Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Temmuz '09

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
315
 

"Türkmen eli", "el" değil ki !

"Türkmen eli", "el" değil ki !
 

Irak’ın toprak bütünlüğü ‘<ı>karşılıklılık ilkesi’nden çok daha somut olarak Türkiye’nin güvenliğiyle ilgilidir.

ABD askerleri çekilirken, Irak’ın, Kuzey’de Peşmerge Kürtleri, orta bölgede Suniler ve Güney’de Şiiler olmak üzere hukuken de bölünebilme olasılığı artmaktadır. <ı>Ora(lar)da "bölünme" Çekoslavakya'dakine benzemez. Karşılığı, Tanrı esirgesin, iç savaş olabilir.

Gerçekte <ı>Irak fiilen çoktan bölünmüştür. Üstelik de yakınlarda ve ABD müdahalesinden de önce, refahı dağıtamadığı ve kültürel reformalarını yapamadığı için yapay tutkala karşın, ilmek ilmek dökülmüştür. Herkes pozisyonunu buna göre almaktadır.

Geçenlerde ulus-ötesi kartellerle petrol anlaşması imzalayan Talabani ve daha 1991’de 1.Körfez Harekatından sonra ‘Türkiye buraları alsa da bizi de kurtarsa’ diyen Barzani ve çevresi için, Erzincan’dan Kars’a sözde “Kuzey Kürdistan” topografyası geçerlidir.

Oysa sınırları yapan savaşlar kadar halkın gelenekleridir. Türkiye’de “Kürt” kökenli yurttaşlarımız en az “Türk” kökenli yurttaşlarımız kadar bu ülkenin asli unsurudur. Her türlü zorluğa, dış karışmacılığa ve tahriklere karşın, Ulusumuz birbirine gönül bağı ile bağlı halkımızca oluşturulmuştur. Türkiye’yi başka yerlerle karıştırmak elbette herkesin yanılma hakkına tabidir.

Kaldı ki, Irak’ın tarihsel gerçekliğinde yalnız Barzani ve Talabani yoktur. Irak bunlardan daha da fazla olarak Türkmenlerin de yurdudur. Kerkük ve Musul bu anlamda ayrı bir yere sahiptir.

“Kurucu” TBMM’nde Rauf Bey, “Musul ve Kerkük’ün gelecekteki önemini " ifade eder. Gazi’de aynı görüştedir. Kahramandır ve gerçekçidir... Varı yoğu ortaya konularak o gün için kazanılabilecek her zafer kazanılmış ve hakça olduğu için de yaşama olanağı bulmuştur.

Bununla birlikte, “Lozan’dan yansıyan “kapanmamış hesaplar” varsa, Irak’ta, tarihsel anlamı olan Kerkük ve Musul olgusu bağlamında, Türkmenlerin sorunlarını anımsa(t)mak gerekir...


Musul’da referandum yapılmasını engelleyen İngiliz emperyalizmidir. “Hatay’dakine benzer bir sonucun çıkmasından” ve o bölge insanın Türkiye Cumhuriyeti’ne katılmak isteyebileceğinden çekinerek, “ne anlar o <ı>Kürtler (<ı>Türkler olarak da okunabilir-BK) halkoyundan” diyenler, biz değil onlardır.

Barzani 90’lı yıllarda Türkiye’ye katılmak istemişse, -<ı>sadece bir durum tespitini yapabilmek için değiniyorum- Türkmenler haydi haydi ister… Gerçekten, 1992 yılında, (Süleymaniye ve Erbil’i de içine alan ve Türkmen, Kürt, Arap nüfusun yaşadığı) Musul Bölgesi halkı, Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma iradelerini beyan etmişlerdir, ancak bu elbette gerçekleşmemiştir.

O Türkmenler ki, 14 Temmuz 1959’da Kerkük’te kadın-çocuk şarkılarını söylerken katledilmişlerdir… 1996 yılında Saddam ve Barzani’nin Erbil kıyamını yaşamışlardır. Bitmemiştir; 12 Temmuz 2005’te Telafer’de 30 can, 16 Temmuz 2007’de 80 can, 10 Temmuz 2009’da 41 can vermişlerdir.. (<ı>benzer katliamların hep de Temmuz ayına 'denk' gelmesi herhalde bir planı çağrıştırmaktadır-BK)

Aslında okuma-yazma oranı yüksek, laiklik anlayışını benimsemiş, aydınlar yetiştirmiş ve örgütlenmeye çalışmış bir toplumdur, Türkmenler… Ve liderleri 1980’de Süleyman Demirel’e, Türkiye’nin BM nezdinde olsun ilgisi için adeta yalvarırken, <ı>Türkmen eli sahipsiz bırakılmış kimi toplum önderleri göz göre göre idam edilmiştir.

Ve Irak, Türkmenlerin “yaşamaya” değil ağır ekonomik yalıtılmışlıkla “hayatta kalmaya” çalıştığı bir diyar olarak bölünme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Çözüm için serdedilen ve bel bağlanılan o <ı>Federal yapılanmanın Irak gibi ülkelerde istikrar sağlanmasından çok Yugoslavya’nınkine benzer sonuçları yaratacağı kesindir.

Kara ve deniz sınırlarının ihlaliyle sınırlı kalmayan karmaşa ortamı; radikal terörün; Irak kadar, Pakistan’ın, Afgansitan’ın ve diğer ülkelerin yaşam biçimi haline gelmesine ve oradan Londra ve Madrid gibi metropollere sıçramaya devam etmesine yataklık edebilir.

Dünya’nın dili başka eylemi başkadır.

Türkiye’nin derdi ise dünya kadardır.

Ancak her şeye karşın, egemenlik ve hükümranlık haklarına saygı ile “halkların kaderini belirleme” ilkesinin dengeli yorumu eşliğinde, ,

<ı>Türkmenlere, Batı Trakya’daki soydaşlarımıza, Kıbrıs’lı kardeşlerimize, Türk Cumhuriyetlerine ve Uygur Türklerine ve o arada gurbetçilerimize yakın durmak zorundayız.

Bu güçlü bir devlet olmayı gerektirir.

Devletin güçlenmesinin yolu ise halkın güçlenmesinden geçer.

Halkımız doğulusu batılısı kuzeylisi güneylisiyle güçlendirmek, ekonomide ve demokraside iyileştirme ve ileri gitmeyi gerektirir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 374
Toplam yorum
: 193
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 488
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Merhaba! Toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel olgularla ulusal ve evrensel düzlemde ilgilenme..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster