Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Aralık '15

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
122
 

"Tanrıyı kim yatattı?" Sorusu

"Tanrıyı kim yatattı?" Sorusu
 

www.bilimdinfelsefe.com


“Tanrıyı/Allah’ı kim yarattı?”, “Allah kaldıramayacağı taş yaratabilir mi?” vb. sorular Ateizm düşüncesini savunan pek çok insan tarafından yöneltilen en meşhur sorularındandır. Bu ve benzeri sorularla karşılaşan pek çok insan bu soruların cevabını bulamadığında içten içe şüpheye düşer, inanç temelleri sarsılır.

İnancını sorgulayarak sağlam temeller üzerine bina etmemiş kişiler bu tür sorularla karşılaşınca genellikle bocalarlar. Zira bu tür kişiler genellikle kendilerine ailesi veya çevreleri tarafından ne öğretilmişse ona inanmış neye niçin inandığının bilincinde olmayan kişilerdir. Dolayısıyla günün birinde bu tarz sorgulayıcı sorularla karşılaşınca birden bire şoke olurlar. Bu ve benzeri sorular şimdiye kadar hakkında hiç düşünmedikleri konuların tehlikeli bir şekilde sorgulanması anlamına gelmektedir.

Peki, bu ve benzeri sorularla karşılaşan insanlar ne yapar?

Genellikle; önceleri içsel bir huzursuzluk yaşarlar. İnançlarının sorgulanması hoşlarına gitmez. Zira bir şekilde hayatları belli bir düzende akıp gitmektedir. Hem anne, babaları, çevreleri ya da ataları ona böyle öğretmişlerdir, hepten yanılmış olamazlar ya. Sonra bir anlık korkuya kapılırlar. "Acaba inancımı yitiriyor muyum?" "Neler düşünüyorum böyle ben!" Sonra bir müddet bu soruya yanıt ararlar. Bu konuda güvendikleri en yakınlarına sıkıntılı bir şekilde kıyısından köşesinden soruyu açarlar. Zira birileri tarafından inançsız olarak nitelendirilmekten korkmaktadırlar.

Neticede pek çok insan bu tür sorulara tatmin edici cevaplar bulamadan konunun üstünü kapatırlar. Artık inançlarını sorgulamayı bırakırlar. Kendilerine anne, baba, çevre ve atalardan aktarılan bilgilere sorgusuz sualsiz teslim olurlar. Onlar için bu alan tehlikeli alandır. Sorgulanmamalı, akıl yürütülmemelidir. Oysa Kur'an'ın en çok eleştirdiği rol modellerden biri de bu davranış türüdür ve tam tersine Kur'an her zaman akletmeyi, araştırmayı, aklını kullanmayı emreder.

"Onlara; 'Allah'ın indirdiğine uyun' denildiği zaman onlar, 'Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız' dediler. Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler? (Bakara Suresi, 170)

Çünkü yeryüzünde debelenenlerin Allah katında en kötüsü, akıllarını işletmeyen sağır-dilsizlerdir. (Enfal Suresi,22)

Bu kısa girişten sonra gelelim sorumuza... İlk karşılaştığımızda bize korkutucu ve tehlikeli gibi gelse de aslında mantıksal açıdan bakıldığında bu tür sorular gerçekte bir soru olmaktan uzak ve bilgisayardaki tabirle "error" yani kendi içinde hata barındıran, cevabı olmayan yanlış kurgulanmış sorulardır.

Benzer olarak kurgulanmış aşağıdaki örnek sorulara bakalım:

- Üçgenin dördüncü köşesi onun ne tarafındadır?

- Su her şeyi ıslatır. Peki, suyu kim ya da ne ıslatmıştır?

- Çemberin köşesi nerededir?

Yukarıdaki sorular birer soru formatı taşısa da aslında mantıklı karşılılıkları olan sorular değillerdir. Zira kural olarak soruların doğru ve tutarlı sayılabilmesi için soruların içerdikleri anlam ve yapı bakımından cevabı içeren kavramların tanımlarıyla uyumlu olması gerekmektedir.

Örneğin yukarıdaki sorulardan birincisini inceleyim. Üçgen tanımı gereği zorunlu olarak üç kenarı ve üç köşeyi barındırır.  Sorudaki "üçgenin dördüncü köşesi" ifadesi mantıksal olarak kendisinde üç köşeden başka bir kenar ve köşe bulunamayacak olan bir şeklin olmayan bir özelliğini sorgulamaktadır. Zira soruda dördüncü köşesinden bahsedilen şekil bir üçgen değildir. Üçgen tanımı gereği zorunlu olarak üç köşeden oluşur.

İkinci soruda su yapısı, doğası gereği akışkan/ıslaktır. Suyu başka bir şeyin ıslatması söz konusu değildir.

Üçüncü soruda çemberin bir köşesi yoktur ki gösterilsin. Herhangi bir köşesi olduğu anda zaten şekil çember olma özelliğini yitirir.

Şüphesiz bu tür sorular çoğaltılabilir. Önemli olan bu soruların barındırdıkları mantıksal hataların fark edilmesidir. Şimdi konumuzun başındaki soruya dönecek olursak;

Tanrı/Allah zatı gereği başka bir güç tarafından var edilmemiş ve yaratılmamış olandır. Bu “Tanrı” tanımının zorunlu bir gereğidir. Zira başkası tarafından yaratılan bir yaratık "Tanrı" olamaz. O halde bu soru bu haliyle cevabını içermeyen bir bilgiye dayalı, mantıksal olarak "error" yani hatalı bir sorudur.

Bu yanıta ateistler Tanrının kendi zatında zorunlu varlık olduğunun inananlara ait bir kabul olduğu dolayısıyla kendilerini bağlamadığı şeklinde bir eleştiri getirebilirler.

Bu eleştiri haklı bir eleştiri değildir. Zira zorunlu varlık düşüncesi dış dünyada geçerliği olmayan ve insanlar tarafından uydurulmuş bir durum değildir. Aksine her zaman var olması gereken bir zorunlu varlığın olması mantıken olması gereken tutarlı bir bilgidir.

Ateizm düşüncesi Tanrıyı inkâr etmek için binlerce yıl evrenin ezeli ve ebedi olduğuna/olabileceğine ve olması gerektiğine inandılar. Yani onlara göre bizim var olmamız ancak ezelden beri var olmamıza bağlıydı. Onlarda çok iyi bilmekteler bir şeylerin mutlaka ama mutlaka zorunlu bir şekilde her zaman var olması gerekmektedir.

Şöyle bir düşünün. Zamanda geriye gidin. Binlerce, milyonlarca, milyarlarca yıl geriye. Ve bir an için ne uzayın, ne zamanın, ne mekânın, bir tek atomun dahi olmadığı mutlak yokluk olduğu bir anı düşünün. Ne enerjinin, ne atomun, ne tanrının olmadığı mutlak yokluk.

Böyle bir mutlak yokluktan herhangi bir varlığın oluşma ihtimali de mutlak olarak yoktur. Bunun içindir ki ateizm düşüncesi günümüze kadar evrene ya da maddeye ezeliyet vermekte idi. Fakat bilimsel gelişmeler Big bang ile evrenin bir başlangıcı olduğunu ispatladı. Bu da ateizm çevrelerinde büyük bir paniğe neden oldu. Daha önceden "Ya evren ezelidir ya da Tanrı. İkisinin biri mutlaka ezeli olmak zorunda. Eğer evrenin başlangıcı olduğu ispat edilirse bu tanrının mutlak varlığı anlamına gelir" diyen bazı ünlü ateist düşünürler/felsefeciler daha sonra evrenin ezeli olmadığı ispat edilince bir şeylerin mutlaka ezeli ve sonsuz olması gerektiğini çok iyi bildiklerinden bu kez de "sonsuz evrenler", "enerjinin ezeliyeti" gibi fantastik teoriler ortaya atmaya başladılar.

Kısacası teizmin zorunlu varlık olarak kabul ettiği Tanrı/Allah inancının tutarlığının ve gerekliliğinin farkında olan ateizm taraftarları bu gerekliliği karşılamak üzere Tanrı inancının yerine fantastik bir şekilde enerjiyi, ya da sonsuz evrenleri koymaya başladılar.  Ateistler"Tanrının ezeli olduğunu da nerden çıkarıyorsunuz?" diyerek inananları eleştirirken öte yandan insanları enerjinin ezeli olması gerektiğine ya da sonsuz evrenlerin bulunduğuna inandırmaya çalışmaktadır. Tanrının ezeli olduğuna inanamayan ama bir şeylerin mutlaka zorunlu olarak ezeli olması gerektiğini bilen ateist düşünürler son yüzyıla kadar insanları maddenin, atomların ve evrenin ezeli olduğuna inandırmaya çalışmış fakat son yüzyıldaki bilimsel araştırmalar onların bu inançlarının yanlışlığını ortaya koymuştur. 

İnananlara “Tanrıyı kim yarattı?” diye soran ve Tanrıdan başka şeylere, örneğin enerjiye ezelilik atfeden ateizm taraftarlarına inananların şu soruyu sorma hakkı yok mu "Peki enerjiyi kim yarattı?"

Metin AYDIN

http://bilimdinfelsefe.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Metin Bey...İnsanlık öncesinde Tanrı var mıydı? İlk insanlar zamanında var mıydı? Taş, maden, cilalı taş devrinde var mıydı? Varsa kim farkındaydı...Sonra, insanlar, anlayamadıkları doğa olaylarını, yağmur, kar rüzgar...deprem gibi olaylara yanıt bulamayınca, "bunlar neden oluyor, kim yapıyor?" gibi sorulara yanıt aradılar. Bulamadılar; bulamayınca "her halde biri ya da bir şey yapıyor" dediler...Eğer Tanrı'yı biri ya da bir şey yarattıysa, o biri ya da şey tanrıdan üstündür ve Tanrı'nın yaratıcısıdır. Sonra tek tanrılı dinler, güneşe tapma, yağmur'a tapma, gök gürültüsüne tapma...İnsanlar biraz akıllanınca, onlardan daha akıllı insanlar, toplumları yönetmeye başladılar. hemen hemen her toplumda bir yöneten çıktı. Benim bildiğim şimdiye kadar 28 bin...Daha fazla saçmalamadan(!?) burada keseyim...Bu arada, kainat ile dünyayı ve diğer gezegenleri de unutmamak lazım...Selamlar.

cdenizkent 
 14.12.2015 17:16
Cevap :
Selamlar... Tabi ki sizinki de bir başka bakış açısı. Ama tek, doğruluğu kesinleşmiş ve tartışılmaz bir bakış açısı değil. Bu sizin bakış açınızın da bir inanç olduğunu gösterir. Yani sizin inancınız Tanrının olmadığı yönünde... Ben insanların hakaret etmediği sürece kendi iradelerini özgürce kullanarak dilediği gibi düşünebilmeleri taraftarıyım. Bu anlamda yorumunuz için teşekkür ederim. Sevgi ve selamlarımla...   15.12.2015 17:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 259
Kayıt tarihi
: 12.10.13
 
 

Ateizm ve din ile ile ilgili bilimsel ve felsefi yazılar yazmaktayım. http://www.ateizmvedin...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster