Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Kasım '14

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
494
 

"Yaşlı insanlar ağladığında krallıklar yıkılır"

"Yaşlı insanlar ağladığında krallıklar yıkılır"
 

 Uyuyamayacaksın

 Memleketin hali

 Seni seslerle uyandıracak

 Oturup yazacaksın

M.C.ANDAY

 "YAŞLI İNSANLAR AĞLADIĞINDA KRALLIKLAR YIKILIR"                          

Hiç düşündünüz mü; ne çok şeyi kanıksar olduk son yıllarda. Oysa kanıksamak vicdansızlıktır. Geceleri uykunuz bölünüp kalkıp oturuyor musunuz, ya da uyuyor musunuz mışıl mışıl. Son günlerde olup biteni izlerken gözleriniz doluyor, lokmalar boğazınıza diziliyor mu, bağırmak istiyor bağıramıyor. ya da küfredemiyor musunuz? Vicdandan bahsediyorum. Ne güç iş şimdilerde pek ortada gözükmeyen, olmayan bir şeyi anlatmaya çalışmak!

Vicdan, kişinin kendi niyeti ve davranışları hakkında ahlak değerlerini temel alarak yaptıklarını ya da yapacaklarını tarttığı, ölçüp biçtiği bir kişilik özelliğidir. Felsefeye göre, iç huzuru ya da iç sıkıntısı vererek kişiyi uyaran vicdan, bir kavram değil, kişisel bir yetenektir. Kuşkusuz gelişimsel bir süreç sonucudur. Aile ortamından başlar, eğitimle gelişir, toplumsal bilinç ve ahlakın düzeyiyle şekillenir. Her insan yaşama sevgi, iyilik ve adalete inanarak başlar. Toplum içinde bu üç ilkeye yapılan uygunsuz davranış ve saldırılar, yıpratmalar ve sırt dönmeler kişiyi kanıksamaya ve çaresizlik içinde kabullenmeye götürür. Düş kırıklıklarının çatırdayan gürültüsü duyulmaya başlar. Adalet duygusunun zedelenmesi, geri dönüşümsüz bir yıkıntının başladığı yerdir. Yıkılan her zaman yaşama, onun verdiği güvene duyulan inançtır.

Ermenek de yaşanan faciada eğer yaşlı çiftin "yüzme de bilmezdi, o kadar suyun altında ne yapar", "bizim oğlan gitti mi şimdi" söylemlerine verilecek cevabın bulunamadığı ya da gözlerine bakılamadığı yerde başlamıştır yıkıntı. Benzer yıkıntıların altında ne çok insanımızı bıraktık son yıllarda. Çıkarılan, uygulanmayan, uygulansa da iki kutuplu bir adalet düzeninde adaleti sağlayamayan yasal düzenlemelerle yaşam hakkını koruyacağımızı sandık. Oysa hukuk yazılır ama yaşanması gerekli olan adalettir, ilkesini unuttuk. Yaşamı korumanın güçsüz insanlarda bulunmayan bazı niteliklere sahip olunması gereğini anlayamadık. Oysa yaşamı yok etmek, yalnızca bir tek şeye ihtiyaç duyar şiddete, yalnızca şiddete... Baştan aşağı şiddete bulanan bir toplum olduk, en yukarıdan söylemlere, politik dile, sokak çatışmalarına oradan sınırlarımıza uzanan. Bu kendisini yadsıyan, gerçek olması gereken yaşamdan öç almayı hedefleyenlerin yoludur. Kin denilen şey de budur aslında.

O kömür ocaklarındaki yerin yüzlerce metre altına inen ışıksız galerileri gördünüz. Açlık ya da açlığa mahkum edilenleri "dokuz bin lira ceza yazdık" vicdansızlığıyla, boğaz tokluğuna oralara indirip, sonra "işci kardeşlerimiz için elimizden geleni yapıyoruz" demek, bir vicdan sorunudur. Hastalıklı bir narsizmle kurulduğunuz sırça saraylarda ısınabilecek misiniz bu kış? Kaç kişi, evet kaç kişi boğaz tokluğuna o galerilere inip, bir kazaya kurban gitmese de, yaşamını karartabilir, kaç kişi? Acıları, teselli etme çabası gösterebilmek, paylaşmak demek değildir. Çünkü hissetmediğiniz acıyı paylaşamazsınız. Siz hissedemediğiniz için teselli etmekle yetiniyorsunuz.

İnsan kendisini şekillendiren kültür örgülerinin ürününden başka bir şey değildir. Demokrasiye inanmayan, onu araç olarak gören, belli bir kültürün şekillendirdiği, güya muhafazakar tek kanatlı bir yapının, toplumun alışılagelmiş yapısını, yalnızca belli oy çokluğuna dayanarak değiştirme gayreti, değiştirilmek istenen yapının toplumsal vicdanında bir yabancı cisimdir. İçinde yaşayageldiğimiz bu karmaşık özel koşullar bu yabancı cisimin giderek büyümekte olan bir apseye dönüşümünü sağlamaktadır. Giderek derinleşen çelişkiler, kendi içinde gerekli çözüme ulaşmaz, yaşamın olağan akışı içinde sonlanmazsa eğer bir gangrene dönüşme olasılığı artar. Seçmek zamanıdır. Seçim ışıkla karanlık arasındadır. İnsanı ışık değil, karanlıktan körelmiş bir vicdan yanlış seçime sürükler kuşkusuz.

Tehlikeli olan karanlıktan değil, ışıktan korkmaktır. Karanlıkta ıslık çalmak da korkunun sonucudur ama ışığı getirmez. Yalnızlık, korku, şaşkınlık ve vicdansızlık yerli yerinde kalır. Ve insanlar buna sonsuza kadar dayanamazlar. Faşizan baskılar sonucu görüldüğü gibi bir öndere boyun eğme, yalnızca alaturka demokrasilerde görüleceği türde baskılayıcı bir düzene uyma uysallığı da bir vicdan körlüğüdür, bir özgürlükten kaçıştır. İnsanın elini kolunu bağlayan yasal, siyasi ve manevi kelepçeler karşısında çaresizlik, ancak üretilmiş bir vicdan rahatlatma yöntemidir. Sonradan kazanılmış ayrıcalıklarını koruma adına yolsuzluklarının üzerinde oturanlara karşı yapılacak olan, insanların vicdanlarına ve özgürlük özlemlerine seslenebilmektir.

Tarih, daha insanca bir yaşamın, daha adil bir yönetim istemenin, doğru bildiği şekilde düşünme ve hissedebilmenin onurlu insanlar için olası olduğu örnekleriyle doludur. Bir durumu gerçek şartlarından çok, kendi isteklerimiz doğrultusunda bir açıdan görmek ya da kabullenmek yalnızca arzu giderici bir durum ve bir başkasından bekleme şımarıklığıdır. Duruma kendi istekleriniz doğrultusunda bir açıdan bakıyor, kabulleniyor ve sesiniz çıkmıyorsa, vicdanınızın sesi kısılmış demektir.

Akın YAZICI

5 Kasım 2014

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Elim bir olaydan hareketle, içinde yaşadığımız karanlığa, demokrasimizin ve insanlığımızın sefaletine ışık tutan kaleminize tebriklerimle ve saygımla!

Ersin Kabaoglu 
 14.11.2014 11:31
Cevap :
Sayın Ersin Bey; Vicdanlarımız ve benliğimize kazınmış aydınlık ve çağdaş bir ülkede yaşama umudumuzu canlı tutarak saygı ve sevgilerimle... Akın  14.11.2014 13:33
 

Ne yazık ki vicdan, toz pembe gözlüklerle dolaşan kör toplumumuzu terk edip uzaklara gitti. Saygılarımla Akın Bey...

Adil Serkan SATI 
 10.11.2014 11:36
Cevap :
Evet, ne yazık ki öyle görünüyor. Yine de umudu korumak gerekli. Selamlar...  10.11.2014 16:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 177
Toplam yorum
: 426
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 365
Kayıt tarihi
: 07.05.14
 
 

1965 Ankara Üniversitesi Tıp fakültesinden asker hekim olarak mezun oldum. Gülhane Askeri Tıp Aka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster