Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Temmuz '20

     
    Kategori
    İş Yaşamı - Kariyer
    Okunma Sayısı
    82
     

    "Var Olmak"

     
    “Siz Yoksanız, Başkası Var.” Bu yüzden “Var Olan” Neden Siz Olmayasınız?
     
    Rekabetin hız kesmeden devam ettiği sektörde, firmaların çoğu yeniliğe gidiyor veya yenilikçi firmaların gelmesi ile birlikte kendilerini değişimin ortasında buluyor. Dijitalleşen bu çağda, uzun süredir varlığını koruyan firmalar son zamanlarda keskin bir değişime uğradı. Gerek bakış açısı, gerek dijital dünyaya adapte olmak, gerek gelen yeni nesil çalışanlar. Eskiden reklam denildiğinde akla sadece televizyonda dizi araları gelirken, şimdi aklımıza gelebilecek her yer reklam olarak kullanılabiliyor. Sosyal medya, dijital billboardlar, televizyon (ki televizyon camiası bile artık dijital platformda) en önemlisi influencer topluluğu sayesinde oluşan kazanımlar. Bir ürün tanıtımı için artık reklamdan çok, influencerlar tercih ediliyor. Neden mi? Çünkü takip ettiğimiz “insanlar” ile duygusal bir bağ kuruyoruz, empati yapıyoruz ve önerdiği ürünü yakın bir arkadaşımız öneriyormuş gibi hissederek satın alma isteği duyuyoruz. Asıl problem şurada başlıyor; “Tüketim Çılgınlığı”. Üretilen her şey insanlara çok hızlı bir şekilde ulaştırılabildiği için çok hızlı bir şekilde tükeniyor. Bugün aldığımız kıyafetin yarın modası geçiyor, bugün yediğimiz yemeğin son lokmasını alırken “a şurada da böyle bir mantıcı varmış oraya gitseydik keşke” diyebiliyoruz.
     
    Reklam sektörünün hızına yetişmeye çalışırken önümüze sunulan ürünlerin hiçbir şekilde varlığını hissetmeden onları kabul ediyoruz. Peki, bu çılgınlığın ortasında firmaların izlemesi gereken yol nedir? Çizgilerini bozmadan devam ederlerse sektör onları yutacak, yeniliğe giderlerse kendilerini bambaşka bir oluşumun ortalarında bulmaları an meselesi. Bu süreç, hakimiyeti kaybetmeye ve kontrol mekanizmasının yavaşlığına tolerans gösterecek sabırda değil. Çünkü tüketiciler için her zaman bir ikinci, üçüncü hatta yüzüncü seçenek bile var. Yani tüketici diyor ki “ Sen yoksan, başkası var.” Bu cümle çok ürkütücü değil mi? Piyasadan silinme korkusu, yenilikleri göğüsleme, yeniliği firmaya homojen bir şekilde dağıtma ve bütün çalışanları bu forma adapte edebilmek gibi birçok yapılması gereken eylem var. Asıl sıkıntının başladığı yer firmalar kendilerini dışarıdan göremedikleri için büyük resmin hiçbir zaman farkında olamaz.
     
    “İçinde bulunduğumuz durumu, dışarıdan bakmadan göremeyiz.”
     
    Manzara gibi düşünebilirsiniz. Hayatımızda çoğu zaman eski hatalarımızı düşündüğümüzde “ben bunu nasıl yapmışım” diyebiliyoruz ve o zamanlarda kesin yanımızda onu yapmamamız gerektiğini söyleyen bir eş, dost veya ailemiz bulunuyor. Günün sonunda “keşke” diyoruz, bazen de “iyi ki yaşadım gördüm” diyoruz. Fakat bu riskleri ufak tefek kararlarımızda, veya sadece kendi alanımızda bizi ilgilendiren kısımlarda alabiliyoruz. Yüzlerce çalışanı ve müşterisi olan firmalar açısından bakacak olursak, şu an bulunan pazarda “iyi ki yaptım gördüm” deme lüksü yok ve çokça “keşke” ler bulunuyor.
     
    Özel hayatımızda herhangi bir yanlış kararda akıl verenimiz, eşimiz, dostumuz veya ailemizken, yüzlerce çalışana sahip firmaların eşi, dostu kim?
     
    Çoğu firma Yönetim Danışmanlığı Hizmeti veren firmalar ile bu süreçleri atlatıyor. Güven ve istikrarın önemli olduğu bu süreçte iki tarafında özverili olması sonucunda firmalar hedeflerine ulaşıyor ve piyasada bu riskli süreci kendi lehlerine, Yönetim Danışmanlığı hizmetleri sayesinde çevirebiliyorlar.
     
    Bazı firmaların perspektifinde ki yanlışlık ise  “Yönetim Danışmanlığı Hizmeti” ne mesafeli duruşlarıdır. Bu firmalar değiştirmesi gereken yeri kendi bulup uygulamayı tercih ediyor fakat kendileri tespit edip hayata geçirene kadar, piyasa hız kesmeden değişmeye devam ettiği için firmanın piyasaya yetişmesi her halükarda yine imkansızlaşıyor. Nasıl mı? Sizden 100 km ilerideki 150 km hızla giden arabayı 80’den 150 km’ye çıktınız diye yakalama şansınız var mıdır?
     
    Peki Yönetim Danışmanlığı neden gereklidir?
     
    Yukarıda da bahsettiğim gibi, büyük resmi görebilmek. Firma sahipleri departmanlar arasında kaybolurken Yönetim Danışmanlığı hizmeti size yol göstericilik yapar. En önemlilerinden biri, sizin uğradığınız değişimi, onlar başka firmalar tarafından tecrübe etmiştir. Siz bir kere değişime uğruyorsunuz, Yönetim Danışmanlığı hizmeti veren firmalarınsa işi bu; Değişim.  “Bunu biz de yaparız.” dediğiniz her değişim, sizin için ilk olacağından yönteminiz muhakkak zaman alacaktır, yanlışa sürüklenme riskiniz fazladır, uygulama şekliniz sırasında kaybınız fazlalaşabilir vb. birçok olumsuz etkenle karşılaşabilirsiniz. Bu birazda evde hastalanıp kendi kendini iyileştirmeye çalışmak gibidir. Hastalığınız hafifse evet evde kendi yöntemlerinizle bir ağrı kesici, bir çorba, birazda dinlenme ile atlatabilirsiniz. Peki ya hastalığınız hafif değilse? O zaman doktorun kapısı çalınır.
     
    Yönetim Danışmanlığı hizmeti şirketinizi muayene eder, sorunu tespit eder ve reçetenizi yazar. Bu süreçte Yönetim Danışmanları, sizinle birlikte olmaya ve gelişimi, değişimi izlemek ve iyileşme sürecinde çıkabilecek herhangi bir soruna anında müdahale edebilmek için yanınızda durmaya devam eder. Ta ki sisteminiz tamamen oturana dek.
     
    En önemli etkilerinden biri de psikolojiktir. “Beklenti”. En basit örneğini vermek gerekirse, okul zamanlarında ailemiz okuldan sonra ders çalışmamızı beklerdi, bizde beklentilerini karşılamak için ders çalışırdık. Bu sayede çoğu notumuz yüksekti. Peki annemiz veya babamız bu beklentiye girmeseydi biz o kadar ders çalışır mıydık? Kaldı ki çocuğuz, oyun oynamak varken… Sigmund Freud bunu şu şekilde açıklamıştır “ Bir insan ailede ebeveynlerinin en değerli çocuğuysa, bu his hayatının her tarafına yayılır ve başarılı olan insanların çoğuna bakarsanız bu hikayeyi görürsünüz.”
     
    Peki Beklentiler ne ifade eder? Beklenti başarıyı etkiler mi?
     
    Yöneticiler şirketlerinde potansiyelini yüksek gördüğü çalışanlarına ister istemez yapabileceğinden daha büyük sorumluluklar yüklüyor ve bu kişi için, kendini geliştirme fırsatı sunuyor. Çalışan kendini geliştirdikçe, kendisinden beklentilerde artıyor. “Pozitif Geri Bildirim” adını verdiğimiz bir olgu ortaya çıkıyor. Bir insana potansiyelini fark ettirmek ve yapabileceklerini en üst seviyeye taşımak için “beklenti” en güzel teşviklerden biridir.
     
    Buna psikolojide Self Fulfilling Prophecy (kendini gerçekleştiren kehanet)  diğer bir adıyla Pygmalion Etkisi deniliyor. Pygmalion Etkisi, antik bir hikayedir. Hikayede  Pygmalion adında Yunan bir heykeltraşın, yaptığı kadın heykele aşık olması anlatılır. Bir insana aşık olamayan Pygmalion, Afrodit’e yalvarır ve heykel, aynı formda bir kadına dönüşür. Bu yüzden beklentilerin hayata geçmesi için kullanılan bir metafor haline gelmiştir.
     
    Pygmalion Etkisi’nin insanlar üzerinde test etmek amacıyla Robert Rosenthal ve Lenore Jacobson tarafından bir deney yapılıyor. Deneyde, sınıftaki öğrencilere IQ testi yapılıyor ve öğretmene IQ testi yüksek diyerek birkaç öğrencinin ismi veriliyor. Aslında öğretmene verilen öğrenci isimleri tamamen rastgele isimlerdir fakat öğretmenin bundan haberi yok. Deneyin sonunda öğrencilere tekrar IQ testi yapılıyor ve inanılmaz derecede şaşırtıcı sonuçlar çıkıyor. Öğretmene, rastgele IQ testi yüksek çıktı diye verilen öğrencilerin, 2. IQ testinde ciddi artışlar söz konusuydu. Robert ve Lenora bunu şu şekilde açıklıyor; Öğretmene rastgele isimler verdik. Fakat öğretmenin, bu öğrenci isimlerinin rastgele olduğundan haberi yoktu ve onları üstün zekalı sanıyordu. Bundan dolayı içgüdüsel olarak o öğrencilere daha çok söz hakkı verdi, hatalarını daha ılımlı bir şekilde düzeltmeye çalıştı ve onlarla daha yakından ilgilenmeye başlayarak potansiyellerinin üzerine çıkmalarını sağladı. Bu sayede potansiyeli olan öğrencilerin IQ’sunda ciddi oranda artış gözlemdi.
     
    Buna bağlı olarak kendi konumuza gelecek olursak “beklenti” her işin başlangıcında olan bir içgüdüdür. Özellikle bir insanın sizden beklentisi varsa onu refleks olarak yerine getirmeye çalışırsınız. Yönetim Danışmanlığı da firmanıza bir noktada bunu yapıyor. Firmanızı inceliyor, rapor hazırlıyor, yapılabilecekleri ve yapılmaması gerekenlerin olduğu bir doküman hazırlayarak bu süreçte sizinle birlikte yürüyor ve gelişiminizi sağlıyor. Bu düzlemde Yönetim Danışmanlığı firmasının sizden bir beklentisi olduğu için, siz potansiyelinizin en üst sıralarına çıkıyorsunuz ve kendi kendinize sistemli bir şekilde edinemeyeceğiniz başarılarla tanışma fırsatını yakalayabiliyorsunuz.
     
    Sonuç olarak gelişimin her şekli güzeldir ve bizi bir adım öteye taşıyabilecek her fırsata şans verilmelidir. İnsanların “güvenli bölge” olarak adlandırdıkları kurulu düzenleri, çağımızın piyasasında bir gün içinde yok olabilme ihtimali ile karşı karşıya. “Ben bilirim” demek yerine “Ben daha fazlasını da öğrenebilirim” diyerek kendinizi, geleceğinizi ve şirketinizi her zaman geliştirmelisiniz. Unutmayın; “Siz yoksanız, başkası var.” Bu yüzden “var olan” neden siz olmayasınız?

    Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

     
    Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
    Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
    Toplam blog
    : 1
    Toplam yorum
    : 0
    Toplam mesaj
    : 0
    Ort. okunma sayısı
    : 82
    Kayıt tarihi
    : 21.07.20
     
     

    Yeditepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Mezunuyum. İnsana yapılan yatırımın,..

     
     
    Yazarı paylaş
    • Tümünü göster