Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Haziran '08

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
3039
 

"Tartışılan roman" ve eleştiri (3)

"Tartışılan roman" ve eleştiri (3)
 

A. Galip'in, romanı etik ve estetik boyutuyla ele aldığı yapıtı...


Romanı eleştirmek ya da değerlendirmek

Romanı, ne olarak gördüğünüz, nasıl tanımladığınız, ondan ne beklediğiniz, onu neyle sınırladığınız, kısacası ona ilişkin ortaya koyduğunuz nelik, eleştiri ya da değerlendirme anlayışınızı ve onun sınırlarını belirlemenizi de koşullandırır. Bunu eleştiri için de söylemek mümkündür. Yani eleştiriyi ne olarak gördüğünüzden başlayarak, ona ilişkin nelik belirlemenize dek her şey, romana nasıl baktığınızdan, romanın ne olduğuna ve ne olması gerektiğine ilişkin yaklaşımınızı da koşullandırır. Ancak daha temelli, sistematik ve tutarlı bir yaklaşım, birine ilişkin belirlemeden hareketle diğerine yönelmek yerine, her ikisini de ontolojik ve epistemolojik olarak ele alan ve temellendiren felsefi bir bakış, kavrayış ve anlamlandırışla olanaklıdır.

Örneğin; öykücü, romancı, denemeci ve eleştirmen Tahsin Yücel, genelde “yazın”ı, özelde ise onun türlerinden biri olarak romanı da, “gerçek göndergesi kendi kendisi” olan olarak niteler ve “yazınsal söylemin doğrulanmak için gerçekliğe gereksinimi yoktur, kendi öğelerinin birbirini doğrulaması yeterlidir”17 der. Roman, “gerçek göndergesi kendi kendisi” olan olarak belirlendiği an, romana ilişkin eleştirinin, değerlendirmenin sınırları da kendiliğinden çizilir; o, öncelikle ve esas olarak, nesnesiyle, kendine nesne edindiğinin sınırları içinde kalanlarla yetinmek durumundadır. Ki romana ilişkin bu belirleme, roman eleştirisi, değerlendirmesi ve çözümlemesini, “eleştirinin amacı (…), romanın (ya da yazın yapıtının) yarattığı dünya karşısına bir başka dünya çıkarma”18dır diyen yaklaşımla bağdaşmaz. Keza, genelde eleştiriye, özelde ise roman eleştirisine, romanın yarattığı dünya karşısına bir başka dünya çıkarma amacı biçmek ya da yüklemek de, romanı “gerçek göndergesi kendi kendisi” olan bir yapıt olarak görmekle yetinemez. Hatta, “günümüzde yazılan romanları, onları hayatımızın uzantıları olarak görme alışkanlığını bırakarak değerlendirmeliyiz”19 denildiğinde bile, yetinilemez. Çünkü eleştiriye ilişkin belirlenen amaç, eleştiri nesnesini, her daim aşmak, sınırları dışına çıkmak ve giderek onu, neredeyse kendi söyleyeceklerinin ya da söylemek istediklerinin salt ‘vesilesi’ne dönüştürmekten kaçınamaz. Dolayısıyla, “eleştirinin amacı”ndan hareketle, romanın neliğine ve eleştirisine yönelik belirlemelerin, tanımlamaların hükmü, tutarlılık ve geçerlilik açısından genellikle kadük kalmaya ve veri olan herhangi bir tartışmanın sınırlarına sıkışmaya mahkumdur. Kısacası salt romanın neliğinden ya da salt eleştirinin neliğinden yola çıkarak diğerine ilişkin belirlemelere yönelmek, kişinin, sık sık kendini nakzedişlerine, hatta ısrarla kaçınmak istediklerine bile paradoksal bir biçimde kapı aralar. Ve bu durumlarda da tutarlılık ve bütünsel bir yaklaşım söz konusu edildiğinde geriye tek bir dokunulmaz sığınak kalır : “Tutarlı olmanın da bir tür gericilik”20 olduğu hükmü…

“Tartışılan Roman” ise, roman eleştirisini, eydeyişle değerlendirmesini, “Değerlendirmek, bilinçli bir biçimde ele aldığımız şeyin kendisinden hareket ederek onu kendi alanı içerisindeki ve benzerleri arasındaki yerini görmek ve göstermektir.”21 belirlemesi ekseninde ve felsefeci/filozof İonna Kuçuradi’nin görüşleri doğrultusunda temellendirmektedir. A. Galip’e göre “Romanı eleştirmek, eydeyişle değerlendirmek, öncelikle onun ontolojisini, varlığını ortaya koymak ve hakkında doğru ve geçerli önermeler kurmakla başlar.”22 Felsefeyle bakmanın, eleştiri açısından kendini ve önemini açığa vurduğu noktalardan biridir bu. Ona göre, “Felsefeyle bakmak derken kastedilen, bilgi nesnesi edilenin yapısını ve bağlantılarını açık ve seçik bir biçimde ortaya koymaktır.”(aynı yer) ki “Aksi takdirde beğeni ve tercihlerimiz moda olana yöneliş, popüler olana itibar ve ideolojik boyutta bir kör dövüşüne teslimiyete varacaktır.”(aynı yer). Ve kaçınılmaz olarak varmaktadır da… İşte küçük bir örnek : Notosöykü’nün 8. sayısında yayınlanan “Yüzyılın 40 romancısı” anket sonuçlarına dayanarak oluşturulan liste de, bunun sonrası yaşanan tartışmalar23 da, dahası, Semih Gümüş’ün, ad belirtmeksizin kimi ‘eleştirmen’ ya da tanıtımcı/reklamcıya yönelttiği “plastik romanların ardına düşmek”ten, yayınlanmakta olan “unutulmaz örnekler”i görmemek eleştirisi de aslında bunun göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

A. Galip, sonuçta “… kör dövüşüne teslimiyete var”maktan kaçınmanın yolunun, felsefeyle bakmaktan geçtiğini söylüyor. Felsefeyle bakmanın bir diğer önemli noktası da yapıtın, konumuz açısından ise romanın “doğru değerlendirilmesidir.” Özelde romanın, genelde ise edebiyat yapıtının “doğru değerlendirilmesi”nde İonna Kuçuradi’yi referans alan A. Galip, bu niteliğe haiz bir değerlendirmenin üç aşaması olduğunu aktarıyor Kuçuradi’den. Bunlardan birincisi, “yapıtı anlamaktır : Yani yazarın, a) hangi insan ilişkilerinin, yaşantı ve eylem olanaklarının, bunlar aracılığıyla hangi etik değerlerin örneğini vermek istediğini, bunu da b) nasıl ve ne ölçüde başardığını kavramak ve ortaya koymaktır. Bu, aynı zamanda yapıtın doğru açıklanması olur; yapıtın sınırları dışına çıkmayan açıklanması(…).”24

Doğru değerlendirmenin ikinci aşaması ise, “bir yapıtı kendi alanında bir yere oturtmaktır; yani belirli bir yapıtın, şöyle şöyle ilişkileri, şöyle şöyle yaşantı ve eylem olanaklarını o özel şekilde gösteren bir yapıtın, kendi alanındaki y e r i n i –değerini- b e l i r l e m e k tir. Bu aşama yenilik sorunuyla karşılaştığımız aşamadır (…).”25

Doğru değerlendirmenin, yani “başarılı bir yapıtı değerli bir yapıttan ayırabilme”nin üçüncü aşaması ise, “böyle bir yapıtın yaratılmasının insan i ç i n, dünyamız için anlamının ne olduğunu göstermek; bu olanakların etik değerler bakımından anlamının ne olduğunu göstermektir.”26

Öte yandan, A. Galip’in, “Tartışılan roman”daki, romana ilişkin nelik belirlemesi ile roman eleştirisine yaklaşımı arasında karşılıklı bir bağlayıcılık ilişkisi vardır. Romanın, “etik ilişkilerin sunulduğu bir sahne olarak da tanımlanabilir” olduğunu belirtişiyle, hem edebiyat eleştirmenlerine, hem de sözde edebiyat eleştirmenlerine yönelttiği, “onlar sıradan kitapları çeşitli kuramların süzgecinden geçirip akla hayale gelmedik meziyetler yüklüyorlar. Oysa hiç biri övdükleri ya da yerdikleri kitapların hangi değerleri yokladığını, insana ne gibi yaşam olanakları sunduğunu sorgulamayı akıl etmiyorlar”27 eleştirisi de bu bağlayıcılığın önemli göstergelerinden biridir.

Sonuç Olarak

A. Galip, “Tartışılan roman”da, romana, roman kuramlarına, dahası eleştiriye ve roman eleştirisine felsefeyle bakmayı önerirken; ontolojik ve epistemolojik bir temelden hareketle, nesnesini bütünsel ve tutarlı bir biçimde kavramanın önemini dile getiriyor. Böylesine bir kavrayış ve anlamlandırışa dayanarak ortaya konan bilginin, etik ve estetik boyutlarıyla değerlendirmeyi hem kolaylaştıracağını, hem de koşullandıracağını dışa vuruyor ki, bu, romanı “etik ilişkilerin sunulduğu bir sahne olarak” nitelemesiyle de paralellik arz ediyor.

Genel olarak edebiyat, özel olarak ise roman üzerine geçmişten günümüze süren tartışmaların, yapılan eleştirilerin, nerdeyse büyük bir bölümünün, ya “kör dövüşü”ne dönüştüğü ya da “ben söyledim oldu; kime ne” tavrıyla gerçekleştiği düşünüldüğünde, A. Galip’in önerisi ve yaklaşımı dikkate değer bir öneme sahiptir. A. Galip’in, felsefeyle bakmanın sağladığı duruşa ve yaklaşıma rağmen, bunun gereklerini, spesifik anlamda ve derinlemesine, kitabının sınırları içerisinde gerçekleştirebildiğini söylemek kolay değildir. Ancak, “Yeni bir eleştiri” arayışının da dile getirildiği ve “eleştirinin çıkmazını çözecek bir seçenek geliştirmek”28 gerektiğinin belirtildiği günümüz koşullarında görmezlikten, bilmezlikten gelmeyi hak etmediği de açıktır.

Biliyorum ki, “Tartışılan roman”, romanın neliğine, varlığına, eleştirisine ilişkin tartışmaları bitirmeyecektir. Hatta taşıdığı eksiklikleriyle, yer yer yüzeysel geçiştirmeleriyle, kendisi de tartışılacaktır ve tartışılmalıdır da… Ama o, önerisi ve yaklaşımıyla, hem edebiyat ve roman, hem eleştiri üzerine tartışmaların zenginleşmesine katkıda bulunacak, hem de bu alanda kalem oynatan ve kalem oynatmaya yeltenenlere, kendi kendisiyle tutarlı olmak gerekliliğini hissettirecek bir çalışmadır.

Kısacası, bir başka penceredir “Tartışılan roman”, ama yalnızca ötekine, nesne edindiğine değil, aynı zamanda kendisine de bakmayı ve bakabilmeyi, kendi üzerine düşünmeyi ve sorgulamayı da olanaklı kılan…



17 Tahsin Yücel, Yazın Gene Yazın, sy., 26, Can Yayınları, 2005.

18 Semih Gümüş, Başkaldırı ve Roman, sy. 18, Oğlak Yayıncılık, 1996.

19 Semih Gümüş, Roman ne değildir…, Radikal Kitap, Sayı 307, sy. 34.

20 Hasan Ali Toptaş, Sonsuzluğa Nokta, sy. 130, İş Bankası Kültür Yayınları, 2002.

21 A. Galip, Tartışılan Roman, etik ve estetik boyutuyla, sy. 26, algıyayın, 2007.

22 a. g. e., sy. 8.

23 Semih Gümüş, “Yüzyılın 40 romancısı” anketi sonrasındaki tartışmalarda yöneltilen eleştirilere, Radikal Kitap’ın 361 ve 362. sayılarında birbirini izleyen iki yazıyla yanıt verdi. Bunların ilkinde, edebiyatın demokrasiyi içerdiği gibi yanılsamalı olduğunu düşündüğüm bir kabulden hareketle olsa gerek, “Edebiyatımız niçin demokrat değil…” başlığını tercih etmiş. Anketin “bir değer ölçütünün bulunmadığı”na ilişkin eleştiriyi de “yersiz” olarak niteledikten sonra, “böyle bir soruşturmanın bir değer ölçütü belirlemesi, (…) yapılacak en yanlış işlerdendir” diyor. Oysa, genelde edebiyat, özelde ise roman alanında yapılan bir çalışmanın, soruşturmanın değer ölçütünün olmadığını söylemek de, bunu kabullenmek de eşyanın tabiatına aykırıdır. Çünkü edebiyatta etik ve estetik boyutuyla değer ölçütünü ya da ölçütlerini içermeyen bir değerlendirme yapılamaz. Dolayısıyla, sanırım söylenmesi gereken, “bu anket çalışmasında, Notosöykü’nün belirlediği bir değer ölçütü yoktur. Ancak, görüş belirtenlerin her biri kendi değer ölçütleri temelinde seçimlerini yapmışlardır. Notosöykü’nün yaptığı ise ‘habercilik’tir.” Ama sansasyonel bir habercilik… Daha ötesi laf-ı güzaftır.

24 Aktaran A. Galip, İonna Kuçuradi’nin, Sanata Felsefeyle Bakmak, adlı yapıtından, Tartışılan Roman, sy.27.

25 Akataran A. Galip, a. g. e. Sy. 27

26 Aktaran A. Galip, a. g. e. Sy. 27-28.

27 a. g. e., sy 10.

28 Semih Gümüş, Yeni bir eleştiri için…, Radikal Kitap, sayı 312, sy. 42.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 55
Toplam yorum
: 102
Toplam mesaj
: 20
Ort. okunma sayısı
: 1412
Kayıt tarihi
: 26.04.08
 
 

Felsefe öğretmeniyim. İzmir'de görev yapıyorum. Edebiyat, felsefe, eğitim ve politikaya ilişkin yazı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster