Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Kasım '12

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
2395
 

'Uçurum'dan Düşenler ve Geriye Kalanlar

'Uçurum'dan Düşenler ve Geriye Kalanlar
 

Uçurum Dizisi


Son aylarda reyting sisteminin de değişmesi ile birlikte yerli dizi piyasası neye uğradığını şaşırdı. Ekranlar; yayından kaldırılan dizilerden geçilmiyor. İşin başka bir ilgi çekici tarafı da sosyal medyayı ayağa kaldıran ve/veya sosyal paylaşım sitelerinde en fazla konuşulup, gündem oluşturan diziler ile reytinglerde zirveye çıkan diziler arasında ciddi anlamda farklılıklar olması... Elbette bazı istisnalar var. Ama genellikle durum bu şekilde... Örneğin Suskunlar ve Uçurum dizileri ekranda yayınlandıkları sırada Twitter'da TT (Trend Topic) olup, sosyal medyada en çok konuşulan ve izlenilen diziler arasında kendilerine yer bulurken, reyting sonuçları bu durumun tam tersini göstermekte ve reyting sonuçları izleyiciye hayal kırıklığı olarak geri dönmektedir. Böyle bir tezatlık haliyle dikkat çekicidir. Peki, sosyal medyada gündemi yakalayan ve dizinin izlendiğini somut anlamda gösteren verilerin hiçbir anlamı yok mudur? Dizilere reklam veren şirketler ve kanallar neden sosyal medyayı bu anlamda görmezden gelmektedir? Sonuç olarak Twitter, Facebook gibi sosyal paylaşım siteleri de bir anlamda reyting ölçüm cihazları değil midir? Reyting ölçüm cihazlarının birer alternatifi olarak neden dikkate alınmamaktadırlar merak ediyorum. Hatırı sayılır düzeyde izleyici kitlesi olmasa, Twitter'da TT olmak da kolay iş değildir. Üstelik de kanalın, yapımcının ve reklam verenlerin o yayından en hızlı geri dönüş alabildikleri alan sosyal medyanın ta kendisidir. Bir dizi veya bir program; yayınlandığı sırada sosyal medyada gündeme oturuyorsa, bu da en az reyting ölçüm cihazları kadar önemli ve de işlevsel bir veri kaynağı değil midir? Bana kalırsa öyledir.

Geçtiğimiz günlerde Uçurum dizisi de izleyicisinin tüm çaba ve çırpınışlarına rağmen, reyting sonuçları kötü geldiği gerekçesiyle uçurumdan yuvarlanarak yayından kaldırıldı. Ekranda "final" bölümü ibaresiyle yayınlanan son bölüm ise aslında final bölümü olarak çekilmediği son derece belli olan normal bölümlerden biriydi. Apar topar ekran hayatına son verilen dizi için kanal (atv); "gerçek bir final bölümü" çekilmesini beklemeye bile tenezzül etmemişti. Her zamanki gibi yine ve yeniden sadece izleyici mağdur oldu.

Uçurum dizisi; başlı başına cesaret isteyen bir işti. Ne yazması, ne çekmesi, ne oynaması, ne de izlemesi kolay bir işti. Hani başımıza gelmediği sürece ilgilenmediğimiz, görmezden geldiğimiz, görsek bile başımızı başka yöne çevirmeyi tercih ettiğimiz, gazetelerin 3. sayfalarında görüp okuduğumuz, kimi zaman o kadarını okumaya bile tahammül edemeyip sayfayı çevirdiğimiz o hayatlar var ya, işte onlardan birini anlatıyordu dizi... Uçurumun kenarındaki hayatları anlatıyordu. İnsan ticaretini, kadın ticaretini ve orada yaşanan çirkin gerçekleri, televizyon ekranında ne kadarı anlatılmaya müsaitse o kadarını anlatıyordu.

Çevremizdeki bu ve buna benzer olaylara karşı farkındalık ve duyarlılık yaratmayı başarmaya çalışan ve bazılarımız için bunu başaran nadir yapımlardan biriydi Uçurum... Evet aynı zamanda da bir TV diziydi. Ama bölüm sonu ile birlikte sabun köpüğü misali eriyip gitmeyen türden bir diziydi. Her bölüm sonunda izleyiciyi koltuğuna çivileyen, suratına gerçeğin tokadını çarpan, dışarıda onların yaşamadığı hayatlar için de endişe duyup, bir şeyler yapabilme ihtiyacı hissetmelerine neden olan bir diziydi. Bizlere acil numaralardan 157'yi ezberleten (İnsan Ticareti Mağdurlarına Yardım ve İhbar Hattı), sadece kendimiz ve yakınlarımız için değil, hiç tanımadığımız başka hayatlar için de endişe duymamızı ve onlar için de elle tutulur türden bir şeyler yapma ihtiyacı hissetmemizi sağlayan türden bir diziydi Uçurum...

Uçurum dizisi; kadın ticareti gibi zorlu bir konuyu masaya yatırmakla kalmadı, aynı zamanda bu konuyla ilgili toplumda oluşmuş olan bazı önyargıların parçalanmasına da ön ayak oldu. Örneğin her karşılaştığımız, gördüğümüz, tanıdığımız Rus ve/veya Moldova kökenli kadınların "hayat kadını" olarak nitelendirilemeyeceğinin altını harika detaylarla çizdi. Rusya kökenli kızlara en çok verilen isimlerden biri olan "Nataşa" isminin, halkımız tarafından yabancı uyruklu kadınlara "hayat kadını" demek maksadı ile kullanılıyor olmasının ne denli bir ön yargı ve acımasızlık olduğunu en çarpıcı diyaloglarla gözler önüne sermiştir.

Bütün bunların yanında, dizide Enis Arıkan tarafından çok büyük bir başarıyla canlandırılan "Kutlu" karakteri vasıtasıyla; "Otistik Spektrum Bozukluğu"nun 3 ana türünden biri olan "Asperger Sendromu"nu izleyiciye en başarılı şekilde anlatan Uçurum; insanların otizm konusunda daha fazla bilgi, farkındalık ve duyarlılık sahibi olmasına vesile olmuştur. Enis Arıkan'ın müthiş performansı ve Kerem Deren'in usta kalemi sayesinde; otizmin ne olduğunun ve ne olmadığının altı, yazılan detaylı sahneler ve replikler yoluyla ciddi bir biçimde çizilmiştir. Bütün bu yazdığım detaylar, televizyon gibi tüketim işlevi gören, "izle - unut" tarzı bir düşünce biçimi ile hareket eden bir sektör içinde yer almış olduğundan; her türlü övgü ve takdiri hak etmektedir. Yüksek dozda entrikaların yokluğu, aynı kadın ve/veya adama aşık iki kardeşin eksikliği ve aynı çatı altında yaşayıp, kimin elinin kimin cebinde olduğu belli olmayan türden ilişkilerin senaryoda bulunmaması gibi nedenlerden dolayı; Uçurum dizisinin ekran macerası da sadece 24 hafta sürmüştür.

Böyle bir yapıma imza atarak elini taşın altına sokmaktan çekinmeyen başta Süreç Film ve senarist Kerem Deren olmak üzere, tüm o harika ve profesyonel oyuncu kadrosuna, kısacası bu dizide emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler... Ek olarak bu dizi aracılığıyla televizyon camiası harika bir müzisyen kazanmıştır. Alp Yenier ismini bundan böyle daha sık duyacağımıza eminim. Dizilerin vazgeçilmezi olan müzikler biz izleyiciler için en az izlediğimiz diziler kadar önem taşımaktadır. Uçurum'un kendisi kadar, müzikleri de olay olmuştur ve bunun başlıca mimarı da Alp Yenier'dir. Kendisi bu dizinin asla unutulmayacak, izleyicinin kalbine işleyen ve şimdiden fenomen olmuş tüm melodilerinin söz yazarı ve bestecisidir. Yenier'in bu dizi için yapmış olduğu o harika şarkıların solisti de büyülü sesi ile aramıza sessice sızan Müge Zümrütbel'dir. Dizinin bel kemiği olan ve dinlemekten asla bıkmayacağım "Belki Başka Hayatta" şarkısını seslendiren o büyülü sesin sahibidir kendisi.

Ben ve eminim birçok Uçurum seven izleyici için bu dizi henüz bitmemiştir. Uçurum'un anlatacağı hikâyeler vardı, hepsi yarım kaldı. O nedenle en yakın zamanda bu dizinin kaldığı yerden devam etmesini diliyorum(z). Yine de kim bilir? Tıpkı şarkıda dendiği gibi "belki başka hayatta"...

Katharsis

 

Dikkat! Yasal Uyarıdır: Bu blogda yayımlanan tüm içeriğe ilişkin haklar blog kullanıcısına (üyesine) ait olup, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun koruması altındadır. Bu blogdan ancak kullanıcının adı ve blog adresi kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. Aksi takdirde her türlü hukuki ve cezai sorumluluk alıntıyı yapana ve yayımlayana ait olacaktır.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 19
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 6108
Kayıt tarihi
: 13.08.12
 
 

İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunuyum, yaklaşık 10 senedir psikolog olarak çalış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster