zaman bulunmuyor. Bulunsa paramız olmuyor. On gündür yıkanamadık. Bizim Sekip'le konuşuyorum. Doldur bizim bidonu, dedim. Para demedim. Başüstüne, dedi. Akşam eve gittim. Karının eli yüzü parlıyor. Hayırdır? Sekip Bey, bir tanker dayadı balkonun altına... Varili ağzına kadar doldurdu...

Ulan Sekip! Ne büyük adamdın!

Alanya'daki yazlığımız (!) susuz. Babam kirletilmiş kuyuyu yeniden açti. Su geliyor. Biraz kumlu mumlu ama olsun. Buz gibi su. Kuyunun yanına da koca taşların üzerine kocaman bir varil yerleştirdik. İçi su dolu. Altında ateşi söndürmüyoruz. Odunları babam, denizden topluyor. Anamla birlikte. Ocağın yanı odun dolu. Bazen, etrafta kimse yoksa, denizden geldiğimiz de, kazanın içine giriyorum!

Epey sonra babam eve su bağlatti. Su evin içine kadar gidiyor. Banyoda bir odunlu termosifon var mıydı? Vardı, vardı. Ama dışarı da banyo yapmanın keyfi karanlık banyo da yok. Alanya'da ben diyim beş, siz deyin on kez yıkanırdık. Günde. Haftada değil. Denize gir çık. Yikan. Kapının önünde, bahçede sıcak su.

Bol suyu, yine babadan gördük...

Su için, hele hele sıcak su için neler etmedik. Kimlere yalvarmadık, neler bulup yakmadık. İki taş suyu nasıl gıdım gıdım kullandık...

Kızılırmağın, Değirmenin, Akdeniz'in, Karadeniz'in suyunda yüzdük. Kepenek suyu içtik. Toroslar'dan gelen suyla yemek yaptık.

Suya öylesine bağlıyım. Öylesine saygılıyım ki sormayın. Heba olmasın, boşa gitmesin diye, babam gibi, bardaklarda çocuklardan kalan suları içiyorum. Kıyamıyorum dökmeye.

Cekmiyorum sifonu. Bekliyorum. Isim bitene kadar. Olsun. Pis adam, desinler...

Fotograf: Su damlalari

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 798
Toplam yorum
: 1810
Toplam mesaj
: 47
Ort. okunma sayısı
: 2454
Kayıt tarihi
: 25.07.06
 
 

Harp Okulu 1974 mezunuyum. 1983'de Kurmay Subay olarak mezun oldum. 1987 yılında Silahlı Kuvv..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster