Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Kasım '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
40
 

‘Tek çıkar yol barıştır’

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy ile, çözüm sürecini, yeni anayasa çalışmalarını, devam eden çatışmalı süreci, Kürtlerin ne istediğini ve Bingöl’ün sorunlarını konuştuk. Özsoy, tek çıkar yolun barışta olduğunu, savaşa harcanan kaynakların hizmete harcanması gerektiğini belirtti, yeni bir anayasa olmadan da ülkenin düze çıkamayacağını söyledi.

Ömer Şanlı’nın HDP Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy ile yaptığı röportaj şöyle:

-Ülkenin sorunlarının başında Kürt sorunu geliyor. 1 Kasım seçimlerinin ardından Cumhurbaşkanı yaptığı açıklamada, yeni sürecin adının Milli Birlik Süreci olacağını söyledi. Bu süreçte HDP ve PKK ile görüşülmeyeceği konuşuluyor. HDP ve PKK ile görüşülmeden Kürt sorunu çözülebilir mi?

İşte benim cevabım da bu. HDP ve PKK ile görüşülmeden Kürt sorununu nasıl çözeceksiniz. Yani gayri ciddi bir durum hala durumu idare etmeye çalışıyor. Milli birlik vesaire gibi bir söylem malum milliyetçi, ulusalcı bir söylem. PKK ile HDP ile görüşmem demek, Kürt sorunu çözmem demektir. Bu bukadar nettir. 7 Haziran seçimlerinden önce biliyorsunuz sayin cumhurbaşkanı çözüm sürecini bitirdiğini resmen açıkladı. O günden bu yana da katımilliyetçi, ırkçı söylemlere yoğunlukla başvurdu. Seçimden sonra savaşı şiddetlendirdi, tırmandırdı. Bir şekilde MHP'nin oylarına göz dikmişti, buna yönelik olarak seçim stratejisi uyguladı ve başarılı da oldu. Yoğunlukla MHP'den kopardı, çok fazla vekili onlardan kopardı. Bu sorunun adı Kürt sorunudur bu nettir. Bu meseleyi de çözmek istiyorsanız taraflarla görüşeceksiniz bunun başka yolu yoktur. Eğer ben bu taraflarda görüşmem diyorsanız o zaman sonra iki ikibuçuk yıl neyi görüştünüz, ne konuştunuz? Yani bu anlamda Türkiye'nin ihtiyaçlarına cevap veren bir açıklama olmamıştır Cumhurbaşkanınki. Şunu da yanlış olarak yorumlamasın, buna ısrarla söylüyoruz. Zannediyor ki insanlar, daha fazla savaş yapsın diye oy veriyorlar Erdoğan'a. İnsanlar savaştan yoruldu. En azından bu bölgede insanlarda AKP’ye belli bir geri dönüş olmuşsa bu çatışma, bu kaos, bu savaş ortama aşılsın, demokratik  müzakere zeminine tekrar dönülsün mesajı vermiştir. Böyle algılaması, böyle yorumlaması, buna göre siyaset üretmesi gerekiyor cumhurbaşkanının. Kendisi açısından talihsiz bir durum. Daha bir netleşiyor kimin savaştan kimin barıştan yana olduğu. İnşallah biz yanılırız ve Erdoğan bu halkı AKP'ye oy verdiği için pişman etmez. Ama bizim gördüğümüz, Erdoğan bu politikalarla devam ederse halk yakın zamanda pişman olur dizine de vurur. Bunu söylüyoruz.

-ŞİMDİ BALDIRAN ZEHRİ İÇMENİN ZAMANIDIR-

-Daha önceki süreçte bir çözüm masası vardı, bundan sonra ayrı bir masanın kurulmayacağı konuşuluyor. Sorunun sadece meclis çatısı altında görüşülmesi düşünülüyor. Kürt sorunu mecliste çözülebilir mi?

Böyle bir şey yok. Sorunların elbette meclise gelmesi orada bütün partilerin katılımıyla tartışılması gerekiyor. En nihayetinde meclis dediğimiz yasama kurumudur, yasa çıkarır. Yani yarın bir çözüme ulaşıldığı zaman, bu çözümü yasalara, anayasaya işleyecek olan yasama organıdır, meclistir. Fakat ortada bir savaş durumu var ve bu savaşın tarafları var. Su savaşın taraflarıyla görüşülmeden, onları müzakere zeminine dahil etmeden sonuç almanız mümkün değil. Gerçekçi değil. Dünyada bütün çatışma örneklerinde, bu çalışmaların demokratik çözümle aşılması örneklerinde durum son derece nettir. Çatışan taraflar müzakere masasına gelirler, bunun başka bir yolu yok, yani ipe un sermek hiçbir anlamı yok. Samimiyseniz, dürüstseniz bu sorunu gerçekten çözmek istiyorsanız, Abdullah Öcalan'la da PKK ile de, HDP ile de görüşeceksiniz nokta. Bunun ikinci bir yolu yok ki. Dolayısıyla kendimizi kaldırmanın bir anlamı yok. İşte meclise götürürüz, PKK ile görüşmeyiz, yok Öcalan'la görüşmeyiz, yok HDP meşru bir parti değildir, bunlarla en fazla zaman kaybederiz ve ülke kan kaybeder. 10 yıl daha kavga olsa, çalışma olsa yine o masanın başına gelinecek yine orada oturulacak ve insanlar bunu hazmedecek. PKK oturacak, Öcalan oturacak, HDP oturacak, diğer siyasi partiler de oturacak, hükümete oturacak. Eğer bu sorunu çözmek istiyorlarsa. Yok eğer niyetleri sorunu çözmek değilse HDP’yide dışlarlar, PKK’yide dışlarlar, Abdullah Öcalan üzerindeki tecriti de derinleştirirler. Bu çözümsüzlüktür, çözümsüzlük de ısrardır. Dolayısıyla Türkiye maalesef siyasal söylemlerinde fabrika ayarlarına döndü. Kürtlerin temsilcileriyle mesela HDP ile görüşmeden sorunu çözeceğiz. Var mı böyle bir şey, bakın bu kadar şeytanlaştırma çalıştıkları, kriminalize etkileri, terörize ettikleri HDP, Diyarbakır'da 9 tane vekil çıkarmış ne yapacaksınız bunları. Mardin'de, Şırnak'ta, Hakkari'de, Bingöl'de her tarafta vekil çıkarmış, 59 tane vekil çıkarmış. Bu Kürt halkının iradesini yansıtıyor mu. Bunları ben tanımıyorum, takmıyorum derseniz halkı nasıl ikna edeceksiniz, halkı nasıl barışa hazırlayacaksınız, öyle bir niyetiniz varsa. Dolayısıyla gayri ciddidir. Hala muhtemelen önümüzdeki dönemde işte başkanlık sistemi üzerinden bazı şantajlar yapılacak, bunu görüyoruz, tehditler yapılacak. Varsa elini taşın altına koymak, diyordu ya baldıran zehiri olsa içeriz, zamanıdır. Baldıran zehrini şimdi içsin, içsin ki bu barış süreci yeniden ortaya çıksın. müzakere masası yeniden kurulsun. O masa kurulacak. O masayı geciktirenler, bütün ölümlerin sorumlusu olacaklar, vebali da bunun büyüktür. Hiç kimse kendisine böyle konjonktürel olarak aldığı oylar üzerinden güvenmesin. Orta vadede bu halkıyla faturayı keser çünkü bu toplumun barışa ihtiyacı var. Biz HDP olarak bunun için söz vermişiz. 7 Haziran’dan önce de verdik, 1 Kasım'da da verdik. Seçim olsun olmasın halka verdiğimiz sözdür. Biz barış sözünde ısrarlı olacağız ama ciddi olsunlar. Onunla görüşmem, bunla görüşmem, öyle bir seçenekleri yok. Halk eğer HDP’ye destek veriyorsa, ki vermiş. Bütün bu ablukaya rağmen yüzde 11’e yakın oy alarak yine meclise girmişiz. Bu halkın iradesidir ve çözüm konusunda hükümet de, Erdoğan da bu halkın iradesine saygı göstermek zorundadır.

-BAŞKANLIK SİSTEMİ OLACAKSA BUNA HALK KARAR VERMELİDİR-

-Başkanlık sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu konuda bizim parti olarak yaptığımız açıklamalar son derece nettir. Türkiye'de başkanlık sistemi tartışması Erdoğan'ın tek adamlığı tartışmasıdır. Bunu başka vesileyle de paylaştık basınla. Türkiye'de başkanlık sistemini isteyen de, başkanlık sistemine karşı olan bir çok kesimde (hepsi için söylemiyorum) daha neyi tartıştığını bilmiyor. Maalesef hiçbir sorunu doğru düzgün tartışamadığımız gibi bu başkanlık mevzusunu da Türkiye'de tartışamadık.  Başkanlığa karar verecek olan Recep Tayyip Erdoğan değil, başkanlığa karar verecek olan eğer öyle bir ihtiyaç varsa halk bunu tartışır, bu halkın tercih olur. Böyle üstten dayatmayla Türk usulü başkanlık gibi bir şey bu toplumu zorlar. Bakın hala yüzde 60’ların üzerinde, Erdoğan'ın önerdiği başkanlık sistemine karşı halkta ciddi bir duruş söz konusu. Bu konuda bazı tartışmalar yürütülüyor HDP etrafında. Ama HDP’nin bu konuda tavrı nettir. Diktatörlüğe, tek kişinin ülkeyi yönetmesinin önünü açacak bütün projelere net bir şekilde karşıyız. Ancak başkanlık tartışması Türkiye'de olursa, yeni bir sistem ihtiyacı toplum tarafından ciddi bir şekilde konuşulursa HDP de bu konuda fikirlerini paylaşır. Şu an seçimden aldığı destekle tekrar başkanlık tartışmasını pişirip toplumun önüne getirmek şu aşamada toplumun görmekten başka bir şey değildir.

Hatırlarsanız biz önermiştik, 1 Kasım'da başkanlık için referandum yapılsın diye bizim de önerimiz olmuştu. Madem bu kadar istiyorsunuz halkası sunalım. Kalk evet diyorsa başkanlığa halkın iradesi karşısında herkes saygılı olsun demiştir, buna yanaşmamışlardı. Yarın öbürgün başkanlık sistemini yine dayatırlarsa bunun yöntemi yine halka gitmektir ama halka gitmeden önce, halkın oyuna, halkın iradesine başvurmadan önce bu başkanlık sisteminden kasıtları ne, bunu derli toplu bir şekilde toplumun tartışması gerekiyor. Maalesef Erdoğan ülkeyi o kadar kutuplaştırıp, gerilim siyasetinde maruz bırakmış ki kimse mantıklı, sağlıklı bir şekilde hiçbir sorunu tartışamıyor. Bu kutuplaşma içerisinde herkes net bir pozisyon almış çatışıyor. Yani parti olarak bizim tavrımız başkanlık konusunda nettir.  Diktatörlüğe gidecek hiçbir şeye biz evet diyemeyiz. Ancak şunu da belirtelim, şahıs olarak ben şunu söyleyebilirim, Türkiye'de bu kadar çok tansiyon yaratan, tartışma yaratan başkanlık sistemi, bu toplum tarafından detaylarıyla ciddi bir şekilde tartışılmalıdır, ondan sonra toplum karar vermelidir. Bizim bu konudaki kararımız nettir.

-YENİ BİR ANAYASA OLMAZSA BU ÜLKE DÜZE ÇIKMAZ-

-Önümüzdeki süreçte muhtemelen yeni bir anayasa çalışması olacak. Çözüm süreci konusunda artık hükümet kanadının HDP ile görüşmeyeceği konuşuluyor. Yeni anayasa yapıldığında da böyle bir şey ortaya çıkarsa sizin tavrınız ne olur?

Öyle bir Anayasa yeni olmaz. Zaten mevcut anayasa Kürtlerin inkarı üzerinedir. Kürtlerin temsilcileriyle görüşmem derseniz anayasa nasıl yeni olacak, eski anayasanın allanmış, pullanmış bir hali olacak. Dolayısıyla ciddi olmak lazım. Yani 1982 Anayasası bu topluma zorla giydirilmiş ve hükümet, AKP şu ana kadar bu anayasanın arkasına sığınarak güç biriktirmiştir. Bu anayasa bu toplumun ihtiyaçlarına cevap olamıyor. Çözüm sürecinin başarıya ulaşabilmesi için demokratik, derli toplu, Türkiye'de yaşayan bütün kesimlerin ihtiyaçlarına cevap olabilecek bir anayasa yapılması gerekiyor. Bu konuda tabii ki bizim tavrımız nettir. Biz demokratik bir anayasa, çoğulcu bir anayasa, Türkiye'de yaşayan herkesin ihtiyaçlarına cevap veren bir anayasa için elimizi taşın altına koyarız, bu konuda ısrarlıyız. Öyle AKP’nin yada Erdoğan'ın HDP’yi ben bu sürece katmam  gibi bir şansı yok. Bu şu demektir; Türkiye'de birçok kesimi bu anayasanın içerisine koymam. Böyle olursa anayasanın yeniliği nerede, anayasanın sorunlara çözüm olma gücü nerede. Yani bu konuda bunu da çok ciddi bulmuyoruz. Hele bir o süreçler başlasın biz de Türkiye'de önemli bir politik aktör olarak bu memleketin ihtiyaçlarına cevap verecek bir anayasa için zorlayacağız, müzakereyi zorlayacağız, tartışacağız, konuşacağız, gündem yaratacağız,mecliste gündem yaratacağız, mitinglerle gündem yaratacağız.

Çok büyük bir ihtiyaçtır. Yeni bir anayasa olmazsa bu ülke düze çıkmaz. Bir şans varsa, yani yeni bir anayasa yapacağız gibi bir söylemi var hükümetin, bu şansı heba etmeyelim. Böyle kolay kolay ele geçirilecek bir şans değil. Dolayısıyla değişik toplumsal kesimleri itelemeden, ötelemeden herkesi Anayasa yapma sürecine dahil etmemiz lazım. Bunun içerisinde HDP de var, bunun içerisinde CHP var, AKP var, MHP var, bunun içerisinde mecliste temsiliyet şansı elde edememiş diğer siyasal partiler, sivil toplum örgütleri, dünya kadar görüşülmesi gereken kurumlarımız var, iş çevreleri var. bütün bunları fikirlerini alıp, bunlara karşılık olacak bir anayasa üretmemiz lazım.

Anayasa böyle olur. Yoksa Erdoğan’ın kendi iktidarını perçinleme, sağlamlaştırma belgesi olur ki toplumun ihtiyaçlarına cevap vermez. Biz Anayasanın demokratik bir şekilde çıkması için çalışmalarımıza devam edeceğiz.

-İSVEÇ’TE BİLE KÜRT GÖÇMENLER ANADİLDE EĞİTİM GÖREBİLİYORLAR-

-Kürt sorunu ile ilgili hükümet kanadı, Kürtçe’yi okullarda seçmeli ders olarak okutuyoruz, üniversitelerde Kürdoloji bölümleri kurduk, Kürtçe televizyon kurduk nelerine yetmiyor diyorlar. Kürtler tam olarak ne istiyor, isteklerinde kendilerini yeterince anlatamıyor mu?

Yok. Biz kendimizi anlatıyoruz, kimse anlamak istemiyor. Kürtlerin talepleri çok nettir. Anadilde eğitim. Nokta. Kürtler kendi anadillerinde eğitim alabilecekler. Ve bunu özel okullarda değil. Devletin resmi kurumlarında. Eğer Kürtler bu devletin bir parçasıysa bu hakları analarının sütü kadar helaldir. Böyle bir hakları var.

Biz kendi anadilimizde çocuklarımızı yetiştirmek istiyoruz. Bunun tartışılacak bir tarafı yok. Kimse Türkçe’nin okutulmamasına, resmi dil olmamasına itirazı yok. Türkçe de olacak bu okullarda. Ama kendi anadilinde eğitimini yapacak bu insanlar.

Dille birlikte bütün kültürel haklarını kolektif bir şekilde kullanabilecek. Bu bizim müzakere edebileceğimiz bir alan değil. Bunun kabul edilmesi gerekiyor. Evrensel bir haktır. Demokratik olan bütün toplumlarda böyle bir hak var. İsveç’te bile Kürt göçmenler anadilde eğitim görebiliyorlar. Burada işte kurs verdik, bir televizyon açtık, kürdoloji enstitüsü kurduk tamam. Daha ne istiyorsunuz gibi gayri ciddi bir yaklaşım var. Yani tutunacak bir tarafı yok.

Diğer taraftan Kürtlerin siyasal statü talebi var. HDP olarak bizim demokratik özerklik konusunda hem programımızda, seçim beyannamemizde var. Türkiye’nin ciddi bir siyasal ve idari reforma ihtiyacı var. Türkiye’de bu katı merkeziyetçi yapıyı değiştirecek yetkiyi, kaynakları, gücü yerelle paylaşacak yeni bir sisteme ihtiyacımız var. bu çerçevede Kürtlerin siyasal statü talepleri var. özerklik talebi, yönetime katılma talebi, bir halk olarak kendileri hakkında karar alma süreçlerine kolektif bir şekilde katılma talepleri var. dolayısıyla kültürel haklar ve siyasal statü, 2 tane temel taleptir. Bunu da işin doğrusu devlet de son derece iyi biliyor. Fakat sürekli olarak bize gelen soru, Kürtler ne istiyor? Kürtler bu coğrafyada insanca yaşamak, yönetime katılmak, kendilerini yönetmek istiyorlar. Türkiye’nin toprak bütünlüğü içerisinde.

-KARŞILIKLI OLARAK NAMLULARIN SUSMASI GEREKİYOR-

-Bir taraftan çatışmalı süreç devam ederken PKK de eylemsizlik kararını kaldırdı. Bunun sonu nereye varacak?

Çok uzun zamandır biz ısrarla söylüyoruz. 2.5 yıl kadar karşılıklı olarak eller tetiğe gitmedi. Dönem dönem kısmi küçük çatışmalar oldu, insanlar öldü ama yoğun bir savaş dönemi yaşanmadı bu 2.5 yıllık süre zarfında.

Çatışmasızlık konusunda hem PKK’nin hem de devlet tarafının belli bir tavrı söz konusuydu. Seçimden sonra bu durum bitti. Ciddi bir çatışma dönemine girdik. 2 polisin öldürülmesi bahanesiyle kocaman bir savaş çıkardılar. Ama biz daha önce de ölen hem gerilla, hem asker, hem polis olduğunu biliyoruz. Hatta Bingöl’de mesela emniyet müdür yardımcısı öldürülmüştü. O zaman çözüm sürecini, barış sürecini bitirmemişlerdi.

Barış sürecini bitirmek istiyorsanız bahane bulmak çok. Maalesef bir bahanenin arkasına sığınıp memleketi kan gölüne çevirdi Recep Tayyip Erdoğan ve kendisinin etrafındaki insanlar.

Bu yaz boyunca da bunu şiddetli bir şekilde yaşadık. Tabi çatışmaların durması için HDP olarak biz de yoğun çalışma yürüttük. Uluslar arası kurumlardan ciddi baskı vardı, mümkünse müzakere durumuna tekrar geçilmesi için. 10 Ekim’de PKK bir eylemsizlik kararı aldı. Aynı gün Ankara katliamı oldu. Ama PKK eylemsizlik kararında ısrarcı olacağını söyledi hatta ‘Ankara’ya gelenler barış için geldi, onların hatırası için biz eylemsizlik kararımızdan vazgeçmeyeceğiz’ dediler.

Seçimleri bekledik. Seçimlerden sonra HDP’nin, Demokratik Toplum Kongresi’nin, Demokratik Bölgeler Partisi ve Halkların Demokratik Kongresi’nin ortaklaşa yaptığı açıklama, ateşkes sürecinin, eylemsizlik kararının PKK tarafından devam ettirilmesi, devletin de operasyonlara son vermesi ve bir an önce müzakere zeminine dönülmesi konusunda kamuoyuna net bir talebimiz oldu. Hükümet kanadı buna, kışında olsa operasyona devam mesajıyla cevap verdi. Bunun üzerine PKK eylemsizlik kararını durdurduğunu, çünkü operasyonların sonuna kadar imha amaçlı olduğunu söyledi. Şuan karşılıklı olarak bir çatışma durumu var ve eylemsizlik durumu yok. Durum hiç iç açıcı değildir. Eğer önünü alamazsak, sadece HDP olarak demiyoruz toplum olarak savaşın önünü alamazsak, önümüzde son derece sancılı, kanlı bir süreç bizi bekliyor. Bizim HDP olarak yapabileceğimiz yine taraflarla görüşmek, bu konuda demokratik bir barış iradesi ortaya çıkarmak, ne edip edip mümkün olan en kısa zaman içerisinde, daha fazla tahribat, daha fazla hasar, daha fazla insan kaybı olmadan barış sürecini yeniden başlatmak istiyoruz. Bunun için çaba göstereceğiz. Ama bunu da açıklıkla söyleyelim; AKP halkın kendisine verdiği desteği savaş için kullanacağa benziyor. Halk dizine vuracak bunu söylüyoruz. Seçimden önce uyardık ve bunu bir seçim propagandası olarak söylemedik. Bu devlet savaşa hazırlanıyor. Kendisine verilen desteği, bizim görebildiğimiz kadarıyla en azından bir dönem savaş için kullanacak. Halk barışa sahip çıkarsa, bu savaş fırtınasını, bu savaş girdabını durdurabiliriz.

Eğer halk barışa sahip çıkmazsa, özellikle AKP üzerine baskı kurmazsa barışa geri dönmeleri konusunda maalesef önümüzdeki dönem belki de telafisi mümkün olmayacak sıkıntılar yaşayacağız.

Şunu da açıkça söyleyelim. Tek taraflı ateşkes, tek taraflı eylemsizlik konusunda dahi HDP’nin belli mesajları,belli baskıları oldu. Şimdi eylemsizlik ilan eden bir güce operasyonla karşılık verdiğiniz zaman diğer taraf da ‘kendimi savunacağım’ diye karar alabilir. Şuan yaptıkları o. PKK, eylemsizlik durumuna sonuna kadar operasyon varsa diyor, bizde eylemsizlik konumunda durmayacağız. ‘Bizde, bize yapılan operasyonlara cevap vereceğiz’ diyor. Onun için söylüyoruz, boğazımızı patlatıp söylüyoruz, HDP’ye barış konusunda inisiyatif almayan çevrelere de söylüyoruz. Tek taraflı ateşkes sonuç alıcı olmuyor. Yapıldı, eylemsizlik kararı alındı, ne oldu. Operasyonlara devam. Bundan sonra eğer bir eylemsizlik veya ateşkes olacaksa karşılıklı olmak zorunda. Yani bir güce sen dur, biz seni döveceğiz kimse diyemez. Kimsenin böyle bir hakkı yok. Karşılıklı olarak oturacaklar, ateşkese geçecekler, yeniden müzakere masasına dönecekler.

Biz HDP olarak çabalarımızı sürdüreceğiz ama AKP hükümeti bütün taleplerimize sonuna kadar kendini kapatmış durumda. 6 aydan fazla zaman oldu sayın Abdullah Öcalan üzerinde inanılmaz bir tecrit politikası var. hiç kimseyle görüştürülmüyor.

HDP’yi dışta bırakıyorsun, HDP’yi muhatap olarak almıyorum diyor, Abdullah Öcalan’a tecrit koyarım diyor, PKK’ye de sonuna kadar operasyon yapacağım. Barış nasıl olacak. Bu halk da barış konusunda samimiyse PKK eylemsizlik yaptığı zaman devlet üzerinde baskı kursun. Öyle barışı da sürekli HDP’ye havale etmek de maalesef büyük bir yanılgı. Biz sonuna kadar barış için çalışıyoruz, çalışacağız. Bizim çıkarımız barıştadır. Fakat eylemsizlik kararı olduğu zaman devletin operasyonlarına karşı da bu halkın tepki göstermesi lazım. Tavır koyması lazım. Bu olmazsa, ateşkes 25 gün sürüyor ondan sonra bir daha kanlı bir sürecin içine girmiş olduk.

Dolayısıyla bu savaşın faturasını, başlatmadığımız, durdurmak için çalıştığımız, kısmen durdurabildiğimiz bu savaşın faturasını çok haksız bir şekilde halk bir şekilde bize kesti. Bunda AKP’nin yandaş medyasının algı manipülasyonları son derece etkili oldu. E hadi bize faturayı kestiniz, HDP’ye faturayı kestiniz, bu barış sürecine yeniden nasıl gireceğiz. Bunun cevabı şurada; biz o faturayı aldık ödedik. 21 vekil kaybımız var, 1 milyon civarında oy kaybımız var. Bunlar tabiî ki sıkıntı, beklemediğimiz bir sonuçtu. Ama bu bizi barış politikasından alıkoymuyor. Biz sonuna kadar barışta ısrar edeceğimizi söylüyoruz. Ama barışı isteyen halk devletin operasyonları durdurması konusunda tavır sahibi olmalıdır. Bu sadece HDP ve HDP kitlesinin yapacağı bir şey değil. Kimin barışta çıkarı varsa herkesin operasyonlara karşı durması lazım. Ama maalesef biz toplumda böyle bir bilinç, böyle bir tavır şuana kadar görmedik. Eğer eylemsizlik kararını PKK bitirmişse, operasyonlar devam ettiği için bitirmiştir. Dolayısıyla bundan sonraki süreçte eğer ciddiysek, bu meseleyi ciddi bir şekilde ele alacağımızı söylüyorsak, karşılıklı olarak namluların susması gerekiyor. HDP olarak biz uğraşırız ama ortadaki durum çok da iyimser değil. Devlet demokratik bir irade ortaya çıkarıp, müzakere masasına dönüp çatışmaları durdurmazsa savaş alabildiğine devam eder.

-SAVAŞTA KULLANILAN KAYNAKLARI HALKIN HİZMETİNE SUNMAMIZ LAZIM-

-Siz iki seçim dönemidir Bingöl’e dolaşıyorsunuz. Size göre Bingöl’ün gelişimi, kalkınması önündeki sorunlar nelerdir?

Bingöl’deki her şey sorundur. Tepeden tırnağa sorun. Halk, tepeden tırnağa sorun olan bu siyasete yeniden onay vermiştir. Bunu halkın da bir düşünmesi lazım. AKP konusunda dünya kadar eleştiri ve şikayet alıyoruz. İşsizlik korkunç boyutlarda. Yoksullukta birinciyiz, intihar oranlarında ilk üç sıradayız, ödenmeyen çekler konusunda, sahte çekler konusunda Türkiye’de birinci sıradayız, başı çekiyoruz. Eğitimde çok ciddi sıkıntılar var. Sağlıkta 6 yıldır bitirilemeyen bir hastanemiz var. Bunun sorumlusu AKP’den birinci sıra adayı ve seçilip meclise giriyor. Bingöl’de aynı AKP ciddi bir oy oranıyla destek görüyor. Tarım ve hayvancılık bitmiş durumda, bunu herkes biliyor. Bırakın bunları içme suyu yok Bingöl’de, yol yok Bingöl’de. Bingöl’e kent demek için gerçekten çok zorlamak lazım. Kentsel hizmetler yok, altyapı hizmetleri yok, hiçbir ekonomik sektör çalışmıyor. Bingöl nasıl ayakta duruyor bizde şaşırıyoruz. Çok fazla ayakta da duramıyor.

Savaş ve çatışma durumunu aşamazsak Bingöl’ün sorunlarına çözüm olma gücümüz çok fazla olmaz. Niye? Çünkü kaynaklar savaşta tüketiliyor. Bizim, savaşta kullanılan bu kaynakları halkın hizmetine sunmamız lazım. Barış olursa, bütün o kaynakları ekonomik sektörlere dağıtabilir, eğitime harcayabiliriz, daha büyük hastaneler yapabiliriz, içme suyu sıkıntısını giderebiliriz. Ovada bir proje yaptık, 12 köye yönelik içme suyu projesi çizdik. Gülbahar barajı üzerinde bir arıtma kurup bütün ovadaki köylere sağlıklı, ucuz su sağlamak için yaptık. Bu tür projelerimizi savaşın şiddetine rağmen devam ettireceğiz. Hizmet konusunda, köylerimizin genel durumu konusunda çok fazla talepleri var. fakat savaşın olduğu bir ortamda maalesef buna yönelik ne yeterince kaynak ne enerji bulacağız. Bunun için her şeyden önce bizim barışa ihtiyacımız var diyoruz. Bingöllülerle de konuştuğumuz zaman diyorlar ki; yolumuz bozuk olabilir ama öncelikle bir barış, huzur ortamı olsun. Onlar da önceliği buna veriyorlar. Maalesef Bingöl’de ekonomik sektörler, ekonomik hayat ve hizmet konusunda da en geri sıralardayız. Bunu 7 haziran seçimleri öncesinde de söyledik. E herhalde AKP de diyor ki, ben hiç hizmet yapmıyorum, Bingöl’ün hiçbir sorununu çözmüyorum halk yine de bana destek veriyor. Bu da ilginç bir durum. 4 yılda bir, bir şans insanın eline geçiyor, öylesi dönemlerde konuşmak lazım. Bu noktadan sonra da AKP’nin bu derinleşen ekonomik kriz içerisinde, artan savaş içerisinde eğer Bingöl’ün sorunlarını şimdiye kadar çözmemişse bundan sonra hiç çözmeyecektir. Ben bunu iddia ediyorum. Şu önümüzdeki 4 yıl içerisinde AKP Bingöl’e çivi çakmayacaktır. Niye? 13 yıl elinde devletin bütün imkanları varken, rahat bir imkan varken, bol para varken, ekonomi daha iyi durumdayken yapamayan hükümet bundan sonra neyi yapacak. Herkese şahsi söz vermişler, biliyoruz. İşkur üzerinden herkesi işe alacaklarmış, taşeron işçilerin hepsini kadroya alacaklarmış. Yani astı astarı olmayan dünya kadar vaat vermişler, şimdi bu vaatleri neyle yerine getirecekler göreceğiz bunları. Halk muhtemelen 3-5 aya dizine vurmaya başlayacak ama biraz dizine vursun, tabiî ki biraz da kafasına vursun. Bakanlık dönemini gördü Bingöl, 6 yıl. Netice ortada. Bu neticeden sonra tekrar destek oluyorsa, destek veriyorsa halkın biraz oturup düşünmesi lazım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 255
Kayıt tarihi
: 05.08.09
 
 

15.02.1981 tarihinde Bingöl Merkez'e bağlı Emtağ Köyü'nde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Bingöl'de..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster