Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ağustos '06

 
Kategori
Müzik
Okunma Sayısı
2429
 

'Yastayım'

'Yastayım'
 

Çok tuhaftır.

Gece ve gündüz ya da yarım ay ve dolunay. Aydınlık ve karanlık nasılda etkiler bizi ve biçare soluğumuzu.

Kalabalıklar içerisinde sisteme soktuğumuz, diğer canlılara göre teknolojik üstünlüğümüzü kullanarak yokuş aşağıya sandığımız yaşamımızın kimi gecelerinin, nasılda yokuş yukarı geçtiğini anlayamayız bir türlü.

Ta ki, "karabasanlarımız" üzerine, güneş doğuncaya kadar karamsarlığımız nedenini çözemeyiz bir türlü.

Çözemeyiz asla çoğu bilinmezi, genetikten savunmasız kaldığımızdan açmazlarımızı.

Ne çekirge gibi boyumuzdan 20 kat fazla sıçrayabiliriz, ne fareler gibi kendi yarattığımız pisliğin içerisinde yaşayabiliriz, ne de kaplumbağa gibi yavaş ve sakin bir hayatın soluğumuza soluk katacağını bilebiliriz.

Biz insanlar sistem ve düzen sandığımız, akıl almaz saçmalıklarla donattığımız, kötü yanlarına çabucak alıştığımız, iyi yanlarını şans sayıp "ne çabuk geçti güzel günler" dediğimiz bir ezberlenmişliği tüketir dururuz.

Sürekli şikâyet edip her gün geyiğini yaptığımız olumsuzlukları da, çocuklarımıza gelecek olarak ezberletiriz. Neden? Mutsuzuz çünkü.

Biz mutsuzuz, çünkü başaramayanlardanız atalarımız gibi.

Onların başarması içinde kolejlere, kurslara en bir başarılı eğitmenlere gitmeleri gerekir diye düşünürüz sürekli. Ve tıpkı "sayısal loto rakamları" gibi yetiştirdiğimiz yeni neslimiz de, bizim tarifimizi, kendimizin mutsuz olup kurtulmak istediği bir geleceğin temiz giyimli, tırnakları düzenli kesilen, moda traşlı adayları olarak hazırlanırlar yarınlarına.

Ve hiçbir şeyden bir haber olarak bizim tükettiğimiz ama memnun olmadığımız geleceklerine hazırmış gibi yaparlar. (tiyatrocu bu yeni yetmeler paso)

Kendilerinden menkul nedenlerle ısrarlı olan okuyucularımın, "Cuma'nın morali bozuk gene" dediklerini duyar gibiyim, Torosların öte tarafından.

Değil aslında.

Moral bozukluğu değil, MSN çetemin yolladığı müzikler karamsar gibi görünmemin nedeni.

Tamam, ağustosun en sıcağında kesilmiş ve 14 gündür yok olan sular, günde birkaç kez bozulup düzelen ama düzenli faturasını tahsil eden ADSL, her birini kendim diktiğim çiçeklerimin susuzluktan yok olması moral bozucu, aşındırıcı, zımparalamacı soluğumu ama moralim bozuk değil.

Hala ne demeyeyse hayat doluyum. Mümkünse ölmemek kararındayım hatta.

Bir yerli motor alıp, saçlarımı açıp, yollara vurma hevesindeyim kendimi bedelini ödeyebilirsem.

Umudum bile var gerçekten, piyangodan karşılığı çıkarsa, bir yelkenli edinip ve güneşin kızılını alıp yanıma, gittiği yere yola çıkmayı istiyorum kıyıdan, kıyıdan.

Hayat doluyum özetle.

Ama bu MSN çetemin yolladığı şarkılar bitiriyor, kahrediyor beni.

Gecelerimi uykusuz, sabahlarımı sıcak ve rahatsız, bir türlü patlamak bilmeyen afyonumu tahrik eder çeşitlilikte yollananlar.

Teknoloji işte, tek geç kalıp "ana ne bu" demediğim birçok enfekte pişmanlık nedenlerimin en başta geleni.

MSN deki vefakâr çeteme tam adını bilmesem de özetini tarif etmem yetiyor, içimi buran notaların bana gelmesine. Ve günün gecesine göre, yakama taktığım ruh haline göre, gelenleri dizip playerimde adlar veriyorum kendi kendime. "En sevdiklerim, bıkmadıklarım, ondan gelenler, vazgeçmeyi göze alamadıklarım", şeklinde. En azından böyle bir sınıflamayı yapabilecek kadar ustalaştım "bilgi sarayda".

Sorunsa dinlerken çıkıyor.

Yazı yazarken, mail atarken ya da her ne halt ediyorsanız akıl makinesinde, bir sorun yaratıyor bünyenizde notalardan kurulu cümleler, yüklentisi sözlerle.

Ya eski sevdanızı, ya gençlik hatanızı, ya da geçmişte kalmış ihmallerinizin sırtınızda ki eşek semeri yükünün filmini seyrettirir oluyor parçalar acımadan size.

Ve ister istemez melankoliye kaptırıp sizi, kırk yılın başı bir nasip olabilecek rüya senaryolarınızın, trajik değişikliklere uğramasına da neden oluyor, tarifi mümkünsüz bu müziksel uyuşturucular.

E sevgili okur, nasıl yazsın Cuma yazılarını böyle müzikler listelemişken "bilgi sarayına". Melankoli ve karamsarlık devlet mührü gibi yapışıyor akıl kapınıza.

İşte böyle çıkıyor benden böyle teraziye konmaz, akıl almaz hafsala tutmaz, "kızılderili cümlesi" yazılar. (Siz kalem ustalığı sanıyorsunuz ama)

Neyse üst kata baktım da cümlelere kanat taktırmışım boş kelimeler ile yine.

Ben günün saçması bestem konusuna gelmeliyim hızlıca, on milyon yüz kb lik olmadan yazıtım.

Bilirim zaman yoksunu olduğu kadar, sabır yoksulu siz 4 göz okurlarımı.

Kısa keseyim de hiç değilse bu sefer, sonuna kadar okuduğunuz bir yazıtım kalsın geleceğe.

Öz cümle şu ki bir müzik parçası var listelerime sızan, hem de Türkçe ve dahi halk müziği de değil tutuklusu olduğum cinsten.

Öyle bir beste işte, uzmanı olmadığım tek konuda.

Bana bu illeti gönderen zekâ küpü Pervin den ulaşan bilgilere göre, Ozan doğulu bestesi, Ladino tarzı, iç paralayıcı bir müzik treni. Adı "Yastayım".

Ooo, hadi ya çok eski o diyenleriniz olabilir, çekin içinizden istediğiniz çekintiyi.

Beni bağlamaz. Ben daha yeni duydum. Ve çok sevdim.

İçerisine attığım listenin adı "bıkmayacaklarım" ( verdiğim adın iddiasına bakar mısınız?)

Gerek sözleri, (Ercan Saatçi yazmış sözlerini) gerek bestesi ki, Ozan Doğulu yazıyor jeneriğinde ve gerekse Ferhat Göçer diye, duygulu ses tellerine sahip olduğu ilk yekinişinde belli olan bir kardeşimiz.

Gerçektende dağılıyorum her dinlediğimde.

Aslında vardır ya medyamızda danışıklı, döğüşçü gazetecilik, falanı dinledim çok güzeldi, felan tiyatroya gittim harikaydı, şu film var ya acayip ağladım şeklinde reklâmsı edebi çalışmalar, Zinhar bu onlardan biri değil. Ne Ferhat'tan haberim var, ne benim hocamın damadı Ercan Saatçi'yi tanırım, ne de Ozan kardeşimin başka bir parçasını dinlemişliğim vardır.

Ben Neşet Ertaş, Ali Ekber Çiçek, Ahmet Gazi Ayhan dinleyip, o şartların yarattığı gecelerde alkole dalan, halk müzik dinleyicilerindenimdir.

Saz çalarım, piyanoda ege türküleri eşliğinde söylerim, (piyano eski karımda kaldı, unutmuş olabilirim o yeteneğimi) öyle biriyimdir yanlış anlaşılmasın.

Ama bu "Yastayım" gerçekten çok aşındırdı ruhumu.

Gerçi şarkıya konu sevgili gibi, benden önce ölmüş bir eski sevgilim yok ama sanki varmış gibi hicran yapıyor nazik bünyemde.

Listeye aldığımdan beri, paso alkol geceleri yapıyoruz ikimiz.

Sular kesik, otele müşteri almıyoruz, onların stokunu tüketiyorum, "Yastayım" ve ben.

Dinlemeyenler dinlesin, dinleyenler bir daha dikkatle dinlesin, para verip almak istemeyenler, hatta daha tembel olanlar benden istesin de, melankolik yalnızlıklarda peri perişan olmayım. Hiç değilse bu konuda bir örgütümüz olsun.

Yaşasın "Yastayım" dinleyicilerinin örgütlü ve alkol desteğinde ki birliği.

Eh sevgi ve kolaylıklarla artık.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yastayım'ın Bestesi Ozan Doğulu mu imiş? Ben bu besteye "Ancient Turkish Music" ile Constantinople grubunun albümlerinde filan rastladım. Yani beste asırlarca eski. Eğer kendi isimlerini koymuşlarsa ayıp etmişler.

Oguz Eren 
 23.07.2010 10:19
 

Yastayız hatta hastayız çünkü yasta olmaya gönüllüyüz mutsuzluk mutlu olmaktan daha kolay. Eyvallah boşverin demek kolay gibi görünsede zorda değil. Boşverin hayat güzel yaşayın ömrünüzün geri kalanını. anlaşılan epey yormuş çevre sizi ama yazarken eğlenmeyi bilmekte güzel. O yüzden sizi zevkle okudum. Başarılar...

camgobegi 
 19.08.2006 23:45
Cevap :
özür dilerim geç yanit verdim. Teknoloji özürlü biri olduğuma verin lütfen. teşekkür ederim öğütleriniz için.  22.09.2006 19:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 36
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 854
Kayıt tarihi
: 07.07.06
 
 

Basın Yayın Yüksek Okulu mezunuyum. Adalar'da yaşıyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster