Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mayıs '18

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
151
 

"Türkçüyüm", "Ne Mutlu Türküm" ve "Ne Mutlu Avrupa Birliği Üyesi, Batılıyım" (2)

"Türkçüyüm", "Ne Mutlu Türküm" ve "Ne Mutlu Avrupa Birliği Üyesi, Batılıyım" (2)
 

Bilmemek tehlikeli değildir. Bilmediğini bilmemektir, tehlikeli olan.


Türk Dostu İngiliz Diplomat, 150 yıl evvel geleceğimiz nokta için bizleri uyarır. Uyarır, ancak, dinleyen olmaz.  Bizler, Çağdaşlaşmak yerine Batılılaşmanın bizi hangi sonuçlara götüreceğini fark edemeden, önce inancımızı, sonra milli/kültür değerlerimizi terk ederiz. Bugün her ne kadar şeklen tam olmasa da, düşünüş ve davranış kalıpları yönünden batılı toplumların kötü birer taklitçisiyiz.

Bakalım Türk Dostu İngiliz Diplomat, Yazar Davit Urquhart (1850’li yıllarda) ne demektedir:

"...Türkler İstanbul’u ele geçirdiler ama bu daha dün gibidir. Dört asır: böyle bir milletin hayatında hiç bir şey değildir. Türkler İstanbul’u göçebe bir aşiret olarak değil, fakat küçük bir akıncı ordu olarak fethettiler. Onlar İstanbul’u kılıçları ile değil, karakterleri ile fethettiler. Onlar İstanbul’u fethedebildiler çünkü; burada oturan halk, onları kendi hükümetlerine tercih etti.

Eğer Türkler ertesi gün İstanbul’u terk etseydi, yerli Rum halkı onları bir gün sonra Bursa’dan veya Konya’dan davet edecektiler. Aynı ırk dörtbin yıl önce, her ne kadar İstanbul’a sahip olmadıysa da Anadolu’da hakimiyeti ellerine geçirdiler.

Türkiye’nin coğrafî durumu çok mükemmeldir. Askerî gücü de böyledir. Ancak bütün bunlardan çok daha mühimi bu insanların karakterleridir. Bir millet ki aynı zamanda hem çok dürüst hem de savaşçı olsun… bu insanlık tarihinde çok nâdir rastlanan bir hadisedir. Bu durum Türklerde var ama Avrupalılarda yoktur. Bundan dolayı Türklerin yaşamaya devam edeceklerini, fakat Avrupalıların yok olacaklarını söylüyorum. Asker bir millet, asker bir hükümetten oldukça farklıdır.”

…Osmanlı İmparatorluğunun bekasının, şartı Türklerin bizi taklit etmemesi ve bize benzememelerdir. Bu söylediğim, General Valentini’nin 1828-29 seferberliği esnasında yazdığı ve bu konu üzerinde herhangi bir şey öğrenmek isteyenlerin okumaları gereken kitabında söylediklerinden başka bir şey değildir.

General Valentini, Türk Askerlerinin Tuna boylarında müstahkem yerleri müdafaa ederken gösterdikleri kahramanlıkları tasvir ettikten ve bunun sadece bu milletin içindeki itici güçten kaynaklandığını gösterdikten soma şöyle der:

-“Biz, onlar kendileri olarak kaldıkları müddetçe onlara tesir edecek bir şey yapmamalıyız.’

Bu şartı ortadan kaldırın, Türkleri bizim gibi konuşur hâle getirin, din dediğiniz, sorumluluk duygusunu bütün hareket ve saiklerden çekin, orada da Avrupa’da gördüğümüz gibi herşeyin merkezde yoğunlaştığı, mahalli varlığın ortadan kalktığı ve herşeyin anlık boş konuşmalarla alınıp verildiği bir vaziyet ortaya çıkar. Ardından insana saygının kaybolması, küfür, toplumun keskin hatlarla sınıflara ayrılması, ferdî menfaatlerin ön plana çıkması, iştiyaksızlık, gelecek ve haksızlığa isyan duygusu yok olacaktır…”

…Şimdi meselenin esas noktasına geliyorum. O da şudur: Deniyor ki: “Niçin önceleri Türkiye’nin, Hristiyan tebaasından gelebilecek bir tehlike ile karşı karşıya bulunmadığını söylediğiniz halde, şimdi Türkiye’nin yakın bir tehlike ile karşı karşıya bulunduğunu söylüyorsunuz?”

-Ben daha önce ne söylediysem bugün de aynı şeyi söylüyorum. Türkiye 1833’teki gibi, 1867’de artık Hristiyan teba’asından gelecek bir tehlike ile karşı karşıya değil. Ben ilk defa bu fikri ileri sürdüğüm zaman Avrupa’da hayretle karşılandı. Bununla beraber ben Osmanlı Devleti’nin tehlikede olduğunu hem de en yakın zamanda zuhur edecek bir tehlike ile Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğunu söylüyorum. Fakat artık bu tehlike Hıristiyan vatandaşlarından değil, Müslümanlarından kaynaklanmaktadır.

Tehlikenin esas kaynağı Babıâli’nin Batılı nasihatçıların dinlenmesinden kaynaklanmaktadır. Hükümeti oluşturan, kendisi olmaktan vazgeçip Avrupai muaşeret kaideleri ve hayat tarzına kendisini kaptırmış devlet adamları tehlikenin kaynağıdır..”(*)

Osmanlının son döneminde, Topluma, “Kurtuluş” adı altında bir “Türkçülük” reçetesi dayatıldı. ilginçtir, Türkçü aydınların büyük çoğunluğu,  Yahudi ve Yahudi/Musevi kökenlidir. Türkçülük ( Veya bu anlayışla yapılmak istenen) : Türklerin (Osmanlı Devleti’ni kurmadan- Müslüman olmalarından önceki döneme) dönüştürülmesidir.  Açık ifadesi ile, Türkler, Müslüman kimliğini bırakmalıdır. Uydurma Laiklik anlayışının arkasında yatan da budur. Bunun ne kadar başarılı! olduğunun kararını okuyana bırakıyoruz.

İttihatçı liderlerden (Turancı) Enver Paşa’nın şu itirafı ile her şeyi güzelce açıklamaktadır.

“Turan olalım derken viran olduk…”

“Hürriyet Kahramanı” ilân edilen Enver Paşa, Mondros Ateşkesi sonrasında 1 Kasım 1918 Cumartesi gecesi bir Alman denizaltısı ile ülkeyi terk ederken, Yâveri Mersinli Cemal Paşa’ya,

-“Paşam, bütün ef’âlimin (eylemlerimin) hesabını vermeye hazırım.. Turan yapacaktık, viran olduk. Bizim en büyük günahımız, hatamız Sultan Hamid’i anlayamamaktır. Yazık paşam, çok yazık! Siyonistlerin oyununa âlet olduk ve onların hıyanetine uğradık!”(1-2)

Geçen bölümde kaldığımız yerden devamla:

Türkçülük, Yahudilikten mi Doğdu? Parvus Efendi’nin Rusya’dan sonra Osmanlı Devletinde oynadığı tarihi rol

Ünlü Bilim İnsanı Prof. Niyazi Berkes , “Türkçülük”ün kaynağı  hakkında bakınız bizlere ne demektedir:

“…Rusya'da bir sosyalist ihtilâlin gerçekleştirilmesini bir iman gibi benimsemiş olan Parvus, bunun çaresini bir Dünya Harbinde görüyordu. Harp patlatıp da emellerine yaklaştığını görünce, derhal teşebbüse geçti. “Parvus'un Çarlık rejiminin yıkılması ile ilgili ve Türkiye'de başlayarak Almanya'da devam eden gizli çalışmaları üzerine 1958 yılına kadar söylenenler, bu tarihte çıkan bir kitapta (Zeman, Z.A.B. ve Scharlau W. B., The Merchant of Revolution: The Life of Alexander Israel Helphand ‘Parvus’ “Oxford, 1965”)  Alman Dışişleri Bakanlığı arşivlerindeki vesikaların yayınlanması ile doğrulanmıştır.

Parvus, Rusya'nın çökmesi için içeride milliyetçi ve sosyalist devrimci zümrelerinin ihtilâl çıkarması gerektiği düşüncesi ile İstanbul'da Alman elçiliğinde çalışan Dr. Zimmer aracılığı ile 9 Ocak 1915'te büyükelçi Wangemhein ile yaptığı bir görüşmede (bu konudaki tekliflerini bildirdi). Alman Dışişleri Bakanlığının isteği üzerine Berlin'e gönderildi ve orada 9 Mart 1915 tarihli ve Rusya içinde ihtilâl çıkarma konusu üzerine bir muhtıra sundu (metni, Zeman, 140-152) ... Parvus'un Alman makamları ile işbirliğinin bir sonucu, Lenin ve arkadaşlarının mühürlü bir vagonla İsviçre'den geçirilmesi olmuştur” (3).

Bu noktada kısa bir bilgi verilmelidir. Rusya’da Çar Rejiminin (Milliyetçi-Sosyalist akımla) yıkılmasından kısa bir süre önce Hükümetin, Lenin’i Alman Ajanlığı ile suçlaması üzerine Lenin Finlandiya’ya kaçar. Ancak, 1917 Devrimi yine de başarılı olacak, Lenin Rusya’ya dönerek, I. Dünya Savaşından çekildiklerini açıklayacaklardır. Rusların savaştan çekilmelerinden en büyük yararını, Lenin’i Rusya’ya gönderen Almanlar göreceklerdir.

II. Abdülhamid’i tahtan indirerek, (1908-1918) iktidarı ele geçiren, Türkçü-Milliyetçi-Mason-Siyonist-İttihatçılar, I. Dünya Savaşı’nda kimlerin yanında savaşa gireceklerdir? Elbette Almanların.

Parvus Efendi’nin taktikleri ne kadar tutarlı ve kendisi de ne kadar da becerikli değil mi?

Parvus, aynı dönemde hem Rusya’da önemli işler görmüştür, hem de Osmanlı İmparatorluğu’nda.

Prof. Niyazi Berkes, Parvus'un Türkiye'deki fikrî tesirinden şu sözlerle bahseder:

“Parvus'un bu fikirleri ittihat ve Terakki önderleri üzerine çok etkili olduğu gibi Türkçüler arasında da ilgi çekti.

İttihat ve Terakkinin 1911, 1912 ve 1913 kongrelerinde ve Türkçülük fikirleri yapan Fransızca Jeune Turc ve Türk Yurdu gibi gazete ve dergilerde bunun yansımalarını görürüz ... C. Nuri ve Ahmet Agayef, Parvus'un ilişkili olduğu ve sahibinin bir Musevî (Sami Hirtzberg veya Günzberg?) olduğu söylenen Fransızca Jeune Turc gazetesinin yazarlarındandı…” (4)

Prof. Berkes burada, Türkçülük hareketi liderlerinin Parvus'la, Yahudilerle, siyonistlerle sıkı temasta bulunduklarını söyleyerek, Türkçülüğün, Yahudilikten doğma bir görüş olduğunu, üstü kapalı şekilde ima ediyor. (5)

Bu Noktada bir ara daha vermemiz gerekmektedir.

(Kral Abdullah, “Biz Osmanlıya neden isyan ettik” Kitabında: ), Arapların Osmanlı İmparatorluğu’na isyanın görünür nedeni: “İttihad ve Terakki’nin Türkçülük politikası”dır. Demektedir.

Bunlarla birlikte Arap İsyanı’na neden olan iddialar arasında;

-“Suriye, Filistin, Hicaz, Yemen ve Asir bölgesi komutanlığı” yapan İttihatçı Liderlerden Cemal Paşa’nın, “Arap ileri gelenleri arasında ortaya çıkan siyasi hoşnutsuzluğa ve düşmanca yönelimlere sert önlemlerle tepki göstermesi… Bölgede ‘Kasap Cemal’ ve ‘Seffah Cemal’ lakabı takılan paşa, levanten bölgesindeki Arap milliyetçilerini öldürtmesidir. Beyrut ve Şam’da öldürdükleri milliyetçilerin adlarının verildiği iki ana meydan bulunmaktadır…” (6)

Konunun anlaşılması adına bir not daha düşülmelidir:

-Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ü ülkesinde ağırlayan Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika, Osmanlı’nın Ortadoğu’ya hükmettiği barış ve huzur dolu dönemi hasretle aradıklarını belirterek ilginç mesajlar verdi. Osmanlı İmparatorluğu’nu oluşturan ülkeler arasında, İngiliz Milletler Topluluğu (The Commonwealth) benzeri bir yapının oluşturulması önerisinde bulunan Buteflika,

“Osmanlı Devleti’nin bıraktığı boşluk doldurulamadı. Güçlü ve hoşgörülü Osmanlı düzenine her zamankinden çok ihtiyacımız var…” (7)

...

Resimde görülen “KEMALİZM” İsimli kitabın: 1936 yılından (4461 sayı ile) yayınlanan Cumhuriyet gazetesinden sağ üst köşesindeki tanıtımında aynen şunlar yazılmaktadır:

“Türk inkılabı hakkında şimdiye kadar yazılmış eserlerin en mükemmelidir. Fransız Parlamentosu reisi Herriot ve doktor Köprülü Fuad eser için birer mukaddime yazmışlardır. Her gencin elinde bir tane bulunmalıdır.”

Bu arada Fransız siyasetçi Herriot ile Köprülü Fuad’ın Mason kardeşliği konusunu da meraklı okuyanların araştırmasına bırakalım.

"KEMALİZM” Kitabın yazanın takma ismi: Tekin Alp (Munis Tekinalp)

Kitabın yazanın gerçek ismi : Moiz Kohen

Nereden nereye değil mi?

Ruslar, Avrupalı devletlerle birlikte, 19.Asrın başından itibaren planlı olarak, Yunanlıları, Sırplıları, Bulgarları Osmanlıdan ayırdılar. En son da bizler, kurduğumuz Devleti terk ettik. Neden terk ettiğimiz konusunda eminim çocuklarımıza anlatacak çok iyi nedenlerimiz vardır.

www.canmehmet.com

Devam edecek:

-Ünlü Türkçüler, Siyonistler ve Ajan Parvus'un oyunları

Resim: Web ortamından alınmış, alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

Açıklama ve kaynaklar:

(*)”OSMANLI YANLISI İNGİLİZ DIŞ İŞLER KOMİTELERİ”, Dr. Hüseyin Çelik

(1)Daha fazlası için bakınız; http://www.canmehmet.com/resmi-tarih-dosyasi-31-mart-vakasi-osmanli-hanedanligi-ile-halifenin-kafasinin-koparilmasi-operasyonudur-5.html

Ayrıca bakınız; Aktaran: Vehbi Vakkasoğlu, “31 Mart oyunu”. Köprü, Sayı: 61, Nisan 1982, s. 25. (Alıntı; Abdülhamidin kurtlarla dansı-1, Mustafa Armağan)

(2) Ve ayrıca bakınız;  http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/sultan-ikinci-abdulhamidin-ardindan-mart-2014.htm

(3)Niyazi Berkes, Türkiye'de Çağdaşlaşma, İst. 1978. Sf. 616 (dipnot: 63). (Alıntı:PARVUS'UN TÜRKİYE HAKKINDAKİ YAZILARI, Prof. Dr. Mehmet ERÖZ. Daha fazlası için bakınız: http://dergipark.gov.tr/download/article-file/8535

(4) Prof. Berkes A.g.e: Sh. 462-616

(5) (Türk Yurdu, sayı: 9, 1912, sf. 262) (PARVUS'UN TÜRKİYE HAKKINDAKİ YAZILAR, Prof. Dr. Mehmet ERÖZ) Daha fazlası için bakınız: http://dergipark.gov.tr/download/article-file/8535

(6) Biz Osmanlıya neden isyan ettik, Kral Abdullah

(7) http://www.haber7.com/dunya/haber/85896-osmanli-milletler-toplulugu-onerisi

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kendimi daha iyi anlatabilmek için konuyu deşeceğim. 'İmparatorluklar devri bitmiştir' derken imparatorlukların bittiğini kastetmedim. Tabii ki, hala imparatorluklar var, ancak, halklarını memnun etmek zorundadırlar. Aksi takdirde isyanların çıkacağının bilincindeler. Sovyetler birliğinin dağılmasının nedeni ekonomik sıkıntıdır. Bunun da nedeni çeşitli etniklerin ülke menfaatini düşünmeyip tembel yaşam sürmeleridir. Başka nedenler de var, ama etnikler ayrımcılığa uğrarsa ve de sıkıntıya düşerse her türlü tepkiyi gösterirler. Ülkelerin gelişmesi ve de bütünlüğünü koruması için insan haklarına değer vermesi gerekir ki, bu bilinç artık dünya geneline yayılmaktadır. Bugün,sadece güçlü ülkelerin çıkar çatışmaları var ve de onlarda kendi ülkelerine katmasalar da diğer zayıf ülkeleri hegemonyalarına almış durumdalar. Neticede kendi hegemonyalarını diğer kıtalarda sürdürme emelleri varsa da bu da çok sürmeyecektir. Ya bu emperyalist baskılardan vazgeçilecek, ya da dünyanın sonu gelecektir!

Fehmi Asna 
 15.05.2018 1:06
Cevap :
Değerli Fehmi Asna, Batının refahı (kapitalizm) sömürü düzeni üzerine kuruludur. Gelişmemiş ülkeler, uzun süre yoksul ülkelerin sahip oldukları hammaddeleri-emeği ucuza kullanarak refahlarını devam ettirmişlerdir. Geldiğimiz noktada bu sömürü (gelişmemişlerin gelişmesi üzerine) kapısı giderek kapanmaktadır. Gelişmişlerde çare olarak ve refahlarını devam ettirmek için ilk planda borçlanmış (Amerika ve İngiltere, dünyanın en büyük borçlu ülkeleridir); arkasından da nüfus artışlarını azaltarak bütçelerini dengeleme yoluna gitmişlerdir. İş bunlarla da halledilememiş; küresel sermaye bu borçlu devletlerden alacaklarını tahsile seçenek olarak; görsel ve yazılı medya üzerinden insanları tüketime özendirmiş ve ödeme kabiliyetlerinin üzerinde kredilendirerek borçlandırmış, onları ağır faiz yükü altına sokmuştur. Bu, bir çeşit yeni sömürgeciliktir. Bu pencereden, (gereksiz tüketimleri) görebilmek için reklamları izleyebilirsiz. Görüşleriniz için teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız  15.05.2018 18:26
 

Mehmet Bey,gene bir yorumunuzda görsel ve yazılı basının yönlendirmesi ile Halkın tüketime alıştırılarak borçlandırıldığını,borçlanan halkın düşünemiyeceğini yazmışsınız?AKP hükümetinin 16 yılını bu şekilde mi olduğunu söylüyorsunuz?

mehmet binlik 
 12.05.2018 14:49
Cevap :
Değerli Mehmet Binlik, AK Parti, devir aldığı bir sistemi yürütmektedir. Bu sistemde ülke güvenliği NATO'ya; sermaye ihtiyacı, Batılı bankerler'e; Bilgi-teknoloji ihtiyacı da Almanya-Fransa-Japonya vb. Batılı sermaye bize kredi verirken; aynı zamanda ekonomik-finansal düzenini de dayatmaktadır. Bu nedenle, biz yıllardır, okuyanın dikkatini iki noktaya çekmek isteriz: a)Bilgi-teknoloji üretmek için her vatandaş, bir ayda iki kitap okumalı. b)Üretilen teknolojinin milli sermaye ile yatırıma dönüştürülmesi (borçlanmamak, faiz ödememek için) kazancının en az yüzde otuzunu biriktirmeli. Gerekirse, ekmeğinden, aşından ve tüm konforundan vazgeçerek. Biz, bunun aksine, hiç ihtiyacımız olmayan ürünleri alarak borçlanıyor, bir hayal (tüketim) aleminde yaşıyoruz. BU ülkenin kaldırımlarından halkın satınalma gücünü aşan borçlanmalar/otomobil alımları nedeniyle yürünmemektedir. Kadın-erkek çalışıyor, kirada oturuyorlar, ancak, ikisininde otomobilleri var! İşte hikayemiz. Sağlıcakla kalınız.  13.05.2018 11:36
 

Mehmet Bey,Devşirmelerin Osmanlı'ya yaptığı katkıları anlatıyor, övüyorsunuz bir yanda da Türklük üzerine çalışma yapmış birisinin etnik'ini sorgulamaya açıyorsunuz?

mehmet binlik 
 12.05.2018 14:43
 

Artık bugün imparatorluklar devri geride kalmıştır. Osmanlıyı parçalayan Ruslar, kendi imparatorluklarını kendi istekleri üzerine dağıtmışlardır. Evrensel hukukun dünya geneline yayılması ile birlikte artık etnikler kendi kendilerini yöneteceklerdir. Zira, insanoğlunun özünde kendi ırkından olanlarla birlikte hareket etme eğilimi vardır. Ne kadar insan hakları düzenlense de insanlar arasında çıkan çatışmalarda eğer etnik farklılık varsa mutlaka taraflar katılır ve kavgalar büyür! Neticede gerek etnik, gerek din,gerek dil farklılığı olan toplumlarda ne kadar demokrasi yerleşse de kavgaların nedeni bu farklılıklar gösterilir. Bu nedenle hala acizlerin bizden yardım beklemeleri normaldir, ancak, başımızı belaya sokacak isteklerdir. Ki, kendi içimizdeki sorunu halledememişken mahalle kabadayılığına soyunmanın alemi yoktur sanırım, selamlar.

Fehmi Asna 
 12.05.2018 0:33
Cevap :
Değerli Fehmi Asna, öncelikle paylaştığınız görüşleriniz için teşekkür ediyorum. İmparatorluklar devri geride kalmamıştır. Bu, bir aldatmacadır. Bunu örneklersek: a)İngiliz Milletler Topluluğu, b)Krallıklar (Meşrutiyet) yönetime sahip gelişmişler: Japonya, İsveç, Norveç, Hollanda, Belçika, İspanya, Finlandiya vb. c)Fransız Devrimi, milliyetçilik akımları ile ünlüdür, değil mi? Peki, gelinen noktada, kurulan Avrupa Birliği: üyelerini, tek bayrak, tek para birimi, hatta tek yasa altına toplamamış ; Üye devletler, egemenliklerini terk etmemişler midir? “İmparatorluklar” : “Kendi topraklarında oturan çeşitli milletleri egemenliği altında toplayan devlet biçimi.” Değil midir? Sermayenin kontrol edemediği Rusya, 1917: Osmanlı, 1923: İran hanedanlığı 1925’te yıkılmıştır. Bunlar, bir asıl 2 kopya misalidir. Çok okuyan bir millet değiliz. Bize sunulanı sorgulamadan “”doğru” kabul eder, nedenlerini araştırmadan savunuruz. Bizler, Hala, bilgi-sermaye üretemiyoruz. Neden? Sağlıcakla kalınız.   12.05.2018 11:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1083
Toplam yorum
: 2685
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1724
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster