Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Eylül '18

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
243
 

"Yaşamaya Dair" Bir Pazar Yazısı...

"Yaşamaya Dair" Bir Pazar Yazısı...
 

Dün;  geçtiğimiz günlerde annesini kaybeden ( kendisine baş sağlığı ve Allah'tan  sabır diliyorum) büyük müzisyen  Fazıl Say’ın  Nazım Hikmet Oratoryosunu  tekrar  izledim uzun süre sonra…

Eser 2002 yılında UNESCO ‘nun  o yılı “Nazım Yılı” olarak kabul etmesi ile Besteci Fazıl Say ‘a Kültür Bakanlığı’nın verdiği sipariş neticesinde ortaya çıkmış. 

Ben 2005 Aspendos Tiyatrosundaki gösterimi izledim ; Genco ERKAL, Fazıl SAY,Zuhal OLCAY, Güvenç DAĞÜSTÜN  ve daha ismini zikredemeyeceğim bir çok sanatçı belli ki yüreklerini koymuşlar bu işe !

Ağladım.

Bana göre  her nota, her cümle can acıtıcı, o ölçüde yaşama sevinci ve  umutla doluydu…

Kendi kendime düşündüm;  tabi ya hayatının yaklaşık 13 yılını hapiste “umut” olmadan geçiremezsin!

Ve her şeye, herkese rağmen nasıl bir sevgi! İnsana dair…

Sanıyorum Nazım’daki sevginin özü “Yaşama verdiği değer” ile ilintili. Yaşama gösterdiği saygıdan dolayı …

Final sahnesi muhteşemdi Genco Erkal ‘ın o inanılmaz yorumu ile usta’nın o en iyi bildiğimiz şiirlerinden “Yaşamaya Dair”

Dinlerken kendi kendime dedim ki “ bu ciddiyete sahip olmam lazım, bu yaşama sevincini, umudu, inadı yaşamımın mihenk taşı yapmalıyım”

Son olarak “Pazar Yazımın “ finalini bende bu şiirle getirmek istiyorum…

Yüreğinizle dinlemeniz ümidiyle ;

 

YAŞAMAYA DAİR

1
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
                       bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
                       yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
                        beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
                                    insanlar için ölebileceksin,
                        hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
                        hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
                        hem de en güzel en gerçek şeyin
                                      yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
                                      yaşamak yanı ağır bastığından.
                                                                                     1947

2
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
              bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
                                en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
                               diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
                           yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
                        fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
                        belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
                                    yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
          hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
                                                                      1948

3
Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
                       hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
                       yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
                       zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...

Nazım HİKMET

 

 

 

NOT: İzlemeyenler için tamamı, https://www.youtube.com/watch?v=e32iN2rmUXs&t=4769s

Cemile Torun bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok teşekkür ederim Engin hanımcığım, ne güzel bir hediye, radyodan istek yaptığımız günleri anımsattınız, "İnsan ya hayrandır sana, ya da düşman, ya hiç yokmuş casına unutulur. Ya bi dakka çıkmazsın akıldan!" iyi ki okudum, iyi ki tanıdım çok mutlu oldum sevgilerimle selamlar

Cemile Torun 
 24.09.2018 22:25
Cevap :
Cemile hanım... Ben radyo devrini ucundan kıyısından yakalayan neslin fertlerindenim galiba. Hafta sonu "Çocuk Saatini, hafta içi her gün "Radyo Tiyatrosu"nu , " Bir Roman Bir Hikaye" akşamları olan hani... Çocukluğuma ait en güzel anılardır. Hep bu tadı aradım ancak bulamadım. Sanırım bu hem de şansmış bizim için ki Dünya Klasiklerini hem okuma hem dinleme şansı bulmuşuz... İşte ben bu özlediğim lezzeti yakalamaya çalışıyorum facebooktaki sayfamdan... Bu nedenle bu yorumunuz benim için çok değerli çok ama çok teşekkür ederim bana "duygudaşlık" ettiğiniz için... Cemile hanım sevgiler benden size ... Mutluluklar  25.09.2018 9:11
 

okudum.. sustum.. yorumları ve yanıtlarınızı okudum sustum.. umut var dedi bir damla gözyaşım.. Saygılar hayatın içindeki duruşunuza..

yucel evren 
 03.09.2018 13:23
Cevap :
Onur duydum...  03.09.2018 17:20
 

Yaşamaya dair şiir dizisi Nazım'ın en sevdiğim şiirlerindendir. "Cebimde yoktu yüreğimden verdim!" zaten beni benden alır. Teşekkürler üreten yüreklere paylaşılan ellere, emeklere

Cemile Torun 
 02.09.2018 22:54
Cevap :
"Yaşamak Seni Sevmek Gibi... Meydan yerinde kampana vurdu. Nerdeyse koguşlarin kapilari kapanir. Bu sefer hapislik uzun sürdü biraz: 8 yil... Yaşamak ümitli bir iştir, sevgilim. Yaşamak: Seni sevmek gibi ciddi bir iştir. Nazım Hikmet" Cemile hanım, Sizin için seçtim bu güzel şiirini Çok teşekkür ederim sevgiyle kalın  03.09.2018 7:18
 

Kuğu gölünün etrafından dolaşıp, Novodeviçi manastırının önünden geçip, Novodeviçi Mezarlığına ulaştım. Kapısından içeri girip hangi kişinin hangi bölümde yattığının yazılı olduğu mermer bloğu incelemeye başladım. Parmaklarım isimler üzerinde gezerken heyecanım ve hüznüm giderek artıyordu. Ve sonunda işaret parmağım bir ismin üzerinde durdu! Nazım Hikmet... Mezarına yaklaşırken önce kırmızı beyaz bayrağımız gözüktü. Mezarının başına geldim. Tam karşısında dikildim. Dudaklarım titriyor kontrol edemiyordum. Derken hıçkırarak ağlamaya başladım. Dudaklarım titreye titreye tek bir cümle söyleyebildim: ''Sana vatanından çokça selam getirdim.'' Tüm ideolojik görüşleri bir kenara bırakarak düşündüm; O'nun bunca km uzaklıkta vatanından ayrı topraklarda yatması zoruma gitti. Mezar taşını okşayıp dualarımı ettim. Ayrılırken önce Nazım'a ardından koynunda yatan Vera'ya seslendim. Huzur içinde uyuyun inşallah. Ve buğulu gözlerle oradan ayrıldım, sanki bir parçamı orada bırakmışçasına... Saygıyla..

Özkan Sarı 
 02.09.2018 18:17
Cevap :
Yorumunuzu okurken inanılmaz duygulandım... Söyleyecek şey bulamıyorum tek bir şey dışında ; "Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü, ölürsem kurtuluştan önce yani, alıp götürün Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni." devam eden şiiri ... Ağlıyorum .... ( sevgi ve saygılarımla)  03.09.2018 7:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 193
Toplam yorum
: 623
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 961
Kayıt tarihi
: 21.04.08
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü mezunuyum . Maalesef bir tak..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster